Benim bildirim genellikle eğretilemeli olduğu için sempozyuma katılan bazı
kişiler söylemek istediğim şey hakkında, özellikle de Mailer’den aldığım pasaj
üzerine şaşkınlıklarını dile getirdiler. Aşağıda, bildirinin kanıt olarak
gösterdiği, imlediği ya da dayandığı gerçeğe uygun on “tez”i bulacaksınız.
1. Eğretilemenin ne olduğu bir tek yanıtla asla belirlenemez. Sözcüğün kendisi
bugün, bizim benzerlik ve farklılık kavramlarımızın bütün belirsizliğinin konusu
haline geldiği için, benzerliklerin ve farklılıkların birbiriyle nasıl bir
ilişki içinde olduğuna değgin felsefi görüşlerin indirgenemez çokluğu, her
zaman, eğretilemenin ne olduğu ve ne olmadığı arasında farklı sınırlar üretecek
olan çelişkili tanımlamalar doğuracaktır. Dolayısıyla, donmuş, tek tanımlamalara
değil, bu “temelde tartışmalı kavramın” sınıflandırmalarına gereksinimimiz
vardır.
2. Bir eğretilemenin söylediği, kastettiği ya da yaptığı şey, bağlamının
değişmesiyle, bir dereceye kadar değişebilir olacaktır. Sempozyumdaki
bildirilerin herhangi birinde geçen her eğretileme, anlamın değişik ayırtılarını
(nüans) dile getirmek için yapılmış olabilir; onlardan her biri, ironinin kolay
sapaklarını kullanarak, söyler gibi göründüğü şeyin tersini söylemek için
yapılmış bile olabilir.
3. Bu tür dönüştürümler olsun ya da olmasın, alıcının yorum işlemi, dile
getirilen şeyin bir parçasıdır; konuşanın egemenliğinde yapılmış olan yorumlama
eylemi, bir “bağ” oluşturur, ki bu da “anlam”ın bir parçasıdır. Böylece
eğretilemeyi yorumlama eylemi, bizim eğretilemesiz olarak aldığımız bazıları
için gerçeğe uygun (literal; başkaları için normal olan şey) şeylere
bağlanmaktan hep daha yoğun olacaktır.
4. Böylece, bir eğretilemenin ne anlama geldiği sorusu aslında birçok farklı
sorudur. Eğer “anlam”la “bir sözcenin ortaya çıkardığı her şeyi” ya da “bir
konuşmacının dile getirdiği her şeyi” kastediyorsak, o zaman çoğu eğretilemenin
anlamı çoğu beyanın onayladığından, hatta eğretilemeli anlamların gizemli ya da
dile gelmez olduğunu ileri sürenlerden çok daha zengindir. (Donald Davidson’un,
bu anlam kavramı ile söylemek arasındaki kökten farklılığa dikkat edilsin.)
5. Buradan, herhangi bir eğretilemenin iyi olup olmadığı kararının, kaçınılmaz
biçimde onun bağlamına bağlı olduğu sonucu çıkar: sözlü ya da yazılı metinde
çevresinde ne vardır, kim kime ne amaçla söylüyor bu eğretilemeyi. Fakat
“bağlam” da bir başka tartışmalı kavramdır: farklı eleştirel amaçlar farklı
bağlamlar ortaya çıkarır, farklı bağlamlar yükler.
6. Belli bir toplumsal bağlamda belli bir amaç üzerinde anlaşanlar için değer
yargıları basit, açık, ve herhangi bir kimsenin bu belirsizlikler vadisinde akla
uygun olarak isteyebileceği kadar kesin olabilir. (bkz. yukarda ‘yayın balığı’.)
7. Bununla birlikte, tanınabilir bir eğretilemenin bilerek kullanımı (herhangi
bir normal dışılığın, herhangi bir değişmecenin bilerek kullanılmasında özel bir
durumdur bu) konuşanın karakteriyle ilgili yargıları kaçınılmaz bir biçimde
çağırdığı için, bu tür yargılar alışılmış anlamda basit ustalıklı yargılar
değildir. Hiçbir jüri üyesi eğretilemeyi yapan kişinin karakteriyle olan bu
uygunluğa karşı çıkamaz. Herhangi bir eleştirmen, belli bir eğretilemenin onu
yapan kişi üzerine ne ima ettiğini açıklayarak bu uygunluğu daha ileri yargı
düzeylerine taşıyabilir.
8. Yani ustalıkla ilgili yargılar her zaman karmaşıktır, ya da maksatlı
sorularla karmaşık hale getirilmeye yatkındır, maksatlı yargılarsa, bunları
üreten ve bunlar tarafından üretilen kültürlerde etkili olan karakter
yargılarını gerekli kılar. Hoşlandığımız eğretilemelerin çoğu, Mailer’inkiler
gibi, son derece karmaşıktır ve bizi “ustalık” konularının ötesine taşıyan
soruları düşünmeye zorlayan bağlamlar içine sarılıdır.
9. Karakterleri ve kültürleri yargılayacak eleştirmen için kaynaklar, bizim
bilinen “yazınsal eleştiri” kavramlarımızın düşündürdüklerinden çok daha
zengindir. Mailer’in en iyi eleştirisi, aynı olayların bir başka tarihi, değişik
eğretilemelerle yüklü başka bir tarih olabilir pekâla; ya da felsefi bir
araştırma, bir din alanı ya da epik bir şiir olabilir.
10. Kültürümüz için iyi bir ölçü, bu tür eleştiriyi yapabilme, yani Mailer’in
yaratıcı, cesur, fakat sonunda tersine işleyen patlamasıyla rekabet edebilecek
ve onu geliştirebilecek eğretilemeli vizyonlar yaratma kapasitesi olurdu.
İngilizceden çeviren: Mehmet H. Doğan
kitap-lık
Sayı: 65 Ekim 2003