James Joyce'un torunu Stephen James Joyce dünyadaki
Joyce, uzmanlarının çoğu tarafından nefretle karışık bir korkuyla anılır.
Yetmiş
dört yaşındaki Stephen, 1980'lerin ortalarından beri Joyce vakfının yönetiminde
tek söz sahibi; Joyce'tan alıntı yapmak isteyen tüm araştırmacılar da onun
yazılı iznini almak zorunda
Stanford Üniversitesi profesörlerinden, James Joyce uzmanı Carol Shloss; Joyce
ve kızıyla ilgili kitabında ve internet sitesinde, Joyce'un yayımlanmış
kitaplarından, el yazmalarından ve kütüphane koleksiyonlarındaki özel
mektuplarından alıntılar yapmasını engellediği için, geçen hafta Joyce vakfına
dava açtı. İddianamede Joyce'un torunu Stephen James Joyce ve vakfın mütevelli
heyeti üyelerinden Sean Sweeney, yazarla ilgili belgeleri yok etmekle, telif
hakkı kapsamındaki malzemeyi yasalara aykırı şekilde gizlemekle ve Joyce
ailesinin adını korumak için akademisyenleri tehdit etmekle suçlanıyor.
Tartışmanın kaynağını, Shloss'un 2003 yılında Farrar, Strauss & Giroux
tarafından yayımlanan araştırması Lucia Joyce: To Dance in the Wake oluşturuyor.
Shloss bu kitapta Joyce'un 'akıl hastası' kızı Lucia'nın, yazarın ünlü kitabı
Finnegans Wake 'e ilham kaynağı olduğunu ileri sürüyor. Lucia Joyce yirmi beş
yaşındayken akıl hastanesine kapatılmış, 1982'de yetmiş beş yaşında ölmüştü.
Shloss'a göre Joyce ailesi Lucia'dan söz edilmesini engellemek için altmış yılı
aşkın bir süredir elinden geleni yapıyor. Shloss'un kitapla ilgili araştırması
on beş yıl sürmüş; Lucia Joyce'un tedavi kayıtlarını, yaşamıyla ilgili bilgi
içeren Avrupa arşivlerini ve Joyce'un üniversite arşivlerinde bulunan el
yazmalarını didik didik etmiş. Shloss'a göre James Joyce, kızının akıl hastası
olduğuna hiçbir zaman inanmamış, tam tersine, kendi dehasının ona geçtiğini
söylemiş hep. Lucia'nın geliştirdiği dilin Finnegans Wake 'teki dile ilham
verdiğini, dansçılığınınsa kitabın kurgusunu biçimlendirdiğini söyleyen
Shloss'un kitabının tepki çekmesinin asıl nedeni, baba-kız arasındaki özel
ilişkinin tehlikeli boyutlara ulaşmış olabileceğini söylemesi, bunu desteklemek
için de Finnegans Wake 'ten bazı bölümleri (romanda Lucia'ya benzerlikler
gösteren Issy, babasının ve erkek kardeşlerinin tecavüzüne uğrar) ve Joyce'un
ensestle ilgili özel notlarını göstermesi.
Teori ve pratikte çatışma
Kitap yayımlanmadan önce yayınevi, vakıfla başının derde girmemesi için
alıntıların önemli bir kısmını çıkartmış; Shloss'a göre bu alıntıların
eksikliği, eleştirmenlerin kitabı 'dayanaksız ve hayal mahsulü' bulmasına neden
olmuş. Bu nedenle söz konusu alıntıları eksiksiz olarak bir internet sitesinde
yayımlamak isteyen Shloss, mahkemeden, yasalarla vakfın kontrolüne verilmiş
ancak aynı yasaların 'akademik çalışma amacıyla kullanılabilir' dediği bu
malzemeyi kullanmasında bir sakınca olmadığı yönünde bir karar çıkartmaya
çalışacak.
Konu teori ve pratikte çok ilginç aslında. Bir yandan bir yazarın yasal
varislerinin, o yazarın yazınsal yapıtı hakkında ne gibi hakları olması
gerektiği ve bu hakların ne kadar süreceği tartışması, bir yandansa Joyce
vakfının bu konuda adının çıkmasına neden olmuş uygulamaları var. Pratik
kısmından başlayacak olursak: James Joyce'un torunu Stephen James Joyce ve
mütevelli heyeti üyesi Sean Sweeney'nin ilk vukuatı değil bu. Stephen, dünyadaki
Joyce uzmanlarının çoğu tarafından nefretle karışık bir korkuyla anılan bir ad.
Zaman zaman davetsiz olarak katıldığı Joyce sempozyumlarında kürsüye çıkıp
"Dedem burada olsaydı gülmekten ölürdü," demesiyle ünlü olan yetmiş dört
yaşındaki Stephen, 1980'lerin ortalarından beri vakfın yönetiminde tek söz
sahibi; Joyce'tan alıntı yapmak isteyen tüm araştırmacılar da onun yazılı iznini
almak zorunda.
Stephen'la akademisyenler arasındaki ilişki hiçbir zaman çok parlak olmadı, ama
zamanla daha da kötüledi. Joyce'un karısı Nora hakkında Brenda Maddox'un yazdığı
biyografi, Lucia'nın akıl hastanesindeki yıllarını da anlattığı için sinirlenen
Stephen, bu bölümleri çıkarttırmakla kalmadı, kitabın yazarıyla ayrıca bir
anlaşma yaparak bu malzemenin sonraki yıllarda, Maddox'un varisleri tarafından
yayımlanmasına da engel oldu. Bundan kısa bir süre sonra Venedik'te düzenlenen
Bloomsday sempozyumunda konuşan Stephen, teyzesi Lucia'nın kendisine ve karısına
yazdığı bütün mektupları yok ettiğini, aynı şekilde Samuel Beckett'in Lucia'ya
1920'lerin sonlarında yazdığı (Samuel ve Lucia kısa bir süre flört etmişti)
kartpostalları ve telgrafları da ortadan kaldırdığını açıkladı.
Stephen 1990'ların başlarında İrlanda Ulusal Kütüphanesi yetkililerini ikna etti
ve Joyce ailesinin, akademik kullanıma açılmak üzere olan bazı yazışmalarına el
koydu. Uzmanlar bu mektupların da yok edilmiş olmasından korkuyor.
Stephen yasaları
2004 yılında Stephen, Bloomsday'in yüzüncü yıldönümünde, okuma günü düzenlenirse
İrlanda hükümetine dava açma tehdidi savurunca okumalar iptal edildi; huysuz
torun, İrlanda Ulusal Kütüphanesi'ni de, dedesinin elyazmalarını sergilememesi
konusunda uyardı (serginin gerçekleşebilmesi için İrlanda Senatosu acil bir yasa
değişikliği yapmak zorunda kaldı). Stephen ayrıca onlarca araştırmanın
yayımlanmasını engelledi, geçen yıldan bu yana da Joyce'tan herhangi bir alıntı
yapılmasına hiçbir şekilde izin vermiyor. James Joyce Quarterly ve Joyce Studies
Annual gibi, yalnızca Joyce araştırmalarına ayrılmış akademik yayınlar, uzun
yıllar verimli bir şekilde çalıştıktan sonra artık birer birer kapanıyor.
Stephen vakfın yönetimini ele geçirdiğinden beri bin beş yüzü aşkın mektup ve
onlarca elyazması bulunduğu halde, Joyce ya da ailesi hakkında neredeyse hiçbir
yeni biyografi çalışması yok.
Vakfın diğer mağdurları
Joyce vakfı yılda tahminen 300-400 bin dolar kazandığı için Stephen mahkeme
masraflarından hiç çekinmiyor ve yıllar sürecek davalara gözü kapalı giriyor,
zaman zaman ağzını da bozuyor. Hoşlanmadığı projelerin sahiplerine, "Kendine
yeni bir iş bulmanı, mesela New York'ta çöpçülük yapmanı tavsiye ederim, çünkü
bundan sonra asla bir Joyce metninden alıntı yapamayacaksın," diyebiliyor. Bir
üniversitenin futbol takımının adını beğenmediği için, üniversitenin yayımlamak
istediği bir çalışmayı yasaklayabiliyor. İnternette Joyce'un metinlerinden
parçalar kullanmak isteyenlerden milyonlarca dolar talep edebiliyor.
Stephen'dan ağzı yanan akademisyenler de boş durmuyor. Uluslararası James Joyce
Vakfı, 2004 yılında bir komisyon kurarak, Joyce'un varislerinin davranışlarıyla
ilgili bir araştırma başlattı. Dünyanın dört bir yanından toplanacak
hikâyelerin, Shloss gibi akademisyenlerin açacağı davalarda, yasal bir hakkın
kötüye kullanımına delil olarak sunulması öngörülüyor.
Stephen Joyce türünün ilk ve tek örneği değil. Pek çok ünlü yazarın varisi,
ellerindeki gücü çeşitli şekillerde kullanıyor; kimi zaman bu, gerçekten de
yazarın özel yaşamını korumaya yönelik oluyor, kimi zamansa yazarın yeni
kuşaklar tarafından okunmasını, tanınmasını engelleyecek denli bencilce bir
kontrole dönüşüyor. Uluslararası yasalar, bir yazarın yapıtını, yazarın
ölümünden sonraki yetmiş yıl boyunca telif hakları kapsamında tutuyor bilindiği
gibi (eskiden Amerika'da bu süre elli yıldı, ama Disney, Mickey Mouse'un, Bugs
Bunny'nin vs. haklarını 2003'te yitireceği için 1998'de yoğun bir lobicilik
faaliyetine girişti; bu nedenle yeni yasa Mickey Mouse Koruma Yasası olarak
tanınıyor). Dolayısıyla diyelim ki 1980'de ölmüş bir yazarın varisleri, yazarın
tüm yapıtı hakkında 2050 yılına kadar söz sahibi oluyor; dilerse kitaplarının
yayımlanmasını bile engelleyebiliyor (olmaz ki demeyin; oluyor). Yapıt
hakkındaki çalışmalar söz konusu olduğundaysa işin teorisi çok net değil:
Amerika'da alıntılar için 'makul kullanım' kıstası var, ama bunun boyutu kesin
olarak belirlenmemiş; bir cümleye genelde ses çıkarılmayacağı kabul ediliyor,
ama bir paragraf söz konusu olduğunda bunun 'makul' olup olmadığı aslında belli
değil. Bu yüzden de özellikle yayınevleri kendilerini sağlama almayı ve tüm
alıntılar için yazarlarının yazılı izninin talep edilmesini istiyor. O zaman da
karşınıza Joyce'un torunu çıkabiliyor işte!
CEM AKAŞ
Radikal