Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 91 Üye Adayı ve 7 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Karakutu Forum Son Başlıklar

 Bilginin Muğlaklığı
 TARAF OLMAK !
 Divan edebiyatı üzerine konuşalım
 Her şeyi açık etmek
 Futbol Sadece Futbol Değildir
 Antonio Machado
 LAİKLİK YA DA ...?
 Sevmek ya da Sevmemek...
 SAKSI ÇİÇEKLERİ
 Siyasal Simge olarak Türk Bıyık Çeşitleri
 Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar
 Osmanlı'dan Miras- Türkiye'de Yönetici Sınıflar
 MÜSLÜMAN ESKİSİ
 İstihzanın psikosu..
 MİLATLARIMIZ
 Sanatçı küstahtır
 RODİN VE CLAUDEL=TRAJİK BULUŞMA
 Firavun, Musa ve deveyi kesen 9 kişi
 İdeoloji ve İdeolojik İnsan
 Aynalı sazan parlıyor...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Üyelerimiz
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin

(Üye olabilirsiniz!)
Üyelik:
Son Üyemiz: canejackie
Bugün: 0
Dün: 3
Toplam: 20785

Şu An Bağlı:
Üye adayı: 91
Üyemiz: 7
Toplam: 98

Şu An Bağlı:
01 : kemal1957
02 : solipsist
03 : greenstone
04 : eylem
05 : elifmimnun
06 : estonhxt
07 : emini

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Ahmet Altan: Şeriatın başkenti... Bugün İstanbul yok.
Tarih: 27.08.2006 Saat: 06:55 Gönderen: karakutu

 

Müziği de yok, mutfağı da yok, kendine has tasavvuf imbiğinden geçmiş Müslümanlığı da yok, mimarisi de yok, adabı da yok.

Ölçüsüz ve örneksiz bir toplumun hoyratlığı var sadece.

Bir halife tarafından yönetilen bir şeriat ülkesi olan Osmanlı’nın başkentindeki o hoşgörülü Müslümanlığı bugün görebiliyor musunuz?

Bir şehri zaptetmek zor iştir. Hele yüzlerce yılda defalarca kuşatılmış, saldırıya uğramış, kendini savunmayı öğrenmiş, geniş surlarla ve denizlerle çevrili bir şehri zaptetmek daha da zordur.

Fatih Sultan Mehmed akıllı ve ihtiraslı bir adamdı.

Peygamberin rüyalarına girmiş bir şehri almak onun için yeterli değildi.



O İstanbul’u almak değil, İstanbul’un ruhunu ele geçirmek, yeniden şekillendirmek ve ona sahip olmak istiyordu.

Büyük İskender’in Yunan kültürüyle diğer kültürleri karıştırarak kurduğu Hellen Uygarlığı gibi bir yeni uygarlık kurmak istiyordu sanırım.

İstanbul’u aldığında, kendisiyle çarpışmış olan Bizanslı komutanları ve Bizanslı saray erkanını yanına alarak onları Osmanlı’ya kattı.

Anadolu’nun her yanından kendi işlerinde başarılı olmuş zanaatkarları İstanbul’a topladı.

Yeni bir uygarlık için İstanbul’da yeni bir harç kardı.

Osmanlı, Bizans, Ceneviz, Türk, Ermeni, Yahudi, Rum, Kürt, Arap, levanten bu yeni başkentte yeni bir kültür oluşturdu.

İmparatorluğun diğer bölgeleri, özellikle Anadolu İstanbul’a ayak uydurmakta zorlansa da, bu kentin kültürü herkesin örnek aldığı, benzemeye çalıştığı, imrendiği bir insan türü ve kozmopolit bir hayat tarzı yarattı.

"İstanbul beyefendisi" de, "İstanbul kabadayısı" da, "İstanbul kadını" da bütün Osmanlı için bir efsane haline geldi.

Fatih Sultan Mehmed, bir toplum ve bir kültür için en önemli şeyi, "benzenilmek istenen örneği" yaratmıştı.

Doğu Roma İmparatorluğu’nun başkentinden sonra Batı Roma İmparatorluğu’nun başkentini de ele geçirerek bütün dünyayı saracak büyük bir imparatorluk ve içinde hem doğunun hem batının değerlerinin bulunduğu evrensel bir kültür yaratma hayali, gizemli ölümüyle yarıda kaldı ama İstanbul şehri macerasına tek başına devam etti.

Müslüman bir kimlik şehrin dokusuna hakim renk olarak sinerken diğer dinlerin ve dillerin varlığı da hep beslendi.

Yavuz Sultan Selim’in hilafeti alıp getirerek İstanbul’u "şeriatın başkenti" yapması da önemli bir değişiklik yaratmadı.

Müslümanlığın "eğlenceli bir özeleştirisi" gibi olan Bektaşilik hoşgörülü bir mizahı hep hayatın içinde tuttu.

Tekkeler, zaviyeler, tarikatlar dinin değişik yorumlarıyla hayatı bir tür kaneviçe gibi oyarak dinin üstüne ağırbaşlı bir dantel gibi serildi.

Ermeniler, Rumlar, Yahudiler kuyumcu, mimar, terzi, tavernacı, tüccar, sarraf olarak şehir hayatını hareketlendiriyorlar, Osmanlının mutfağına, giyimine, modasına, eğlencesine, mimarisine, ziynetine değişik tatlar katarak bu "emperyal" yapıyı gerektiği gibi zenginleştiriyorlardı.

Pera ise meyhaneleri, kerhaneleri, kumarhaneleri, balozları ile bu "şeriat başkentinin" eğlence merkeziydi.

Osmanlı oraya hiç dokunmadı.

Bütün büyük dinler gibi ağır kuralları olan Müslümanlığın demir bir kapak gibi toplumun üstüne kapanmasına izin vermedi, bir kaçamak noktasını hep açık tuttu.

Müslüman mahallelerin "namusu" biraz da Pera sayesinde korunuyor, kabadayılar, fahişeler, kumarbazlar, ayyaşlar Pera’da "kurtlarını döküp" evlerine biraz utangaç, biraz mahcup ve epeyce günahkar olarak dönüyorlar, kendi mahallelerini tedirgin etmemek için azami itina gösteriyorlardı.

Dar bir kalıba sığmakta zorlanıp kabaran insani zaaflar mahallelerin uzağında arıyordu tatminlerini.

Pera’nın en keskin bitirimleri, en ünlü aşüfteleri mahalle imamının elini öpüyor, ihtiyarlara hürmette kusur etmiyordu, muhtaçlara yardımdan kaçınmıyordu.

İstanbul, üstüne kurulduğu yedi tepe gibi çok değişik dinlerin, kültürlerin, dillerin üstünde dengesini bulmuştu.

Bu dengeye de kimse dokunmadı.

Ta ki tarihin Osmanlı’yı batırmakla görevlendirdiği İttihatçılar sahneye çıkana kadar.

Cumhuriyeti de zehirleyecek olan büyük kırılma onların döneminde başladı.

Şeyhülisamının meyhaneye övgü şiirleri yazdığı, Ermeni diplomatının dışişleri bakanı olduğu, Yahudi subayının bölük komutanlığı yaptığı Osmanlı’daki "büyük kültür hazinesi" ittihatçılar tarafından yağmalandı.

Onlar Müslüman Türklüğe ağırlık verdiler.

"Ekalliyetin" zenginliğine, parasına puluna, evine, ticaretine "kötü gözle" baktılar.

Ticareti "Türkleştirmeyi" bir politika olarak benimsediler.

Kültürel zenginlikten de rahatsızdılar, kendi "harsımıza" dönecektik.

O "emperyal" yapının dengesi böylece bozulmaya başladı.

Önce Ermenileri kaybettik İttihatçılar döneminde.

Sonra "laik" cumhuriyet geldi.

Aslında "İttihatçı zihniyetin ve kadroların" devamı olan Cumhuriyet, "varlık vergisi" faciasıyla "gayrimüslimleri" perişan etti.

Çoğu kaçtı gitti.

Çok partili dönem ise "6-7 Eylül"le kalanları da püskürttü.

Tek dinli, tek kimlikli "insan fakiri" çıplak bir ülke olduk.

Üç kıtaya yayılmış bir imparatorluğun değişik akıntılarından, kültürlerinden, dinlerinden kendine bir şeyler alıp, aldıklarından herkes tarafından özenilecek "bir örnek" yaratmayı başaran ve hiçbir kültür karşısında ezilmeden asırlarca mutfağıyla, müziğiyle, mimarisiyle, eğlencesiyle, terbiyesiyle, nezaketiyle, adabıyla, edebiyle, beyefendisi, kabadayısı, kadınıyla herkese ölçü olan İstanbul yüzlerce yıllık varlığını kısa sürede kaybetti.

Fatih Sultan Mehmed’den bu yana oluşturulan İstanbul uygarlığı hoyratça savruldu gitti.

Toplum "örneksiz" kaldı.

Ne Müslümanlara edep erkan öğreten o süzülmüş şeyhler, ne "adam gibi içmeyi" öğreten Pera terbiyesi, ne kabadayılığın raconunu öğreten delikanlılar...

Bugün toplumun "ölçüsüzlüğünden" yakınanlar o ölçüyü kendi elleriyle parçaladıklarını düşünmezler bile, bütün büyük imparatorlukların o "emperyal" kültürü "örnekleriyle" yarattıklarını, Paris’siz bir Fransa’nın sadece bir köylü topluluğu, Londra’sız bir İngiltere’nin kaba ve soğuk denizciler, Berlin’siz bir Almanya’nın gürültücü işçiler, Petersburg’suz bir Rusya’nın içkici mujikler kalabalığı olarak kalacağını akıllarına getirmezler.

Bu büyük "emperyal kültürler" örnek bir kentin çevresinde şekillenmiş, kalabalıklar o şehrin hayatından kendilerine özenilecek dersler çıkarmışlardır.

Bugün İstanbul yok.

Müziği de yok, mutfağı da yok, kendine has tasavvuf imbiğinden geçmiş Müslümanlığı da yok, mimarisi de yok, adabı da yok.

Ölçüsüz ve örneksiz bir toplumun hoyratlığı var sadece.

Bir halife tarafından yönetilen bir şeriat ülkesi olan Osmanlı’nın başkentindeki o hoşgörülü Müslümanlığı bugün görebiliyor musunuz?

Yeni Bektaşi şakaları çıkıyor mu toplumdan?

Dinden de dinsizlikten de korkan ürkek bir kalabalık olduk.

Birbirine benzemeyenler birbirlerine gittikçe daha çok düşman kesiliyor, herkes hayat tarzını diğerine zorbalıkla kabul ettirmeye çalışıyor.

Çok dinli, çok kültürlü toplumlar varlıklarını sürdürebilmek için hoşgörüye muhtaçtır, siz her şeyi teke indirirseniz hoşgörü kaynaklarını kurutursunuz.

Gerçek bir örnek olmadığında herkes "örneğin" kendisi olduğunu iddia eder.

Haşemalı adam için örnek kendisidir herkes kendisi gibi olmalıdır, başı açık kadın için örnek kendisidir herkes kendisine benzemelidir, ırkçı milliyetçiliği savunan kendisine benzemeyeni öldürmeyi bile önerir.

Sonunda öyle bir hale gelirsiniz ki başbakan karısını cumhurbaşkanının evine götüremez, bikinili kadın plajda rahat yüzemez, türbanlı kız üniversiteye gidemez.

Herkes "örnek benim" diye tutturur.

Çünkü ortak kabul gören bir "örnek" kalmamıştır.

Fatih’in kurmaya çalıştığı büyük bir uygarlığın örneğini İttihatçılarla Cumhuriyet elbirliğiyle yıkıp yok etti.

Şimdi adapsız ve edepsiz bir kaos yaşıyoruz.

Üstelik yaşadığımızdan da memnun değiliz.

Kendimizle, müziğimizle, mimarimizle, mutfağımızla övünemiyoruz, aksine yediğimiz yemekten, dinlediğimiz müzikten utanır olduk.

Ne kebaptan ne arabeskten utanmak gerekirdi eğer kaymaklı pilavla nihavent de hálá yaşıyor olsaydı.

Birbirlerini tamamlar, birbirlerine tat katarlardı.

İttihatçılar da Cumhuriyetçiler de İstanbul’suz bir Türkiye istediler.

"Dinciler" de doğrusu bu isteği iştiyakla paylaştılar.

Hep birlikte onun çok kültürlülüğünden nefret ettiler.

Şimdi İstanbul’suz bir Türkiye var.

Kendine imrenecek bir "örnek" bulamayan bir Türkiye.

Herkesin kendini fütursuzca "örnek" diye gösterdiği bir ülke.

Her yerden yakınmalar, ağlamalar duyuyoruz.

Daha çok duyacağız.

İstanbul’u öldüren bir toplum o "cesed-i muazzama"nın altında daha epey ezilir.

Tarih böyle bir cinayeti cezasız bırakmaz...

Bırakmıyor da zaten....

 

Hürriyet
27/08/2006


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Ahmet Altan
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Ahmet Altan:
Biz Türkler, siz Türklerle anlaşamıyoruz...


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4.65
Toplam Oy: 26


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

‘Hani o bırakıp giderken bizi’
Ogden Nash: Bankerlerden Bütün Farkımız: Onlar Paralı Biz Parasız
İlhan Selçuk: Biz mi, Ben mi?..
Türkler, krizler ve Papa…
Türkler, Kürtler ve yaşam kalitesi
Biz Türkler, siz Türklerle anlaşamıyoruz...
İkinci yenicilerden hangisi sizin şairiniz?
Siz hâlâ yüce büyüklerinizin margariniyle mi bakarkörleşiyorsunuz?
Ragıp Duran: Militarizm ve Milliyetçilik Sizde Kaç Dolar?
Kürtleri Türklerle terbiye etmek

"Şeriatın başkenti... Bugün İstanbul yok." | Hesap Aç/Yarat | 6 yorum | Tartışma Ara
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Re: Şeriatın başkenti... Bugün İstanbul yok. (Puan: 1)
Gönderen: eftimun Tarih: 29.08.2006 Saat: 12:08
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
kalemine yüregine saglık ahmet altan.ahmet altanı niye okuyorsun diyenlerin yüzüne vurabilecegim bir yazı daha yazdıgın için saol!



Re: Şeriatın başkenti... Bugün İstanbul yok. (Puan: 1)
Gönderen: mbirinci73 Tarih: 31.08.2006 Saat: 13:29
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Aydın,yazar dediğin böyle olur.Üstad ellerine sağlık.Bu ülkenin ender aydınlarındansınız.Sizi tkadir etmemek mümkün değil.Çok brrak,net bir yazı.Bu ülkenin tahlillerinin en güzellerinden.Fikrinize sağlık.O zamanda saygı vardı insanlarda,birbirine güven vardı.İstanbul'da çeşitli yerlere geceyarıları zenginler para,akçe koyar,fakirler de ihtiyacı kadar alır,gerisini bırakırmış.Bu gün böyle birşey düşünmek hayal olur.Maalesef değerleri tamamen yitirdik...



Re: Şeriatın başkenti... Bugün İstanbul yok. (Puan: 1)
Gönderen: nksoycan Tarih: 27.08.2006 Saat: 22:07
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder | Günlük)
Sevgili Ahmet ALTAN kardeş, ümit ederim sözlerin yapıcı bir tartışmanın başlangıcı olsun. Ben böyle düşünüyorum, siz de verin bunun karşılığını diye haykıran cesur bir çıkış. Şimdi hazır ol. Seni Cumhuriyet Düşmanı, gerici ilan etmesinler. Bu denli dar zihniyette bulunan insanların yaşadığı toplumda bu denli cesur sözlerin sahibi olduğundan dolayı seni kutluyorum. Daha dün kahpece i YENİ GENEL KURMAY BAŞKANIMIZ SAYIN YAŞAR BÜYÜKANIT paşaya Yahudilik dahil her türlü hakareti yapmaktan çekinmeyen gürüh senin bu yazın karşısında ne yapacaklar. O kadar doğru noktalara parmak basmışsın ki yazının altını imzalaktan şeref duyarım. Sana aynen katılıyorum. Keşke bu özeleştiriyi tüm benliğimizle yapabilsek. Çok geç sayılmaz diye düşünüyorum. Sadece İstanbul değil, diğer şehirlerimizin de kurtulması için . Eline diline sağlık. Av.Nusret Kadri SOYCAN



Re: Şeriatın başkenti... Bugün İstanbul yok. (Puan: 1)
Gönderen: aerkam Tarih: 28.08.2006 Saat: 14:44
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
türkiyenin asıl problemi olan ayrı görüşlerin birbirine tahammülü olmamasını çok güzle bir dille anlatmış teşekkürler bu cesur yazı için atatürkle ilgili olumsuz bi düşünce beyan edildi diye davalar açılan şu günlerde cumhuriyetin ilk dönemlerdeki bazı yanlıları vurgulaması gerçekten manidar olmuş..



Re: Şeriatın başkenti... Bugün İstanbul yok. (Puan: 1)
Gönderen: sahaff Tarih: 06.09.2006 Saat: 20:57
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Bu yazıyı okuyunca hürriyetin web sayfasına gidip kontrol etme ihtiyacı hissettim.Hala inanamıyorum hisslerime tercüman olan bu yazının yazıldığına. Ahmet Altan seni aydın üstü aydın ilan ediyorum.



Re: Şeriatın başkenti... Bugün İstanbul yok. (Puan: 1)
Gönderen: reinaldo Tarih: 09.09.2006 Saat: 15:30
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Madem ki herkes iyi güzel yorumlar yazmış.Demokrasi sağlamak adına ben de kötü yazmak istiyorum.Sadece onun içinde değil hissettiklerim de bunlardır.Bu yazdıkları hoşgörüyle falan alakası yoktur.Cumhuriyet'i bu kadar aşağılayan bir yazıcıya dava açmayan devlettir hoşgörü sahibi olan.


 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke