Ben nakitim. Terlemiş apış aralarına yakın keselerde, şişman kadınların iri
memelerinin arasındaki pürüzsüz, beyaz vadilerde, toprağı üzerine bir yorgan
gibi çekmiş küplerin içinde saklanırım yüzyıllardır.
Bazen farklı bir forma girer ve bizatihi zamanın kendisi olurum. Atalarınız
boşuna etmemiştir “Vakit nakittir” lafını.
Bütün kötülüklerin ve mutlulukların kaynağı olduğumu söylerler. Doğrudur, zamanı
satın alır, saadet veririm. Fakat buna mukabil her nevi suçun yegâne
kaynağıyımdır.
Ahlâka ve sanata da büyük katkılarım olmuştur. Bir “çatışma” sebebi olarak
sanata ilham veririm. Mamafih nankör insanoğlu, ezelden beri beni sanatın ve de
ahlâkın düşmanıymışım gibi göstermeye çalışmıştır.
Bugüne dek hakkımda pek çok şarkı yazıldı. Bunlardan en ünlüsü Pink Floyd’un
“Money”idir. Sırf bu sebepten ötürü bile olsa geçtiğimiz hafta İstanbul’da
konser veren Roger Waters’ı pek severim. Öyle değil mi Roger?
Efendim, Roger Waters bendenizin şifrelerini çözmüştür. Boşuna değildir, “Dark
Side of the Moon”un iki önemli şarkısının “para” ve “zaman” kavramları üzerine
olması. Sen paranın ve zamanın kıymetini biliyorsun sevgili Roger. Vakit
nakittir, “Time is money”, you know.
İnsanı sükûnete davet eden saat tik taklarıyla başlayan “Time”ı ve eski Facit
hesap makinelerinin, insanın iktisadi şehvetini körükleyen tıkırtılarıyla
başlayan “Money”i yazdığın için çözmüştün meseleyi zaten.
Sen bir filozofsun Roger. Para kazandın, iyi de sanat yaptın. Böylece geleceği
de satın aldın. Bak Kuruçeşme’ye 40 yaşındaki Ali Murat Güven de geldi, 20
yaşındaki Tonguç Özgüven de... Artık torun sahibi olmuş 60 küsurluk Abdülkerim
dedeyi de görmüşsündür. Bu, elbet seni çok mutlu etmiştir.
Fakat siz Pink Floyd olarak dünya müziğine büyük zarar verdiniz. Oğuz Atay’ın
Türk edebiyatına yaptığı kötülüğün bir benzerini siz dünya müziğine yaptınız.
Aşılması çok zor, belki de mümkün olmayan bir noktaya eriştiniz. Bu yüzden
müzik, sizden sonra geriye gidiyor sürekli.
Doğrusu sen de zamanı geriye döndürmek ister gibisin Roger. Epey yaşlandığın
halde uzun turnelere çıkıyorsun. Oysa eski refikin (ve grubun müzikal anlamda
gerçek beyni) David Gilmour başarıya doymuş olacak ki, şimdilerde sekiz çocuğunu
gezdirmekle meşgul.
Para da, zaman da geçmişte kaldı sevgili Roger. Kalp atışları, domuz ve koyun
sesleri, köpek havlamaları, Clare Torry’nin orgazmik çığlıkları, “insane” (Şu
Doğululara izah et, bu kelimenin Ademoğlu manasına gelmediğini) kahkahaları,
bomba efektleri, radyo cızırtıları ve saat tik takları geride kaldı artık.
Tamam, vaktiyle (ve parasıyla) hayırlı işler yaptınız. Yoksullara faydanız
dokundu. Ama her şey zamanında, tadında kalsın.
Şimdilerde dünyaya, Orwell’ın “Hayvan Çiftliği”nden esinlenerek yaptığınız
“Animals” albümündeki domuzlar hakim. Normaldir, çünkü paraya -yani bana- sahip
olan onlar. “Hayvan Çiftliği”ndeki hesaba göre Batı uygarlığının burjuvası
domuzlarsa bizim uygarlığımızın paryası da koyunlar. “Animals”da koyunları da
anlattınız ya.
Son olarak “Leaving Beirut” adında bir şarkı yapmışsın. 17 yaşındayken gittiğin
Lübnan’da sana çok iyi davranan fakir bir ailenin diğerkamlığına bir nevi ağıt
olmuş bu şarkı. “Böyle insanların üzerine bomba yağdırmamalıyız” falan diyorsun.
Bak Roger! Sen iyi bir adamsın. Müziğiniz evrenseldi ve hep öyle kalacak.
Harisliğini, bir türlü uslanmak bilmeyen egonu tatmin etmek için orada burada
konser vermeni de makul buluyorum. İnsansın neticede. İstanbul konserinde, biraz
Gilmour’ın gençliğine benzettiğim gitarist de elinden geleni yaptı. Beyhude bir
çaba olsa da onu dahi anlayabilirim.
Fakat iyi niyetli de olsa bonkör Batılı merhametinden sıkıldım artık. Sizin Doğu
algınız, aşağı yukarı “misafirperver Lübnanlı”, “misafirperver İranlı”,
“misafirperver Türk” imajından ibaret. Hakkımızda başka da bir şey bilmiyorsunuz
desem yeridir.
Bir kere şu misafirperverlik hususunda yanılıyorsunuz. Mesela ben misafir
ağırlamayı hiç sevmem. Misafir demek vakit ve de nakit kaybı demek. “Time and
cash again Roger”.
Yüzyıllardır bizi misafirperverlik palavralarıyla oyalarken siz paranızı ve
zamanınızı üretime yatırdınız. İşte bu yüzden Batı’nın parası Doğu’dan daha
kıymetli. Geçtiğimiz yıl, sanki beni boğulmaktan kurtarmak isteyen can simitleri
gibi arkamda birikmiş o utanç verici altı sıfırı kuyruğumdan çekip aldılar, ama
tekrar eski günlere dönmeyeceğimizin garantisini kimse veremez.
Ayrıca üzerimdeki resminde, elmacık kemiklerine doğru uzamış pala bıyıklar gibi
yukarı kıvrılmış gür kaşlarıyla ve zekâ fışkıran gözleriyle dik dik bakan
karizmatik ulu önderimiz de pek misafir sevmezdi. “Misafirperver Türkler, hadi
bizi ağırlayın” diye diye gemilerinizle Çanakkale’den girmeye kalktınız,
üzerimize Yunan ordusunu, çeteleri saldınız.
Seni tenzih ederim Roger, atalarından söz ediyorum. “Siz de koyun olmasaydınız
kardeşim” diyebilirsin. Haklısın. Ben sana kızmıyorum. Kafasını kullanıp bizi ve
zamanı iyi değerlendiremeyen Doğu’ya kızıyorum.
Ayrıca biliyorum ki, senin dünyaya büyük faydan dokundu. İnsanoğluna zamanın ve
paranın ne kadar kıymetli olduğunu anlattın. Her şey için teşekkürler, Allah
razı olsun. Ama çekil artık ağabeyim, büyük biraderim, n’olursun çekil. Bizi
kendi halimize bırak. Seni seviyoruz. Lakin sen bir Batılısın. Bizi asla
anlayamazsın.
Haftalık Dergisi
30 Haziran-6 Temmuz 2006
funlu@gazetevatan.com