Adından bir harfi atarak kendine modern Türk şiiri evreninde seçkin bir yer
açan Cemal Süreya, bundan otuzüç yıl önce aramızda geçen bir konuşma sırasında,
neden şiir yazmaya başladığını açıklamak üzere söze başladığında şunları
demişti:
"Yetişme dönemimde farketmiştim ki Türkiye'de yayınlanan gazetelerde dikkate
değer yazarların hemen hepsi edebiyat ve özellikle şiir alanında başarı kazanmış
kişilerden oluşuyordu. Gazete yazarlığı Türkçe anlatımda kavuşulan yeterliğin
sağladığı bir sonuçtu. İlk gençliğimde amacımı bir gazetede sütun sahibi olmak
tarzında belirlediğimden, önce şiir alanında kendimi kanıtlamak istedim. Bu
çabalarım doğrultusunda, ne zaman ki şiirin üstün nitelikleriyle tanıştım, işte
o zaman başlangıçta ulaşmayı önemli saydığım hedef gözüme pek sönük göründü".
Bu sözler kuşkuya yer bırakmayacak şekilde gösteriyor ki Türkiye Cumhuriyeti'nin
uzun, en azından benim çocukluğumu ve ilk gençliğimi de içine alacak kadar uzun
bir dönem boyunca kendini üstün nitelikli bir işe adayarak değer üretme
gözüpekliğini gösteren çocukları vardı. Sonra olanlar oldu ve kültür ufkumuza
siyaset kaynaklı bir illet bulaştı. Sanat sözkonusu olduğunda zenginliği hemen
göze çarpan, düşünce sözkonusu olduğunda ise züğürtlüğü yürek burkutan kültürel
ufkumuz açıklığını yitirdi.
O gözüpek çocukların yerini çıkarını gözeten, gösteriş düşkünü ahmaklar
kolaylıkla kapıverdi. Ortamın etkisiyle bir zamanların gözüpek çocukları da
önlerine çıkan fırsatı kaçırdıkları taktirde felâkete uğrayacakları korkusuyla
hareket eden kimselere dönüştü.
Siyaset illeti sebebiyle ideolojik taraftarlığın ortamı belirliyor oluşu
amiyaneliğin sırtının sıvazlanmasını birçokları için zaruret haline getirdi.
Elinden bir ölçüde iş gelen insanlar cehaletlerinde ve zevksizliklerinde ısrar
eden "taraftar" güruhunun desteğine talip oldu. Kültür dünyamız, henüz
televizyon programları yaygınlıkla seyredilmezken bile "rating" kurbanı durumuna
düşürülmüştü. Güzellik ve hakikat sevgisi halk dalkavukluğu karşısında çekinik
kaldı.
Devletin akibetini ilgilendiren konuların yeni baştan ele alınmasını gerektiren
bugünkü siyasi aşamada Türkiye'de varılan noktanın bir yol ayrımı olduğu
söylenebilir. Ya bir kez daha üstün nitelikli işlerin başarılmasına kendini
adayanların dikkatleri üzerlerinde toplayabildiği bir kültür ortamına
çekileceğiz; veya çoğunluğun gözüne şirin görünen temelsiz çabalardan tatmin
sağlama yolunu yürümekten geri durmayacağız.
Türkiye Cumhuriyeti güzeli ve doğruyu kaim kılmak için popülerleşmeyi reddeden
gözüpek çocuklarını harcamaktan çekinmedi. Onların yerine evetefendimcilik
yolunu seçenlerin ve benden sonra tufan diyenlerin geçmesinde bir beis görmedi.
Olmadı bostan, bitmedi karpuz.
Yeni Şafak
16/03/1999