Şiddeti kafalarındaki hain planları uygulamak için bonkörce kullananların,
ellerindeki bu tehlikeli silahın, istedikleri anda emniyete alıp kılıfına
sokabilecekleri bir şey olmadığını anlamaları çok zaman almayacak.
Çünkü yaşadığımız çağ bir hız çağı ve bu çağda iyiliğin de, kötülüğün de meyvesi
çabuk alınıyor. Şiddet, bir kültür olarak kişilik sarsıntıları içindeki modern
insanı etkiliyor, bir kültür olarak bütün öfkeli ruhlara virüsünü bırakıyor.
Bugün iletişim teknolojileri aracılığıyla şiddet bir eğlenceye, öldürmek bir
sanata, katletmek beceriye, cinayetler skora dönüştürülüyor.
Modern dünya hakkında sayfalar dolusu dikenli cümle kurabilirim. İnsan ruhunu
neye çevirdiğiyle ilgili bir çok tespitte bulunabilirim. Ama herhalde şundan
daha acısını söyleyemem: Modern dünya, insanın içini boşaltıyor. İnsanı içsiz
bırakıyor, boş bir kabuk haline getiriyor. Söylenebilecek hiçbir akademik
tekerleme beni bu fikrimden döndüremez. Çünkü Türkiye'nin mütemadiyen bu kıyıcı
vakuma çekildiği çok uzun yıllar yaşadım.
Etrafımdan, hayatımdan, ülkemden, birlikte yaşadığım insanlardan nelerin
eksildiğini canım yanarak gördüm, izledim. Bugün dünya her şeyi birbirine
katarak çılgınca dönüyor. Ve görüyorum ki, endişe verici bütün süreçlerin
altında insanların imzası var. Dünya ya da hayat, tabiatları üzere, fıtratları
üzere yola devam ediyor. Her şeyi bozan, her şeyi çürüten, her şeyi eksilten,
azaltan biziz.
Bu yeni dünyanın öncüsü Amerika... Yani kılavuzumuz karga... En gelişmişinden
başlayarak bütün toplumlar anlaşılması ve çözülmesi zor bir cinnet düğümüyle
düğümleniyorlar. Gazeteleri açıp bakın; her gün akıllı uslu insanların asla
anlam veremeyeceği yüzlerce haber üretiyor artık dünya. Başrolde yine hep
insanlar var.
Artık bizim öğretmenlerini sınıfa çekip tartaklayan, kafa bulan, yerin dibine
sokan liseli öğrencilerimiz var. Gazeteler bunun münferit bir olay olmadığını,
bu vahim durumun çok yaygın olduğunu söylüyorlar. Yapılan araştırmalar, yine
lise öğrencilerimizin yüzde 66'sının alkol, yüzde 26'sının uyuşturucu
kullandığını ortaya koyuyor. Etek boyu kısaltmak ve cebinde falçata taşımak
kültürlerinin temel göstergeleri...
Araştırmalar azınlık olmadıklarını gösteriyor. Onları sınavlardan sınavlara
sürüklemekle geleceğe hazırladığımızı zannediyoruz. Acaba nasıl bir geleceğe?
Modern dünyanın öncüsü Amerika'ya bakıp yakın geleceğimizi görelim. Son on beş
gün içinde 3 ayrı eyalette lise katliamları yaşanmış. Uzmanların söylediğine
göre Amerika için bu türden hadiseler rutin hale gelmiş. Yani Amerika yeni
Columbine'ler klonluyor. 1999 yılında hiçbir sivriliği olmayan iki sıradan
öğrenci Columbine Lisesi'ne gelerek makineli silahlarla önlerine gelen herkesi
taramışlardı. Tam 15 öğrenci öldü. O günden beri benzer olayların ardı arkası
kesilmedi. Amerika'nın liselerinde artık okullara metal dedektörlerden ve
aramalardan geçerek giriliyor. Bir çok okul polislerce korunuyor. Ancak çözüm
yok. Lise cinnetleri ve cinayetleri sürüyor.
Aileler bu tüyler ürpertici olayların endişesiyle yaşıyor. Çocuğunu okula
göndermek istemeyenler var. Hatta bazı ebeveynler, büyük şehirlerdeki okulları
ele geçiren uyuşturucu, alkol gibi tehlikelerden çocuklarını koruyabilmek için
daha küçük ve güvenli bölgelere taşınmaya başladı. Oysa Columbine Lisesi de öyle
bir yerdeydi. Amerikalı yetkililer, güvenlik tedbirlerini nasıl
arttırabileceğini, ihbar mekanizmasını nasıl etkili hale getirebileceklerini
tartışıyorlar.
Gelin biz insana ne yaptığımızı tartışalım. Bu soğuk çağda insanların nasıl içi
boş, nasıl ruhsuz, nasıl taş kadar sert ve nasıl yapayalnız kaldıklarını
konuşalım. Bunu yapmazsak, bizim liselilerimiz de yakında kendilerini aşacaklar,
“Küçük Amerika”nın küçük amerikalıları olacaklar.
Nasıl, “Amerika kurşunu kendi ayağına sıkıyor!” filminin fragmanını sevdiniz mi?
Yenişafak
09/10/2006