Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldıktan sonra Orhan Pamuk ve Ödül konusunda ne
düşündüğümü özellikle yazmadım; -şu övgü ve yergi histerisi sone ersin de ondan
sonra diye!- Övenler ve yerenler de, sanki daha önceden hazırlanmış gibiler ve
aşağı yukarı kimlerin ne söyleyeceğini önceden kestirmek de mümkündü elbet.
Ama şu var ve bence son derece önemli: Kamuoyu ve medya önünde göklere
çıkaranlar da yerin dibine batıranlar da, ne hikmetse, ne düşündükleri
kestirilebildiği halde, Orhan Pamuk hakkında lehte veya aleyhte tek satır
yazmamış olanlar! Ben ne Yıldırım Türker'in Pamuk'u edebi yanıyla öven bir
yazısına rastladım ne de Alev Alatlı'nın Pamuk'u eleştiren bir yazısına!.. İyi
ki Pamuk, Nobel Edebiyat Ödülü'nü aldı da biz onların bu konudaki düşüncelerini
öğrenmek bahtiyarlığına eriştik…
Bakınız, son on beş yıldan beri Orhan Pamuk'la ilgili en az 20 yazı yazdım; onu
en ağır biçimde eleştirenlerden biri de benim. Onun Oryantalist bir yazar
olduğunu, kendisini, Edward Said'in deyişiyle, bir 'sömürge entelektüeli' gibi
konumlandırdığını; Osmanlı ve İslam geleneklerini bir 'decorum' olarak
kullandığını, dolayısıyla da Doğu/Batı sorunsalını romancılıklarının temelkoyucu
meselesi olarak ele alan Ahmet Hamdi Tanpınar ve Oğuz Atay'la kıyaslandığında,
'meselesi olmayan' bir yazar olduğunu; Türk insanını adam yerine koymadığını,
'Beni bir Batılı gözlemci anladığı zaman memnun olurum.' diye yazdığını,
defalarca, yazdım ve söyledim. 'Şiirim Gibi Yaşadım'da, şayet Nobel Ödülü'nü
alırsa, 'Otuz bin Kürt ve bir milyon Ermeni öldürdük!' sözünün, Nobel'i
değersizleştireceği kanısında olduğumu da açıkladım. Bunlar, benim gerek
okurlarım gerekse beni tanıyanlar tarafından bilinen şeyler!
Dahası, Nobel Ödülü'nde, lobicilik faaliyetinin de göz ardı edilmeyecek ölçüde
ağırlık taşıdığı da ortadadır. Bu sadece Pamuk için değil, Nobel Ödülü alan
birçok yazar için geçerli. Pamuk olayında da, özellikle onun 'literary agent'i
olan Andrew Wyley'in çalışmalarının da payı vardır elbet. Yine daha önce de
yazdım, hatırlayanlar olabilir: Pamuk'un 'literary agent'i Wyley'i, o çevreleri
tanıyan bir Amerikalı dostuma sorduğumda (ki bu, bundan beş yıl önce oluyor!),
Wyley için yaptığı değerlendirme şu olmuştu: 'He is a killer!..' Bu, Amerikan
slang'ında 'uçan kaçan onun elinden kurtulmaz!' anlamına geliyor: Wyley'in,
özellikle son on yıldır Orhan Pamuk'un Amerika'daki promosyonu için elinden
geldiğini yaptığını da yakından biliyorum…
Sözü şuraya getirmek istiyorum: Kamuoyu ve elbette anlışanlı Türk medyası
Pamuk'a Nobel Ödülü'nün ya edebi değeri ya da siyasi duruşu nedeniyle verildiği
konusunda ikiye ayrılmış bulunuyor. Bir meseleye bu kadar basit ve affınıza
mağruren söyleyeyim, bu kadar cahilce bakmaya bundan daha iyi bir örnek
bulunamaz.
Pamuk'un Nobel Ödülü'nü almasında sadece bu iki etken ya da bunlardan biri
belirleyici değildir; -olamaz da!.. Orhan Pamuk'un gerek AB konusunda gerekse
Ermeni meselesindeki siyasi duruşu, onun öteden beri ve artık gizlemeye gerek
görmediği 'Oryantalist' dünya görüşünün bir içermesidir; dolayısıyla, 'otuz bin
Kürt ve bir milyon Ermeni öldürdük!' sözünü, onun Oryantalist dünya görüşünden
bağımsız bir tavır-alış olarak değerlendirmek budalalıktır: O, dünya görüşü
gereği, Avrupa ondan neyi duymak istiyorsa onu söylemektedir;- o kadar!
Demek o ki, Pamuk'un Nobel'i alışında, sadece edebi değeri ya da siyasi
demeçleri değil, onun Oryantalizminin, onun 'Literary Agent'inin yıllardır
Pamuk'u öne çıkarmak için yaptığı çalışmaların (dergilere kapak olması, hakkında
yazılar yayımlanması vs.vs.), ve elbette onun çevirmenlerinin de ağırlığı
vardır.
Ama elbette sonuca bakmamız gerekiyor: Bu etmenlerin birbirlerini nasıl
belirlediklerini, kısaca Nobel Edebiyat Jürisi'nin kamuoyuna açıklanan ödül
gerekçesinin, Jüri'nin gerçek niyetini birebir temsil edip etmediğini
bilemediğimiz sürece, 'bu ödül siyasi nedenlerle verilmiştir', 'yok hayır edebi
değeri dolayısıyla verilmiştir', türünden tartışmaların hiçbir kıymet-i
harbiyesi yoktur. Atı alan Üsküdar'ı çoktan geçmiştir çünkü!
Zaman
29/10/2006