Hıfzı Topuz ağabeyimiz yıllarca 'Afrika uzmanlığı' etmişti de, bu özelliği
bizim buralarda kimsenin ipinde olmayınca işi 'Osmanlı kadınları uzmanlığına'
çevirmişti...
Laf aramızda, bendenizin Afrika bilgisi de epey zayıftır. Afrika deyince aklıma
'bir türlü gelişememek' geliyor. Sömürgelik öylesine bellerini bükmüş ki,
bağımsızlık dönemleri hep darbeler, iç ve dış savaşlar dönemi oldu. Birbirlerini
yemekten, kalkınmaya zaman bulamadılar (Allah Allah, bu size bildik bir ülkeyi
hatırlatmıyor mu?)
Gene laf aramızda, ben de Togo ile Ghana'nın farkını bilmem, Nigeria ile Niger
niçin birbirine benzer de benzemez, anlamam.
Türkiye'de de, 'Amerikalı olmayan asıl zenci' denilince, ya eski radyo dizisi
Uğurlugiller'in ünlü Arap bacısı Tevfik Gelenbe, ya Yeşilçam filmlerinde Dursune
Şirin hatırlanır, ya yabancı futbolcu, ya da uyuşturucu torbacısı.
Adam Afrikalı değil ama, aklıma takılan diğer bir konu: Marco Aurelio, devşirme
yöntemiyle Mehmet Aurelio adını aldı ve Türk oldu ama sünnet de oldu mu? Ne
dersin sevgili Fener camiası, şunu Saracoğlu Stadı'nda cambazlar, hokkabazlar ve
de kırk bin seyirci eşliğinde kestirelim mi? Aziz Yıldırım, İbrahim Tatlıses'i
de çağırır... Ayıp olur derseniz Dereağzı Tesisleri de uyar, Mehmet'in çeyrek
altını benden...
Öte yandan, örneğin bir Appiah'ın sünnetini tasavvur etmek dahi istemiyorum.
Döner bıçağı ya da balta değil, belki ormancı hızarı gerekebilir. Doktora da
yazık.
Paris'te de Kara Afrika insanlarına pek sokulmazdım, ürkerdim belki de. Bu,
'kafasını usturayla kazıtmış zenci karılara' pek meraklı merhum Attila İlhan'ın
alanıydı... Üstadın en esaslı numarası da şuydu: Kadın sanıyorsun, bir de
bakıyorsun, 'dumanları tüten bir kobra yılanı gibi' bir şeyle karşılaşıyorsun!
Diyalektiğe gel ağabey.
Oralarda okuyan Afrikalı genellikle kendi ülkesine başbakan falan oluyor,
okumayan da ya taksi şoförü ya belediye çöpçüsü.
Geçen hafta bir zenci şoföre düştüm.
'Tip olarak', bizim Reha Muhtar'ın iyice kararmışı ve Berber Feyzi tarafından
saçı kısaltılmışı gibiydi...
Havaalanından, Roissy bölgesinden Stade de France çevresine, yani otoyolun şehri
çevreleyen 'periferik' bağlantısına kadar hiç ağzını açmadı. Oradan başlayarak
otele kadar da hiç susmadı. Ne ki, sustuğu bölüm trafiğin hızla aktığı ve
çarçabuk geçilen anayola, konuştuğu bölüm de dur kalk dur kalk, adım adım, gıdım
gıdım ilerlediğimiz tarafa ve şehir içine denk düştü.
Abanoz siyahı bir adamdı, üstelik kendisinde Fransızca da berbat.
Elbette George W. Bush'tan da nefret ediyordu.
Ondan nefret etmekle kalmıyor, Usame ve adamlarının 'niçin bu herifi bir türlü
öldürememiş olduklarına' hem şaşıyor hem kızıyordu.
Sonunda, 'günümüzün gençliğinde hiç iş yok mösyö' dedi, 'ortalıkta doğru dürüst
katil kalmadı'...
Türk olduğumu öğrenince de ayrıca kızdı bana.
'Ne bokuma ille de Avrupa Birliği'ne girmek istiyorsunuz' dedi, 'bu
pezevenklerin arasında ne işiniz var? Koskoca bir imparatorluk kurmuştunuz,
yakışıyor mu size bunlara teslim olmak?'
'Bunlar gelip el koymadan önce Afrika'da da büyük zenci imparatorlukları varmış'
dedim.
'Evet ama,' dedi, 'şimdi onların torunları bir beyaz kadın düşürüp yattıkları
zaman adam oldum sanıyorlar!'
Hani hep eleştirirsiniz ya, niçin halkın bilmemnesine eğilmiyorsun diye, alın
size Afrika halkının sesi.
Akşam
17/09/2006