Bir yazı yazdım, yemediğim küfür kalmadı. Hiç yakası açılmamış küfürden, ana,
bacı ölü ve dirimize kadar akla hayale gelmez müstekreh küfürler.
Bir insan evladı bu küfürleri nasıl söyler? Bunun için özel bir maharet, özel
bir zeka, ne bileyim özel bir 'ahlak' gerekiyor.
Öyle ki; bu sapık sövgülerin yanında Irvine Welsh, Bukowski'nin kitaplarındaki
küfürler, merhum Zeki Müren'e atfedilen, "Kahrol düşman, al sana bir bomba!"
sözü kadar hafif kalır.
Bu küfürler, "Parçala Behçet", "Hasan almaz basan alır" gibi filmlerle büyüyen
kaparozlardan da gelmiyor, "Arabada beş, evde on beş" şarkısına meftun
zıpırlardan da.
Bu küfürler Spielberg filmleri izleyen, muhtemelen Shmuel Yosef Agnon, David
Bergelson, Rebecca Goldstein okuyan, belki Yafa Yarkoni, Giora Feidman dinleyen
birilerinden geliyor. (Mezkur yazar ve müzisyenleri eleştirmek için örnek
verdiğimi düşünebilecek bir hödük çıkmaz herhalde. Yok artık, o kadar da değil.)
Bu küfürler Tophane veya Karagümrük'te mukim yurdum insanından gelmiyor; ta
Paris'ten, New York'tan maillerle geliyor!
Bizim varoş delikanlılarının kendi aralarındaki küfürleri, bu 'beyefendilerin'
peş peşe dizdikleri 'küfür gökdelenlerine' nazaran 'gecekondu' hükmündedir.
Küfrün coğrafyasını varoşla, mahiyetini kültürle alakalı sananlar fena halde
yanılmaktadırlar. İnsan ahlaksızlık rezilliğine düşmeye görsün, hiçbir kültür
kurtaramaz onu. Çünkü ahlaksızlığın panzehiri ahlaktır, seküler kültür değil.
Şimdi gelelim, bu meşum ahlaksızların kişiliklerini arzı endam etmelerine vesile
olan yazıya.
Geçen hafta,
"Filistin'de şehid bir annenin çocuğu nereye bakar?" başlıklı
yazımda; antisemitizmin iğrenç bir suç, dahası haram olduğunu, "İnanç toplumunun
üyeleri olan Yahudilere" İsrail'in faşist politikaları yüzünden saygısızlık
yapılamayacağını, Kur'an'ın, Allah'ın isimlerinin bolca zikredildiği havraların
güvenliği için de Müslümanları mücadeleye çağırdığının unutulmaması gerektiğini
ve İsrail Devleti'nin soykırım yaşayan Yahudilerin ahfadına utançtan başka bir
şey sunmadığını ifade etmeye çalışmıştım. Bu utanca örnek olarak da Filistinli
çocukların, bebeklerin parçalanmış cesetlerini göstermiştim.
Bu ahlaksızlar bilhassa, yazının sonunda yer alan, "Allah aşkına bileniniz varsa
söylesin; nereye bakar Filistin'de şehid düşen bir annenin çocuğu?" sorusuna
kudurmuş gibi salyalarını döktüler. Halbuki ben, insanda her şeye rağmen yok
edilemeyeceğine inandığım bir 'damara' seslenmek istemiştim. Yahudi yazar ve
şairlerinden Pierre Stambul, Erich Fried, Amira Hass, İsrael Shamir ve Michel
Warchawski'den daha fazla bir şey söylemedim ki!..
İnsanlıktan nasipsiz bu küfürbazlar bilmiyorlar ki; İsrail'in de, Filistin'in de
çocukları bizim çocuklarımız. Firavundur çocukların peşine düşen; yeryüzünün
bütün çocuklarından bir Musa bekleriz biz.
Mirabeau, "Prusya" demişti, "Ordusu olan bir devlet değil, devleti olan bir
ordudur." İsrail devleti farklı mı Prusya'dan? Demokratik bir devlet olsaydı,
bir-iki askeri yüzünden,Nazi metodu "kolektif cezalandırma" ile,Lübnan'ı kan
revan içinde bırakır mıydı?
Dünyaya, "Ortadoğu'nun tek demokratik devleti" diye lanse edilmeye çalışılan
İsrail, Filistinli bakanları esir almakla, 'Demokrasiyi esir alan demokrasi'
unvanına da sahiptir artık.
John Bunzl'un, "Öteki İsrail"inden neden çıt çıkmıyor? Katledilen yaşlılar için,
kadınlar için, çocuklar için, bebekler için ve 'On Emir'deki 'Katletmeyeceksin!'
buyruğu için neden bu katliama ses çıkarmıyorlar? Yoksa, faşist İsrail
devletinin boyunlarına asabileceği yaftadan mı korkuyorlar? Hani, Naziler
Yahudilerle ilişki kurduğu için bir kadının boynuna asmışlardı: "Ich bin am Ort
das grösste Schwein und Lass mich nur Juden ein!" (Yahudilerle ilişki kurduğum
için domuzların en büyüğüyüm!)
Faşizmin hiçbir yaftasından korkmayız; yeryüzünün bütün çocuklarından bir Musa
bekleriz biz.
Yenişafak
19/07/2006