Nazi rejimine yaptığı aktif işbirliğiyle tanınan, yirminci yüzyılın en mühim
siyaset teorisyeni olarak kabul edilen Carl Schmitt, politik alanın, düşman
oluşturmadan var olamayacağını savlamıştı. İnsanın varlık sebebini
düşmanlığa,çatışmaya, "ötekini" üretmenin gerekliliğine dayandırmıştı: "Distinguo
ergo sum."(Ayırım yapıyorum öyleyse varım.)
"Medeniyetler Çatışması" da, "Yeni Ortadoğu" martavalı da, Hitler'in,
"Yahudileri dağıtarak Tanrı'ya hizmet ediyorum" sözünün altına imzasını koyan
'Carl Schmitt aklının' değişik versiyonlarıdır. Faşizmin yeri, zamanı,dili ve
ırkı yoktur. Onun için Tanrı'yla konuştuğunu söyleyen Bush, İsrail'in
katliamlarına omuz veriyor. Onun için Olmert, Hitler'in gözlerine bakıyor.
Henry Kissinger,Amerika'nın soğuk savaşı kazanmasını şöyle değerlendirmişti:
"Öyle bir zafer ki; Amerika'yı, B. Shaw'un söylediği çıkmazla karşı karşıya
getirmiştir."
Shaw, "Hayatta iki trajedi vardır" demişti, "Biri gönlünün istediğine
kavuşamamak, diğeri ise ona kavuşmaktır."
İşte, Kissinger'in söz konusu ettiği düşmansızlık 'trajedisine' çözüm arayışı
Amerika'nın, Ortadoğu halklarına yaşattığı trajediden başka bir şey değildir.
* * *
Kana katliamı çok önemli bir kırılma noktasıdır ve İsrail'in zavallılığının
resmidir. Kestirmeden söyleyelim: İsrail artık kaybetme sürecine girmiştir.
Halbuki, savaştan önce,yani üç hafta önce her şey İsrail'in istediği gibi
gelişiyordu. Seçimleri kazanan Hamas ekonomik ve siyasi ablukaya alınmış,
yetmezmiş gibi Filistin'de iç savaşın bir unsuru haline dönüştürülmeye
çalışılmıştı.
Hariri cinayeti vesilesiyle,Suriye askeri BM Güvenlik Konseyi'nin kararıyla
Lübnan'dan el çektirilmiş ve iç politikanın, Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına
elverişli hale gelecek şekilde dizayn edilmesi planlanmıştı. Dolayısıyla
silahsızlanmak konusunda yaşanabilecek gerginliğin ardından, Hizbullah'la
demokratik parçası olduğu Lübnan hükümeti arasında, küçük çapta bile olsa,bir iç
çatışmanın yaşanması bekleniyordu.
Böylece Amerika'nın, BM'den onaylı Lübnan müdahalesine davetiye çıkarılacaktı.
Irak'ta mezhep çatışmasının fitili ateşlenmiş; fitne ateşinin bölge insanını bir
daha asla yan yana gelemeyecek kadar yakması için her türlü rüzgar estirilmişti.
Lafın düzünü edelim; ABD'nin bölgedeki ebedi işgal karakolu İsrail'in göz
zevkine uygun manzara tam anlamıyla şekilleniyordu. Peki, ne oldu da bu
'manzara' kısa bir süre içinde berhava oldu? Galiba, Bush'un veciz ifadesiyle, "Hamas
ve Hizbullah işi b.k etti!"
İsrail terör rejiminin, Kana'da çocukları ve bebekleri katletmesinin hemen
ardından yaptığı açıklamada Suriye'ye, "Lübnan'ın egemenlik hakkına saygı
göstermesi, teröre verdiği desteği kesmesi" çağrısını yapan Bush'un, G8
zirvesinde mikrofonu açık unutup mezkur 'b.k'lu konuşmasına neden olan Hizbullah
ve Hamas'ın gerçekte ne yaptığına kısaca değinmenin tam vaktidir.
Şii Hizbullah, İsrail tarafından tamamıyla yok edilmekte olan Sünni Hamas'a
yardım elini uzatmış ve her şeyden önce mezhepçilik fitnesine ağır bir darbe
indirmiştir. Direniş, Lübnan Ortodoks Ermeni Halifesi Hatceryan'dan, Dürzi lider
Velid Canbolat'a, Başbakan Fuat Sinyora'dan Michel Aoun'a kadar Lübnan'daki
bütün 'aktörlerin' takdirini kazanmıştır. Üç hafta önce tasfiyesi planlanan
Hizbullah, Lübnan'ın ta kendisi olmuş, işbirlikçi Arap rejimlerinin oturduğu
zemini yırtıp atmıştır. Dolayısıyla da, direnişin İran'la olan gönül bağını
bilen Ortadoğu halkları ile İran arasında tarihin hiçbir bölümünde görülmeyecek
kadar büyük bir duygusal bağın oluşmasını sağlamıştır.
Nazi rejimine yaptığı aktif işbirliğiyle tanınan, yirminci yüzyılın en mühim
siyaset teorisyeni olarak kabul edilen Carl Schmitt, politik alanın, düşman
oluşturmadan var olamayacağını savlamıştı. İnsanın varlık sebebini
düşmanlığa,çatışmaya, "ötekini" üretmenin gerekliliğine dayandırmıştı: "Distinguo
ergo sum."(Ayırım yapıyorum öyleyse varım.)
"Medeniyetler Çatışması" da, "Yeni Ortadoğu" martavalı da, Hitler'in,
"Yahudileri dağıtarak Tanrı'ya hizmet ediyorum" sözünün altına imzasını koyan
'Carl Schmitt aklının' değişik versiyonlarıdır. Faşizmin yeri, zamanı,dili ve
ırkı yoktur. Onun için Tanrı'yla konuştuğunu söyleyen Bush, İsrail'in
katliamlarına omuz veriyor. Onun için Olmert, Hitler'in gözlerine bakıyor.
Henry Kissinger,Amerika'nın soğuk savaşı kazanmasını şöyle değerlendirmişti:
"Öyle bir zafer ki; Amerika'yı, B. Shaw'un söylediği çıkmazla karşı karşıya
getirmiştir."
Shaw, "Hayatta iki trajedi vardır" demişti, "Biri gönlünün istediğine
kavuşamamak, diğeri ise ona kavuşmaktır."
İşte, Kissinger'in söz konusu ettiği düşmansızlık 'trajedisine' çözüm arayışı
Amerika'nın, Ortadoğu halklarına yaşattığı trajediden başka bir şey değildir.
İsrail rejiminin yalan ve masallarıyla uyuyan dünya kamuoyu Kana katliamıyla
sarsılmıştır. Araplar çocuklara ayrım yapmayan bombaların mezhep ayrımı hiç
yapmayacağını idrak etmiştir. Türkiye başına terörü bela edenlerle piyasada
harita dolaştıranların aynı eller olduğunu fark etmiştir. Ve Lübnan direnişini
korkaklıkla suçlayarak, İsrail'in çocuk katletme 'cesaretine' mazeret üreten
Cüneyt Ülsever gibi yazarcıkları, "İsrail'in zaferi Sünnilerin zaferidir" diye
yayım yapan müzevir şebekeyi tanımaya başlamıştır. Velhasıl, İsrail her yerde
kaybetme sürecine girmiştir.
Yenişafak
02/08/2006