Son 3 gündür, ben de her baba gibi, her ana gibi, her insan gibi, içimde
kekremsi bir buruklukla geziyorum.
Nereye gitsem, hangi yöne dönsem, morarmış bedeniyle yürümekte zorlanan o 17
aylık bebeğin hali geliyor gözümün önüne... Hastane odasında "Anne" diye
ağlayışını işitiyorum.
36 yaşındaki annesinin gözetiminde başına çöreklenmiş 40-41-69 yaşında 3 adamın
ona musallat oluşunu düşünüyorum.
Sonra kendimi bir çocuk pornosu filminin setinde yakalamışçasına silmeye
çalışıyorum bu görüntüyü hafızamdan...
Utanıyorum.
* * *
Biliyorum öfkelisiniz.
Bu vahşeti almıyor beyniniz...
Daha ne olduğu kesinleşmeden yolladığınız mesajlarınız beddua dolu:
Sapıkların yargılanmadan asılmasını, ibreti âlem için ortaya bırakılmasını
istiyorsunuz.
Onlar yaptıklarının cezasını çekse, acılar içinde darağacına gitse bir nebze
rahatlayacak, "Belalarını buldular" diye teskin olacaksınız.
Ben olamıyorum.
"Asalım" diye ilenen koroya katılamıyorum. Savcılık kapısında suratlarını
gizleyen bu adamlara bakarken hiddetten, nefretten çok derin bir yenilmişlik
duygusu sızlıyor içimde...
Sanki insanlık yolunda bir meydan savaşını yitirmişiz, vicdan kalesini tek
mızrak atmadan teslim etmişiz gibi bir mağlubiyet hissi bu...
Bir ricat haletiruhiyesi...
* * *
"Canavarlar" diye kükremek, sizi saplandığımız balçıktan kurtarıyor, vicdanınızı
rahatlatıyorsa deyin, rahatlayın.
Daha geçen hafta 7 kişiyi sebepsiz öldüren 2'liyi lanetlediğiniz gibi lanetleyin
bunları da...
İdam cezasını geri isteyin.
Ama şunu bilin ki, bu gördüklerimiz, yen açılınca içinden dökülen kırık
kollardır. Ve ulaşılmadık çocuk odalarında, sübyan koğuşlarında, yetiştirme
yurtlarında,varoş kuytularında, metropol zulalarında daha nice bebenin çığlığı
vardır.
Saflığın son kalesine, uyku vaktinde bir bebeğe tasallut edenlerin bilinçaltını
kazısak, mazilerine dalsak, belki benzer bir tasallutun acısı çıkacaktır
altından; belki asırlık ten yasakları, belki müşterisi bol internet tuzakları,
uyuşturucu batakları...
Belki de işsizliğin, yoksulluğun, umutsuzluğun darağaçları... "Mayamız sağlam"
masalıyla üstü örtülmüş aile günahları... Cehaletin şiddete, nefrete giderek
cinnete dönüşmüş karanlığı...
* * *
O yüzdendir ki ben, o küçük bedendeki her bir morluktan mesulmüşüm gibi acı
çekiyorum günlerdir...
Sokağa atılmış kadınlar için, onların çaresiz çocukları için, sefalet uçurumunda
tarumar olmuş hayatlar için hiçbir şey yapamamış olmanın acısıyla burkuluyor
yüreğim...
Bir fail yakalanınca, üzerimizdeki cümle laneti onlara yıkan koca bir suçlular
ordusuyuz biz...
Kuru pastalı günlerde olaya lanet okurken günde 1 saatini bir yuvada yetim
kulağına ninni söylemeye, bir öksüzün başını okşamaya ayırmayan, sokağa düşmüş
kadınlara barınak, kundaksız çocuklara kucak, işsiz yığınlara umut kapısı
açamamışken bu naçarlığın sonuçları karşısında afallayan, eğitim, sağlık, sosyal
güvenlik üçgenine dayalı sosyal devlet harcanırken kılını kıpırdatmayan,
televizyonda eğitimi gömüp teşhiri alkışlayan koca bir suçlular ordusuyuz.
* * *
İşte sonuç:
Balçık kokuyor ortalık...
Pompalı tüfekle gözünden vurulmuş günahsız bir genç, kuytuda taciz edilmiş masum
bir bebek, "Kaybettiniz" diye bağırıyor bize...
Hiçbir linç ya da idam hafifletemez acımızı... İyisi mi, bu tokatla kendimize
gelelim.
Vicdan kalesini tek mızrak atmadan teslim ettik.
Ve kaybettik.
Yen içinden dökülecek kırık kolları sarmanın zamanıdır şimdi...
Milliyet
04/11/2006