Arap yayıncılık dünyasının merkezinde gösterilen iki kentten biri olan
Beyrut, İsrail'in saldırısı altında. Son yıllarda gelişen sektör çok büyük darbe
aldı
İsrail'in Lübnan'a saldırısı tüm hızıyla sürüyor ve ülkenin yalnızca Güneydeki
sınır bölgesini değil, başkent Beyrut'u da ciddi biçimde tehdit ediyor. Acımasız
bir yıkımın yaşandığı ülkede altyapı yerle bir olur, sivillerin yaşamı hiçe
sayılırken, ülkenin kültür yaşamı ve Arapça yayıncılık dünyasındaki yeri de
darbe alıyor.
Arapça yayıncılık, hiçbir zaman büyük bir endüstri haline gelemedi. Arap
ülkelerinde okur-yazar oranının ve refah düzeyinin düşüklüğü, okur kitlesinin
küçüklüğü, ciddi bir pazarın oluşmasını engelleyen en önemli unsurlar oldu;
bunlara devlet sansürü, güçlü yayınevlerinin olmaması ve dağıtım ağının
zayıflığı da eklenince, ortaya pek iyimser bir tablo çıkmadı hiçbir zaman.
Tüm Arap dünyası için geçerli olan bu genel koşullar içinde yine de iki merkezde
belirgin bir canlılık göze çarpıyordu: Kahire ve Beyrut. Bu iki başkentten
Beyrut, geleneksel olarak Arap dünyasının yayıncılık merkezi olageldi; "Kahire
yazar, Beyrut basar, Irak okur," denirdi hep.
Entelektüel merkez olarak Kahire Beyrut'un önünde gittiyse de, Beyrutlu
yayıncılar uzun zaman önce bölgesel pazarı hedefleme başladı ve 1950'lerde
yayıncılıkta Kahire'yi geçti. Bu dönemde ve sonraki on yılda Arap dünyasının
entelektüelleri (özellikle de Filistinliler) Beyrut'a sığındı, Körfez'de
petrolden kazanılan dolarlar buraya geldi; Lübnan'ın liberal ekonomik rejimi ve
parlamenter yapısı da yayıncılığın gelişmesinde önemli katkıda bulundu.
1960'larda Beyrut, yayıncılık alanındaki liderlik konumunu iyice pekiştirdi.
Bağımsız yayınevleri
İç savaşın sona ermesinin ardından ve Lübnan ekonomisi yeniden ayakları üstüne
kalktıktan sonra, yeni rakipler çıkmış olsa da Beyrut'un liderliği yeniden ele
geçirmesi bekleniyordu. Magrib ülkeleri (Libya hariç) kitap konusunda dışa
bağımlı olmayı sürdürüyor; Fransızca kitaplar Fransa'dan geliyor, Arapça
kitaplarsa Ortadoğu'dan. Cezayir, Tunus ve Libya'da devlet daha çok okul kitabı
basıyor; Fas'taysa bağımsız küçük yayınevleri biraz daha çeşit sunuyor. Yine de
Fas'taki kitapların ancak yüzde 10'u burada basılıyor. Lübnan'ın yeni rakipleri
arasındaysa 1979'da otuz beş yayınevine sahipken 2002'de bu sayıyı 558'e çıkaran
Ürdün ve 1980'lerin sonundan itibaren özel sektör yayıncılığa önem vermeye
başlayan Suriye sayılabilir. Suudi Arabistan'da da yayıncı sayısı 1979'da
50'den, 1997'de 358'e yükseldi. 1970'lerde geniş bir okur kitlesiyle tanınan ve
1978'de bütün Arap ülkeleri içinde en çok başlık yayımlayan Irak'ta bugün bir
yayıncılık sektörü yok.
Mısır'da da, özel sektörün büyümesi kitap üretimine yansıdı. Mohamed Madbouli,
Dar Al-Mustaqbal Al-Arabi ve Dar Al-Thaqafa Al-Jadida gibi yayınevlerine,
1990'larda Dar Sharqiyyat gibi avangard yayınevleri eklendi.
Mısır'ın en büyük özel yayınevi Dar Al-Shoruq, yatırım bankası EFG-Hermés'yle
ortaklığı sayesinde müzik ve multimedya alanlarına da girerek uluslararası bir
profil çizmeye başladı.
Bu arada Beyrutlu yayıncılar, yeni teknoloji kullanımı sayesinde yeni pazarlara
girmeyi de başardı. www.adabwafan.com, neelwafurat.com ve
e-kotob.com gibi internet siteleri sayesinde online satışlar da başlamış
durumdaydı. Kahire ve Beyrut'un yanı sıra, özellikle Körfez ülkelerinde bir dizi
bağımsız yayınevinin kurulmuş olması, kitap pazarının gelişmesi konusunda umut
veriyordu.
Ancak bölgedeki son durum, Beyrut'un saatinin kaç yıl geri alınacağı konusunda
endişeli bir bekleyişten fazlasını vaat etmiyor. (weekly.ahram.org.eg. Konuyla
ilgili daha geniş bilgiyi Franck Mermier'nin Le Livre et la ville, Beyrouth et
l'Èdition arabe adlı kitabından edinebilirsiniz.)
CEM AKAŞ
Radikal