Toronto Film Festivali'nden "Kültürel Yenilik" ödüllüyle dönen "Takva" Altın
Portakal Film Festivali'nde dokuz ödülün sahibi oldu. Oyuncu, senaryo, müzik,
görüntü, kostüm ve sanat yönetmenliği gibi bir çok daldan ödül alan film dini
duyguları çok kuvvetli bir adamın gerçek dünyada içine düştüğü
maddiyat-maneviyat açmazını konu ediniyor.
Özer Kızıltan'ın yönetmenliğini yaptığı Erkan Can, Güven Kıraç' ın başrollerinde
oynadığı Takva'nın ödüllü senaristi Önder Çakar'la konuştuk.
50 yaşından sonra İslami öğretilerin içine giren babanızı anlama çabanız sizi
nasıl 'Takva'ya götürdü ?
Bundan dört beş sene öncesine dayanıyor filmin hikayesi. Devrimci mücadele
içerisinde başıma birtakım sorunlar gelmişti. Cezaevine girmiştim, o dönem amcam
ölmüştü, acılar sıkıntılar üst üste gelince babam kendi işlediği günahlardan
dolayı ailesinde sevdiği fertlerin kötü duruma düştüğünü düşünüp, dükkanını
satıp işini gücünü bırakıp bir tarikata mensup olmadan, ama bir tarikata da çok
paralel yaşayarak kendi evinde inzivaya çekildi. Bütün olan bitenlerden de
kendisini sorumlu tutuyordu. Neredeyse 12 Eylül'den bile... Tekrar eski
zorlukları yenince babam bunu yaşadığı inzivai hayatın bir hediyesi sandı. Benim
babam Müslüman, ben bir devrimciyim.
Ama babamı çok seviyorum. Babamın bu
düşünce tarzıyla ilgilenmeye, onunla konuşmaya başladım. Babam sonra kanser oldu
ve üç sene önce de kaybettik. Türkiye'de yarı saçma döküntü kapitalist sistemde
meseleye babam gibi bakan, saf, iyi olmaya çalışan bir insan bunu ne kadar
başarabilir diye bir hikaye yazmak geldi aklımıza. Yeni Sinemacılar olarak bu
hikayeyi geliştirdik ve ortaya bir senaryo çıktı. Erkan Can'ın bu rolü daha iyi
oynayacağını düşündük. Erkan Can'a göre rolü adapte ettik. Özer'le de (Kızıltan)
bu projeyi daha da geliştirdik. Almanya'dan Fatih Akın'ın şirketi Corozan'la bu
filmin yapım koşullarını yarattık ve filmi çektik. Çok uğraştık ama ortaya
sağlam, güzel bir film çıktı. Bence ideolojisi de iyi filmin.
Takva ne anlama geliyor ?
İnsanın kalbindeki Allah sevgisiyle Allah korkusunun birbiriyle dengesi...
Allah'ı çok sevip az korkmayacaksın. Çok korkup az sevmeyeceksin. Eşit derecede
korkup seveceksin. Bu İslam felsefesinde yeri olan bir terim. Muharrem
karakterinin başına gelen olaylarla da alakası var. Yoksa filme dini hava
vermesi için konulmuş bir isim değil. Takva hakikaten filmi seyredenler de
görecek, hikayeye çok denk düşen bir kelime. Hatta başka bir dilde tercümesi de
yok. Türkçe'de bile ne demek olduğunu bir paragrafla anlatabiliyorsun.
Filminiz için dergâhları ziyaret ettiniz, zikirlere katıldınız. Size
yaklaşımları nasıl oldu ?
Bizi çok iyi karşıladılar. Zaten gittiğimiz hiçbir dergâha kendi kimliğimizi,
yapmak istediğimizi gizlemeden gittik. Sinemacı olduğumuzu, bir film
çekeceğimizi, bununla ilgili araştırma yaptığımızı söylüyorduk. Bunları
söylememize rağmen o insanlar nasıl film çekeceksiniz, verin senaryonuzu bir
okuyalım gibi sansürcü bir zihniyetle hiç yaklaşmadılar. Yedi sekiz ayrı dergâha
gittim. Hepsi durdukları yeri çok doğru ve net gördükleri için zaten kötü
niyetli de olsan onlara çok zarar veremeyeceğini düşünüyorlar. Hiçbir sorun
olmadı, ellerinden gelen yardımı yaptılar.
Peki bu durum sizi şaşırtmadı mı ?
Aslında Türkiye'de azınlık olmadıklarını düşünmekle beraber iktidardan
kendilerini uzak görüyorlar. Oy potansiyeli olarak iktidardaki partilere oy bile
atsalar sanki iktidarda olan bitenle hiç alakaları yokmuş ya da iktidarın
uygulamaları bizzat bunlara yönelik değilmişcesine yaşıyorlar. Başka bir ülkede
gibiler... Kendi oldukları yerden kendi biçimleriyle cevap veriyorlar. Bu bana
ilginç geldi. Bu ülkede yaşıyorsun ve her fikre biraz şüpheyle yaklaşmak
bilimsel bir bakış açısı. Ama onlarda şüpheye hiç yer yok.
Muharrem karakterine siz nasıl bakıyorsunuz ?
Muharrem hepimiz gibi bir insan. Hataları, eksiklikleri, korkuları, zayıflıkları
var. Çok korkuyor. Hayatta tek amacı iyi olmak. Bütün yaşamı boyunca çalışmış
bir adam. Muharrem'i bu anlamda seviyorum, ama Muharrem'den nefret de ediyorum.
Çünkü eline gücü, iktidarı ve parayı geçirir geçirmez başkalarının hayatlarına
müdahale etmeye başlıyor. Biri içki içiyor diye, birine saçı uzun diye kızıyor.
Kosovalı olan çırağına, bayrağının bu bayrak, ülkesinin bu ülke olduğunu
söyleyerek onu asimile etmeye çalışıyor. Sonra bütün bunları fark edip meczup
oluyor. Muharrem dolarla Allah inancını bir araya koyamıyor. Kosova'da,
Filistin'de ölen Müslümanlar umurunda bile değil. Kendi küçük dünyasında yaşıyor
ve aslında hiçbir şeye hayır demiyor.
Bazı sinema eleştirmenleri filminiz gösterime girdiğinde "kıyamet kopacak"
diye yazdı. Sizin buna tavrınız ne olacak ?
Filmi izleyenler de filmi beğendiler. Hatta Yeni Şafak gazetesinden bir muhabir
basın toplantısında, laik olduğunu söyleyen bir bayanın filmle ilgili çok
olumsuz görüş belirtmesine karşı çıkıp, filmi savundu. Filmle laik-Müslüman
çatışması yaratmak, bunu göstermek, bunu kaşımak değildi amacımız. Zaten
izleyince seyirciler de görür. Filmin asıl amacı sıradan bir insanın
maneviyatıyla maddiyatının çatışması. Bu ülkede yürütülen saçma sapan
laik-Müslüman kavgasıyla filmin hiçbir alakası yok. Fikri o değil.
Filminizi yapmanızın nedeni için "kültürel diyalogsuzluk" demişsiniz. ..
Aslında Takva'ya Müslümanların iç filmi gibi demek daha doğru. Müslüman bir
ülkede yaşıyoruz. Kültürlerinden biri de Müslümanlık kültürü. Nasıl Yeni
Sinemacılar olarak Mardin Midyat'ta Kürtleri ve Süryanileri konu alan bir film
çekiyorsak ve aslında biz Kürt veya Süryani değilsek fark eder mi? Çekebilirim
yani... Benim ülkemin kültürel parçalarından biri. Gidip orada da Maruf diye
film çektim. Gemici değiliz biz, gemilerde hiç yaşamadık, ama Gemide isimli bir
film çektik. Laleli'de Bir Azize diye film yaptık. Laleli'deki o hayatın bir
parçası değiliz ama oralarla ilgili bir film yapıyoruz. Müslümanlarla da ilgili
bir film yaparız ve onların bir parçası olmamız gerekmiyor. Hem ülke sınırları
içerisinde hem de evrensel anlamda dünyada Müslümanlarla Batı diyalogsuzluğunun,
iki kültürün birbirine karşı olanca kininin arttığı bir dönemde böyle bir film
yapmak lazım diye düşündük.
Filiminiz dolayısıyla İslami çevreleri gözlediniz... Bu açıdan İsmailağa
cinayeti ve onun üzerinden yapılan tartışmalar hakkında ne düşünüyorusnuz ?
İsmailağa Cemiyeti Türkiye'nin en köklü en siyasi tarikatlarından birisi.
Nakşibendi tarikatının Hamidiye kolu. Radikal düşünceleriyle tanınıyor.
Radikalizmi peygamberin sünnetine uygun yaşama düşüncesinden kaynaklı... Silahlı
bir eyleme kalkıştığı ya da iktidarla sorunu olduğunu düşünmüyorum. İsmailağa
Cemaati benim bildiğim kadarıyla mevcut siyasal düzeyde yasal olan hem Milli
Selamet'e hem de AKP'yi desteklemiş düzen dışında başka bir oluşuma yönelmiş bir
organizasyon değil. İsmailağa cemaatini oluşturan insanlardan mı bahsedeceğiz?
Eğer onlarsa onlar çok yoksul insanlardır. Umutları ve ümitleri gitgide
tükenmekte...
Kendilerine İstanbul'un orta yeri Fatih'te vebalı diye bakıldığını,
dışlandıklarını, toplumun hiçbir katman ve kategorisi tarafından kabul
edilmediklerini bilerek yaşıyorlar. Onların sorunlarını ve dramlarını ayrı
konuşmak lazım. Ama üstyapısını konuşmak ayrı bir durum. İki insan öldü sonuçta.
Biri din hocası öbürü de onların meczup dediği ya da senin benim gibi insanların
tıbbi yardıma ihtiyacı olduğunu düşündüğümüz insanlar. Birçok neden var, sadece
iktidar meselesi değil. İktidar mücadelesi diye kapatamayız. Müslümanlar biraz
bu dünyaya yalan dünya diye bakıyorlar. Bu dünya o kadar kötü ve o kadar sınav
yeri ki bizim gerçekten mutlu olabileceğimiz, bizim gerçekten huzur ve refah
içerisinde yaşayabileceğimiz bu dünya değil diye düşünüyorlar. Öbür dünyanın
öyle olduğuna inanıyorlar. Bu dünyada cinayet işlemek ya da ölmek çok özel bir
durum değil bu felsefe için.
Bunun bir sorun olduğunu söylememek sorumsuzluktur. Olaylara adi vakalar gibi
bakmak da acizliğin bir göstergesidir. Bir de bu yoksul insanların inanç
sistemlerinde birileri tarafından mağdur edilebileceği gerçeğini biliyoruz. Bunu
yapan sen ben şu bu değil. Bizzat yönetenler yapıyor. Allah'ına, peygamberine
inanarak yaşasın, kim ne diyecek? Kim ne diyebilir? Kimin hakkı var?
Tarikat-siyaset ekseninde Türkiye'nin bugünkü durumununa ne diyorsunuz ?
Türkiye Cumhuriyeti, kurulduğundan bugüne bir rahat yüzü görmedi. Hep mutlu bir
azınlık yaratmak kaygısı taşındı. Tarikatları besledi elbette. Her türlü
gericiklikle uzlaştı ve uzlaştığı şeylerden biri de buydu. Şimdi bu tarikatlara
Allah sevgisi ve korkusuyla katılanlar var. Bu sevgiyi inancı güveni tamamen
Türkiye'nin siyasal yapısında kullanıp siyasal bir güç haline dönüştürmek
isteyen kötü niyetli insanlar var. Ve bunlar da işin kötüsü dünyanın her yanında
varlar ama bizim ülkemizde bir farkı var ki bunlar iktidardalar.
Mistisizme, sufizme samimiyetle inanan insanları yanlış maniple ederek yanlış
yönlendiriyorlar. Türkiye'nin en dinci olduğunu söyleyen partileri bile
Afganistan'a, Lübnan'a asker gönderiyorlar. Bu Müslümanların beyninde
yarılmalara neden oluyor. Adam Allah sevgisiyle Allah korkusuyla Erbakan'a ya da
Tayyip Erdoğan'a oy vermiş. Bizim filmimizdeki Muharrem büyük ihtimalle onlara
oy atardı. Ve herhalde dünyadaki Müslümanları koruması için de ona güvenirdi.
Hem kendisini korumasını isterdi başbakanı olarak hem de diğer din
kardeşlerini... Amerikan'ın asker olmasını isteyince beyni yarılıyor. Ne oluyor,
ne yapıyoruz diye? Maneviyatla kapitalizmin çatışması denen şey bu zaten.
Altın Portakal Film Festivali'nde yarışan filmlere bakarak Türk sinemasının
bugününü nasıl değerlendiriyorsunuz ?
Sinema kalitesi açısından çok iyiydi. Toronto'da olduğum için ben biraz geç
katıldım ve filmlerin hepsini izleyemedim. Ama biz bir ekibiz ve arkadaşlarımız
tüm filmleri izlediler. Türk sinemasının çok iyi bir yolda olduğunu ve çok iyi
performanslar sergileyeceğini düşünüyorum. Bu seneki festival umut vericiydi.
Antalya halkıyla film festivalinin hiçbir ilişkisi yok. Bu bir sorun, ama benim
bahsettiğim bu değil.
Toronto Film Festivali'nde "Kültürel Yenilik" ödülü almanız sizin için ne
ifade ediyor? Ve Takva'nın yurtdışı serüveni devam edecek mi ?
Filmden gerçekten çok etkilendiler. Bütün seansları dolu oynadı. Bilet
kalmamıştı... Filmi izleyenler filmin fikrini çok beğendiler. Bu da çok hoşumuza
gitti. Akabinde bir de ödül geldi. Ödülün veriliş nedeni de bizi gururlandırdı.
Sinemada yenilik ve cesaret ödülü... Bu ünvanla bir ödül verilmesi biz Yeni
Sinemacıları çok sevindirdi. Filmimiz şubat ayında Berlin Film Festivali
Panoroma bölümünde ve davet aldığımız birçok festivalde gösterilecek.
Evrensel
Söyleşiyi Yapan Ulaş Emre