Diyelim ki cumhurbaşkanımızın uyarılarını dinlemediler (biz de uyardık ama
bizimkisi davulcu yellenmesi), Lübnan'a birlik gönderdiler... Siz de o birliğin
komutanısınız...
Devriye gezerken bir kiliseden üzerinize ateş açıldı, bu arada üç de kayıp
verdiniz, Erzurumlu Ahmet oğlu Mehmet, Konyalı Hasan oğlu Hüseyin, Rizeli Temel
oğlu Cemal öldüler, Burdurlu Süleyman oğlu İbrahim can çekişiyor... (Amerikan
çocuklarının anlayacakları şekilde söyleyelim, 'down' oldular.)
Ateşe karşılık verecek, yani kiliseye ateş açacak mısınız?
Yoksa 'önce havaya, sonra yere, sonra ayak dibine' olmak üzere 'enayi uyarısı'
mı yapacaksınız?
Yoksa, yüreğiniz ılgıt ılgıt insan sevgisiyle dolu, 'olur böyle şeyler' deyip
geçecek, sizi vuranları Allah'a mı havale edeceksiniz?
Gülmeyin, geçen gün Irak'ta Ramadi kasabasının El Kadir-ül Kilami camiinden
Amerikan askerlerine ateş açıldı, biri yaralandı. Amerikan komutanı da karşılık
verdi, üç Arap öldü. Ne ki, camiye tank atışı yapmışlar, kubbe ve minare ağır
hasar görmüş.
Elbette buna çok kızdınız. Ben de kızdım.
Peki kullanılacak silahın ölçüsü ne olmalıydı, Kalaşnikov'a ancak AK-47 ile mi
yanıt verilmeliydi?
Bir tek Amerikan askeri yaralandığına göre bir tek Arap yaralamakla mı
yetinilmeliydi?
'Amerikan ordusunun orada ne işi var' gibi siyasi, ya da 'namussuz kefere camiye
nasıl el kaldırır' gibi dini bir soru sormuyorum, ani ve somut bir durumda ani
ve somut olarak ne yapacaksınız, onu merak ediyorum.
Gene geçen gün, on dokuz yaşında bir İngiliz askeri intihar etti.
Irak'ta falan değil, İngiltere'de, daha yola çıkmadan. Eğitimde komutanı 'kimi
zaman iki yaşında çocuğu bile canlı bomba olarak kullanırlar, çekinmeden o
çocuğu vurmak zorundasınız' demiş, o da dayanamayıp ölmeyi seçmiş.
Beylik tüfeğiyle değil. Altmış adet ağrı kesici hap almış, sonra da bileklerini
kesmiş. 'Zaten ruhsal sorunları varmış' şeklinde tıbbi ukalalık etmiyorum, siz
olsaydınız ne yapardınız? Daha ortada ne çarpışma var ne çocuk, tepkiniz ne
olurdu?
Diyelim Lübnan'da Türk askerisiniz, Hizbullah örgütü de size gıcık kapmış,
'Kemalist zındık Türk'ün burada ne işi var' gibilerden, size kendince bir ders
vermeye karar vermiş, bacak kadar çocuğun gövdesine bağlamış C-4 kalıplarını,
çocuk üzerinize geliyor...
Yanınıza yaklaşırsa yalnız siz ölmeyeceksiniz, arkadaşlarınız da ölecek.
Vurur musunuz çocuğu, vurmaz mısınız?
Yoksa böyle şeyler yalnız Hollywood filmlerinde mi olur?
Silahlı bir sivil, kaç yaşından gün almışsa 'muharip' sayılır? Yoksa tutuklanıp
yargılanması mı gerekir? Savaş esiri sayılacak mıdır sayılmayacak mıdır? Bütün
bunları siz öldükten sonra askeri mahkeme yargıçları mı düşüneceklerdir?
Birkaç saniyeniz var, hemen karar verin.
Diyelim İsrail askerisiniz, karşınızda hem kişi olarak sizi, hem de vatandaşı
olduğunuz devleti, yani korumakla yükümlü olduğunuz devleti yoketmeye azmetmiş
bir düşman var, fakat cephe göstermiyor, düzenli ordu gibi dövüşmüyor; silah ve
mühimmatını sivillerin arasına, evlere saklıyor ve sizin sivillerinizi, belki de
ananızı babanızı öldüren uzaktan atışlarını da buradan yapıyor... O evi hedef
olarak görecek misiniz, görmeyecek misiniz?
Daha da somutlayalım canım: Savaş çıkmış, Yunan ordusuyla çarpışıyorsunuz,
Gümülcine'de bir eve saklanmışlar, sizi de makineli tüfek çaprazıyla
çivilemişler olduğunuz yere, yalnız Yenice-Kavala yolunu kesmekle kalmıyorlar,
oradan yaptıkları uzun menzilli atışlarla Enez ve Gelibolu'da birçok Türk de
öldürüyorlar... Evde de Niko, Maria ve küçük Yorgo olmak üzere üç kişilik bir
Rum ailesi bulunuyor...
Ateş edecek misiniz etmeyecek misiniz?
Yoksa Sortie'nin barından ahkam mı keseceksiniz?
Karta kaçmış aşk ve futbol çocukları yazsalar da öğrensek.
Akşam
27/08/2006