|
İnsanlar konuşurken kelimelerini yerlere düşürüyorlar. Sonra da o kelimeleri
orada bırakıp gidiyorlar. Ya gerçekten düşürdüklerini farketmiyorlar ya
da
eğilip alacak kadar önemli bulmuyorlar onları. Bana sorarsanız her iki durumda
da büyük bir kayba uğruyorlar. Çünkü düşürdükleri kelimelere bir daha sahip
olamıyorlar.
Bunu söylerken, aynı harfleri yanyana getirip
telaffuz edemiyorlar demek
istemiyorum. Benim söylemek istediğim, aynı harfleri yanyana getirerek
söyleseler de söylediklerinin yere düşen o kelime olmadığı... Çünkü kelimeler
söylendikleri an ve durum için var olurlar. O anı ve o
durumu ifade ederler.
Onları hafızamızdaki bir sandıkta saklayıp yeniden hatırlayabilirsek uzun bir
ömürleri olabiliyor. Ama yere düşürür kaybedersek; bir süre sonra solgunlaşır ve
daha sonra da kuruyup giderler. Bizim kelimelerimiz
olmaktan çıkarlar.
Kaybolurlar. Sonradan aynı harfleri yanyana getirmeyi başarabilsek de, aynı
kelimeyi söylemeyi başaramayız. Başka bir anı ve başka bir durumu anlatır yeni
kelimemiz.
Dolayısıyla başka bir
cümlenin parçasıdır. Onunla eski cümlelerimizden kalan
boşlukları dolduramayız. Çünkü anlamlar yama tutmaz. Eksilmiş bir cümle bir daha
tamamlanamaz. En iyisi söylerken kelimeleri hiç yere düşürmemek, cümleleri hiç
eksik
bırakmamak...
Söylediklerini biriktirmeyenler, gün gelir söyleyecek yeni bir şey bulamazlar.
Bu durakta neden beklediğimi bilmiyorum. Çünkü bu duraktan geçen otobüslerin
seferleri çok zaman önce
durduruldu. Üstelik benim de bir yere gideceğim filan
yok. Yine de gelip hergün birkaç saat bu durakta oturuyorum. Belki bir otobüs
yolunu şaşırıp gelse ve önümde dursa, binip bilmediğim bir yere doğru giderdim.
Ama ihtimaller
dünyasının böyle eğlenceli ihtimallere pek yüz vermediği de
ortada. Otobüsler genellikle yollarını şaşırmıyorlar.
Dünyayı dolduran insanların tamamına yakını otobüslerin hangi duraklardan
geçtiği ve kendilerinin nereye gitmek
istediği gibi konularda bir fikirleri
oluyor. Benim gibiler istisna!.. İhtimaller dünyası neden işini gücünü bırakıp
benim gibi istisnalarla uğraşsın! Neyi beklediğini ve gidecek bir yeri olup
olmadığını tam olarak bilemeyen biz istisnalar; adımız
üstümüzde, kayda değer
sayılara ulaşıp çoğunluğun yaşamak hakkındaki kararlarını etkileyemeyi
denemiyoruz hiçbir zaman. İstesek de bunu başaramayız zaten. Ne onların
yapageldiklerinin dışında bir arayışları var, ne de bizim onlara
ayıracak kadar
vaktimiz.
Bizim bütün ömrümüz, otobüslerin geçmediği duraklarda, gemilerin yanaşmadığı
rıhtımlarda, trenlerin uğramadığı istasyonlarda ve kimselerin görünmediği
pencerelerde oturup beklemekle
geçiyor. Bu bekleme hali, uzun süren bir öğle
sıcağı gibi titreşerek bütün ömrümüzü dolduruyor bizim.
Mürekkebin de bir kaderi var mutlaka. Herşey gibi...
Durmadan kolları hayata sıvalı ve gönlü kanat çırpmaya
hevesli bir halde
yakalanan bu tedbirsiz kalem; daha yazmaya başlamadan çürümeye yüz tutan bu
sayfalara daha fazla ne yazabilir?
Her fırsatta yüzüne vurulan bitmek bilmez sürgünlüğünden başka...
|