Berlin'de yeni açılan "Katledilen Avrupa Yahudileri" anıtını gezdim geçen
hafta...
...dehşetle karışık bir utanç duygusuyla...
Bildiğimiz anıtlardan değil bu:
19 bin metrekarelik açık alana yayılan bir soykırım müzesi...
Toprağa paralel gömülmüş tabutları andıran 2711 dikili taş, Almanya tarihinin
cinnet sayfalarını belgelercesine yan yana duruyor.
Alana neresinden girerseniz girin kendinizi giderek yükselen bu taş blokların
dar koridoru içinde buluyorsunuz.
Acısını derine gömmüş bu beton ormanı içine çekiyor sizi...
Bir süre sonra taştan tanıkların labirentinde, kurşuni bir sessizlikte
kayboluyorsunuz.
Gri tabutlar, her an tabanlarından kan sızacakmışçasına kederli...
İnsanlığın taşlaşmış gözyaşları gibi...
* * *
Anıta karar verip inşa etmek Almanya'nın yaklaşık 20 yılını aldı.
Düşündüler, tartıştılar, yarışma açtılar, beğenmediler, ertelediler... sonunda
mimar Peter Eisenman'ın projesinde karar kıldılar.
Anıt kentin en görünür yerine kuruldu:
Ünlü Brandenburg Kapısı'nın yanı başına...
Yıkılan duvarın hayali gölgesine...
Hitler'in Berlin'deki yeraltı sığınağının 200 metre ötesine...
60 yıllık bu utancı, tarih kitaplarına kattığını belgelercesine...
Katledilen milyonlarca Yahudi'den özür dilercesine...
* * *
Bugüne dek soykırımdan söz açılınca başını önüne eğmekle yetinen Almanya bu anıt
ve altındaki soykırım müzesiyle uluorta günah çıkarıyor.
Çıkışta Brandenburg Kapısı'na açılan büyük caddede bir yürüyüşle karşılaştım.
Bir avuç Alman sanatçı, "Sessizliğe son" yazılı pankartlar eşliğinde, ellerinde
davullarla yürüyordu.
Almanların Lübnan krizindeki sessizliğini kırmak istiyorlardı.
Berlin, tarihindeki utancın etkisiyle İsrail'in saldırganlığı karşısında
susuyordu.
Yürüyüş sürerken sessizliğe son verildi; ama "Bitirin şu yürüyüşü artık"
tepkisiyle kornalara yüklenen kızgın Alman sürücüler tarafından...
* * *
Müzede Yahudilere reva görülen katliama tanıklık ettikten hemen sonra İsrail'in
bugün sürdürdüğü katliamı protesto edenlerle karşılaşmak tuhaf bir duygu...
Bunca acı çekmiş bir ulusun, nasıl olup da şimdi aynı acıları bir başka halka
çektirdiğine akıl erdiremiyor insan; İsrail'in ölçüsüz, insafsız bir öfkeyle
saldırmasına, vurdukça hem kendini hedef haline getirip hem radikal
muhaliflerini büyütmesine anlam veremiyor.
Böyle durumlarda acı ile öfkenin kan kardeş olduğunu düşünüyorsunuz.
Şiddetin, korkunun ikizi olduğunu...
Tehlikeli iki silah gibi birbirini doldurduğunu...
* * *
Keşke kabil olsa da Beyrut'ta masum çocukları diri diri toprağa gömen İsrail
askerlerine Berlin Müzesi'ni gezdirme, eski acıları hatırlatma imkânı olsa...
Günün birinde "Vaat Edilmiş Topraklar" üzerine kondurulacak bir "Katledilmiş
Ortadoğu Halkları Anıtı"nın İsrailoğullarını tarih önünde ne hale sokacağı
anlatılabilse...
Masum canına kıymanın, ölçüsüz kıyıma kalkışmanın sonuçlarını, Musa kavminden
iyi kim bilebilir ki?..
Milliyet
08/08/2006