Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 43 Üye Adayı ve 2 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dünyanın Dışında Herhangi Bir Yer
 eskimiş bir dosta
 Yeni Bir Parti Kuruluyor
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 Şiire dizgin vurulur mu?
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos
 Reklam Edilen Ve Ötesi
 Aşk Coğrafyasında Konuşmalar
 "İyi şiir her zaman dinidir"
 Yapardım biliyorum
 İSTEK
 aşka ve terke dair
 GÜLÜM / Ömer Lütfi METE
 Şiir gibi yaşayanlar...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Miguel de Cervantes: Don Kişot - Don Quijote 10. ve 11. Bölüm
Tarih: 09.07.2006 Saat: 14:13 Gönderen: karakutu

 

ONUNCU BÖLÜM
Kürek mahkûmlarını kurtarış


Ertesi gün kahramanlarımız yeni bir macera ile karşılaştılar. Yolda uslu uslu hayvanlarını sürüyorlardı. Sanço Panza'da gelecek günler için tekrar bir parça ümit başlamıştı. Efendisi ile, yakında valisi olacağı adayı konuşuyor, Don Kişot onu ballandıra ballandıra tasvir ediyordu.



Birdenbire gözlerini kaldırınca bir insan kalabalığının kendilerine doğru gelmekte bulunduğunu gördüler. ikisi ata binmişti; bir çokları kılıçlar ve kargılarla silahlanmış olarak yaya yürüyorlardı. Aralarında bir teşbihin taneleri gibi, boyunlarından uzun bir zincirle birbirlerine bağlanmış on kadar insan gitmekte idi.
Onları ilk gören Sanço oldu ve kim olduklarını çabucak anladı:

— Bu bir kürek mahkûmları kervanıdır. Kalyonlarda kirala hizmet etmeğe götürülüyorlar.

Don Kişot bağırdı:
— Ne dedin ne dedin? Kürek mahkûmları mı? Kral insanlara böyle muamele eder mi?
Sanço hararetle devam etti:
— Senyör Şövalye, heyecana kapılmayın. Bu adamlar kalyonlarda suçlarının cezasını çekmeğe mahkûm edilmiş canilerdir.
— Yani ne çıkar bundan? Bir suç işlediler diye bu adamları bedbaht saymayacak mıyız? Bunlar kendi arzulan ile mi kalyonlarda kirala hizmet etmeğe gidiyorlar?
— Değil elbette Senyör, fakat...
— Bedbahtları savunmak, zulme uğrayanların imdadına koşmak gezici şövalyelerin vazifesi değil midir?
— Senyör Şövalye; bu adamlar sefil oluyorlarsa kendi kabahatleridir. Namuslu adamlar gibi hareket etmiş olsaydılar kral adlarını sanlarını bilmeyecek, mahkemeler onlarla uğraşmayacaklardı. inanın bana Senyör, çabuk geçelim ve yüzlerine pek bakmayalım. Başımıza fena bir şey gelirse kara kara yanarız.
— Kes sesini Sanço, işime karışma. Söyleyeceklerini biliyorum, inan bana. Senin aklın ermez.
İki kahraman böylece konuşurlarken kalabalık onların yanına gelmişti. Don Kişot muhafızlara bu adamları niçin götürdüklerini sordu. Atlılardan biri:
— Senyör Şövalye, bu adamlar bir takım canilerdir. Her halde korkunç cinayetler işlemiş olacaklardır. Doğrusu ben de pek bilmiyorum neler yaptıklarım. Sanırım ki bu mesele hakkında benden fazla bir şey bilmek sizin de pek işinize yaramayacaktır.

Don Kişot:
— Böyle bir felâketin sebebini kendilerinden öğrenmeme müsaade ederseniz minnettar olurum, dedi.
Öteki atlı cevap verdi:
— Mahkeme kararı suretleri yanımızdadır Senyör. Fakat yüklerimizi çözmeğe vaktimiz yok. Merak ediyorsanız bu adamların her birine ne yaptığını sormaktan çekinmeyin. Ne isterlerse söylerler ve kendi işleri için diledikleri tafsilâtı vermekten geri durmazlar. Çok konuşkan adamlardır.
Nezaketin bu derecesi Don Kişot'un pek hoşuna gitmişti. Mahkûmlardan birine yaklaştı, bu hale gelmek için ne suç işlediğini sordu.
Mahkûm gülerek:
— Aşık oldum da ondan, dedi. Don Kişot bağırdı:
— O nasıl iş öyle. Aşıkları kürek cezasına mı mahkûm ederler? Böyle olsaydı benim işim gücüm kürek çekme olurdu.
Öteki mahkûm cevap verdi:
— Bildiğiniz gibi değil Senyör. Ben bir kıza değil, içi en iyi cins ipek çamaşırlarla dolu bir sepete aşık oldum. Onu kalbime bastırıyordum, jandarmanın biri elimden almamış olsaydı hâlâ orada olacaktı.
— Demek siz bir hırsızsınız?
— Hırsız demek pek insafsızca olur. Fakat belki de hakkınız var. Mahkemenin kanaati de bu oldu ve beni yüz kamçı ile üç yıl kürek cezasına mahkûm etti. Suç üstünde yakalandığım için yaptığımı inkâr edemedim.

Don Kişot ikinci mahkûma geçti, fakat cevap alamadı. Son derece kederli bir delikanlı idi. Muhafızlardan birine sordu:
— Dilsiz mi bu adam? O gülerek cevap verdi:
— Hayır. Kendisini burada görmenizin sebebi, çok fazla şarkı söylemiş olmasıdır.
Şövalye hayret etti:
— Şarkı mı söyledi? Şarkı söyleyenleri ne zamandan beri zincire vuruyorlar? Benim bilmediğim yeni bir kanun mu çıktı yoksa?
— Öyle bir kanun yok; fakat size sual sorarlarken şarkı söylemek her zaman tehlikelidir.
— Yani ne demek istiyorsunuz?
— Sual sorarlarken şarkı söylemek demek işkence ederlerken suçunu itiraf etmek demektir.

Don Kişot ağır bir tavırla:
— Anlıyorum, dedi, peki suçu ne imiş bu adamın?
— O bir hayvan hırsızıdır, iki yüz kamçıya ve altı yıl kürek cezasına mahkûm oldu. Kendisini bugün kederli görmenizin sebebi felâket arkadaşlarının onunla alay etmiş olmalarıdır; çünkü hürriyetini kurtarmak için acıya tahammül göstermeğe cesaret edememiştir, işkence esnasında dişini sıkıp suçunu inkâra devam etmiş olsaydı mutlaka onu bırakacaklardı. Oysa ki şimdi kiralın hizmetine gitmiştir.
Don Kişot üçüncü mahkûma geçerek:
—Ya siz ne yaptınız? Siz de mi şarkı söylediniz yoksa?
O hemen cevap verdi:
— Ben mi Mösyö? Ne münasebet! Keşke suçumu itiraf için bana da sual sorsalardı. Yazık ki beni suç üstünde yakaladılar. Bir para kesesine çok fazla gönül bağlamış olduğum için beş yıl küreğe mahkûm ettiler. On dukam olaydı bu işin içinden sıyrılacaktım.
Don Kişot:
— Ben hoşnutlukla yirmi veririm, dedi, seni serbest bıraksınlar.
Mahkûm:
— Şimdi artık çok geç, dedi. Bu on duka sorgu esnasında elimde olaydı kâtibin eline tutuşturur, yahut sorgu yargıcını imana getirirdim.
Dördüncü adam uzun ak sakallı bir ihtiyardı. Niçin suçlular arasında bulunduğu kendisine sorulunca ağlamağa başlamıştı. Don Kişot bu adamdan başka cevap alamadığı için onun yerine arkadaşı konuştu.
— Mösyö, bu adam dört yıl küreği hak etmiştir. Büyücülük yapmağa kalktı. Hoşlanmadığı insanlara büyü yaptı. Adaletin elinden ucuz kurtulduğu için talihine bir yesin de bin şükretsin.

Don Kişot:
— Ben de öyle düşünüyorum, dedi. Sonra beşinciye döndü:
— Ne yaptın da buralara düştün dostum? Yüzün pek fena bir adam yüzüne benzemiyor. Sende bir kürek cezalısından ziyade, mektep medrese görmüş bir adam hali var. Başına geleni anlatır mısın bana?
Adam cevap verdi:
— Uzun bir hikâyedir bu?
Pek meraklı olmakla beraber bütün tafsilâtını anlatamam. Şu kadarını bilmelisiniz ki bir komşunun bana borcu vardı. Suçun bende olduğu sabit oldu. Oh olsun bana!
Mesele şu ki ben onun borcunu ödemeğe zorlamak için gömleklerini aldım. Borcu gömlek değil para olduğu için bana hırsız dedi ve mahkemeye baş vurdu. Sayın yargıç kendisine söylenen şeylere inandığı için beni mahkûm etti. işte Senyör, bunun için altı yıl kadırgalarda kürek çekeceğim.
Altıncı hırsız da iyi yüzlü bir adamdı. Gurur ile önüne bakıyor ve Don Kişot'a pek aldırış etmiyor görünüyordu. O pek azılı bir cani olmalı idi; çünkü ötekiler gibi bağlanmış değildi. Bir çeşit demir halka onu boynunu dik tutmağa zorluyor ve elleri sımsıkı kelepçelenmiş bulunuyordu. Bunlardan başka ayaklarına da kocaman bir zincir takılmıştı.
Don Kişot bu adama niçin bu kadar sert muamele edildiğini sordu.
Atlı muhafızlardan biri:

— Onu neyle suçlandırdıklarını, cezasının ne olduğunu size söyleyemeyeceğim, dedi, fakat bana öyle geliyor ki öteki beş adamın işlediği suçların hepsini birden bir terazi gözüne koyarsanız bu adamınki kadar ağır çekmez. Bu sebeple bize ayrıca emir verdiler; galiba çok atak ve tehlikeli bir kimseymiş. Onun için elimizden kaçmasından korkuyoruz.
Don Kişot mahkûma:
— Suçunun ne olduğunu sen kendin söylemez misin? diye sordu.
Adam Don Kişot’u küçümsüyor gibi bir bakışla tepeden tırnağa süzerek cevap verdi.
— Senyör Şövalye, benim yaptığımdan size ne? Bizim için elinizden ne gelir? Bana yükletilen suçlan bir bir anlatmağa kalkacak olsam yarın bu saatte yine burada oluruz? Benim adım Ginesse de Passamont'dur; birisi çıkıp da onları yazmak zahmetine katlansa koca bir cilt olur. Fakat merakınız canımı sıkıyor; onun için size hiçbir şey söylememeyi tercih ederim.
Haydudun küstahlığı o kadar büyüktü ki muhafızlardan biri onu uzun bir sopa ile cezalandırmak istedi. Bereket versin Don Kişot aralarına girdi ve muhafızdan bunu yapmamasını rica etti.

Adam:
— Nasıl isterseniz öyle olsun, dedi, fakat size hak veremeyeceğim, çünkü bu serserinin bir paralık değeri yoktur.
Don Kişot ağır bir tavırla cevap verdi:
— Değerleri ne olursa olsun bu gibi kimselerin suçlarının kefaretini ödemelerine ve yola gelmelerine yardım etmek hakkımızdır. Adaleti sopa ile sevdirecek değiliz onlara. Bunun için ben bunları kürek cezasına çarptıran yargıçlarla beraber değilim. Bana göre insanları arzu ve iradelerine karşı hareket etmeğe zorlamaktan daha çirkin bir şey olamaz. Öyle sanıyorum ki bu insanlar bir kaç yıl krala bu şekilde hizmet ettikten sonra ondan nefret edeceklerdir. Bunlar yolunu şaşırmış biçarelerdir. Bunun için benim onlarla meşgul olmam lazımdır. Şövalyelik mesleğimin kaidelerini ve bizim bedbahtlara yardım etmek, onların ıstıraplarını hafifletmek, onları esirlik boyunduruğundan kurtarmak vazifemizi hiç şüphesiz biliyorsunuz. Muhafız efendiler dünyanın en kutsal düsturları olan bu düsturlar adına bu mahkûmları serbest bırakmanızı ve evlerine dönmelerine izin vermenizi sizden istiyorum. Onlar kendi iradeleri ile suçlarının kefaretini verecekler ve faziletli adamlar olacaklardır.
Bu sözler üzerine muhafızlar gülmeğe başladılar ve başları olduğu anlaşılan biri:
— Senyör Şövalye, sanırım siz şakadan hoşlanıyorsunuz, dedi.
Don Kişot kaşlarını çatarak:
— Neden? diye sordu, dediğimi yapmak istemiyor musunuz yoksa?
— Arzunuzu yerine getirmeye hakkımız yok Senyör Şövalye. Bize kralın bir emrini gösterin; bu sefilleri serbest bırakalım.
Şövalye sordu:
— Beni onları zorla kurtarmağa mecbur edecek misiniz?

Muhafız:
— Lâtife fazla uzadı Mösyö, dedi, rica ederim yolunuza gidin, bizim işimize karışmayın. Hem de şu leğeni başınızdan çıkarsanız iyi olur.
— Siz edepsizin birisiniz. Bana ettiğiniz hakaretin cezasını derhal çekeceksiniz.
Don Kişot bunu söyler söylemez muhafıza saldırdı ve mızrağı ile muhafıza öyle bir vuruş vurdu ki adamcağızı yere düşürdü. Muhafızlar bunu görünce şövalyenin üzerine atılmak istediler. Kimisi kılıcını, kimisi kargılarım sallıyordu. Kürek mahkûmları o arada kargaşadan faydalanarak zincirlerini koparmış olmasaydılar kahramanımızın hali pek fena olacaktı. Muhafızlar nereye saldıracaklarını bilemiyorlardı. Kâh birbiri ardınca kendilerini zincirden kurtaran mahkûmlara koşuşuyorlar, kâh Don Kişot’a dönerek onu atından düşürmeğe çalışıyorlardı.
O esnada Sanço da Gines de Passamont'un demir halkalarından ve kelepçelerinden kurtulmasına yardım etmekteydi. Serseri kurtulur kurtulmaz zincirini bir lobut gibi kullanmağa başladı ve ona havada korkunç çemberler çevirterek kalabalığın ortasına atıldı. Muhafızlar dayanmanın faydasız olduğunu gördüler ve kaçışmağa başladılar.
Duruma hâkim olan Don Kişot:
— Hali görüyor musun Sanço dostum, diye bağırdı, nasıl iş gördük ha! Bu macerayı ümitlerimize göre sona erdirmedik mi?
Sanço pek keyifli görünmüyordu. Yüzünü buruşturup:
— Belki, dedi, bu zaferden memnun musunuz Senyör Don Kişot? Bana kalırsa bizim tabanları yağlamamızın tam zamanıdır. Muhafızların yardımcı kuvvetler çağırmağa gitmiş olmalarından korkulur. Geri dönerlerse keyfimiz bozulacağa benzer.

Don Kişot:
— Hadi işine korkak, dedi, sen efendinden daha mı iyi bileceksin? Bir daha söylüyorum sana. Bana inan ve titremekten vazgeç.
— Şu var ki Senyör!..
Şövalye onu daha fazla dinlemedi. Mahkûmlara yaklaşarak tatlı bir sesle:
— Ey temiz yürekli adamlar? dedi, yüzlerinizde okuduğum minnet ve şükran beni pek memnun etti. Nankörlük kötü huyların en iğrencidir. Sizlerde böyle bir şey bulunmadığını görüyorum. Sizin için ne yaptığımı gördünüz. Bu sebeple ben de sizden bir şey istemekte tereddüt etmeyeceğim.
Gines de Passamont:
— Çok iyi konuştunuz Senyör şövalye, dedi, bize güvenmekte haklısınız. Ne istiyorsanız söyleyin. Emirlerinizi yerine getireceğiz.
Kahramanımız heyecanla:
— Sizin nankör olmadığınızı biliyordum, dedi, onun için ben de cömertlik göstereceğim, sizden çok küçük bir şey isteyeceğim. Yalnız zincirlerinizi yeniden takacaksınız ve sizi ilk gördüğüm halde Toboso şehrine gideceksiniz. Madam Dulcinee'nin huzuruna çıkacaksınız. Sizi Mahzun Yüzlü Şövalyenin gönderdiğini söyleyeceksiniz. Onun şerefine sizin için yaptığım şeyleri anlatacaksınız. Böylece bana olan borcunuzu ödemiş olacaksınız. Sizi dilediğinizi yapmakta serbest bırakacağım.
Gines ağır bir eda ile cevap verdi:
— Senyör şövalye; bu emrinizi yerine getiremeyeceğimize çok üzülürüz. Bu kıyafette söylediğiniz yere gitmemize imkân yoktur; çünkü bizi tanırlar; yakaladıkları gibi yeniden kalyonlarda soluğu alırız. Biz birbirimizden ayrılmalı ve kıyafetlerimizi değiştirmeliyiz ki bir daha adaletin pençesine düşmeyelim. Madam Dulcinee de Toboso'nuza saygılarımızı sunmağa gidemeyeceğimize çok üzülürüz. Bizi anlamalısınız. Fakat minnet altında kalmayı da istemediğimizden bize başka bir şey emrediniz, isterseniz Madam Dulcinee için emredeceğiniz bütün duaları okumağa hazırız.
Fakat dualar ne kadar çok olursa olsun Don Kişot’un işine gelmiyordu. Onun istediği şey Dulcinee de Toboso'ya haberciler göndermekti. Bu sebeple Gines'in cevabı onu öfkelendirdi. Atını ona doğru sürerek:

— Seni şeytan oğlu şeytan seni, dedi. Bak ben istediğimi nasıl yaptırıyorum size. Hep bir arada Madam Dulcinee'ye gidemezmişsiniz öyle mi? Öyleyse sen tek başına gideceksin ve arkadaşlarının zincirlerini sana takacağız.
Haydut gülmeğe başladı ve arkadaşlarına işaret ettikten sonra yerden taşlar alarak Don Kişot'a atmağa başladı. Ötekiler de onun yaptığını yaptılar ve şövalye birdenbire bir taş yağmuru içinde kaldı.
Don Kişot, atım onların üzerine sürmeğe uğraşarak:

— Reziller, haydutlar, bu size pahalıya mal olacak, diye haykırıyordu.

Fakat mahkûmlar alay ediyorlar, küfürler savuruyorlar ve onu taşlamağa devam ediyorlardı. Bir kaç okkalı kaya parçası Rossinante'ı yere yıktı, Don Kişot, yara bere içinde, toprakların üzerine serildi.
Sanço eşeğinin arkasına saklanmıştı, fakat haydutlar efendisinin işini bitirdikten sonra uşağa çullandılar, sırtındakileri soyarak onu hemen hemen çıplak bıraktılar.
Sonra birbirlerinden ayrılarak Don Kişot ile Sanço'yu kendi hallerine bıraktılar ve her biri kendi yollarına gittiler.

* * *

ON BİRİNCİ BÖLÜM
Don Kişot Kara Dağ'da


Sanço Panza burada fazla durmak istemiyordu. Muhafızların Sainte Hermandad polisi ile beraber geri gelmekte gecikmeyeceklerine şüphesi yoktu. Onun için efendisini ve kendini bu hale getiren haydutlar savuşur savuşmaz Don Kişot'un yanına koştu ve ona bir an evvel buradan gitmelerini rica etti.
Şövalye cevap verdi:

— Sanço dostum, seni dinleyerek bu melun heriflerle uğraşmasam iyi olacakmış. Kötülere iyilik etmek kum üstüne yazı yazmak gibidir. Ne çare ki olan olmuştur. Bu dersin kulağımıza küpe olmasını dileyelim.
Sanço derin derin içini çekti:
— Bizim aklımız kolay kolay gelmez başımıza, Senyör, dedi, fakat haklı olduğumu söylemekle bana şeref verdiniz. Bunun için beni dinleyiniz de başımız daha büyük bir belâya girmesin. Sainte Hermandad polisi, okçuları ile beraber gelirse sizin Şövalye sıfatınız para etmez. Okların başımızda ıslık çaldıklarını şimdiden işitiyor gibiyim.
— Sanço dostum, sen pek cesur değilsin; fakat boş yere inat etmeyeceğim. Bu sefer sözünü tutuyorum; söylediğin oklu polisleri beklemeden yola çıkabiliriz.
— Senyör Don Kişot, beni dinlediğinize çok memnunum... Bu herifler gerçekten belâlı şeylerdir.
— Yalnız sana şunu haber vereyim ki ben dünyanın hiçbir polisinden korkmam. Onlar benim kılımı bile kıpırdatamazlar. Keşke hep bir olup karşıma çıksalar da tehditlerini iki paraya almadığımı göstersem sana. Ben onların topunu birden yere sererim, topunu birden...
Sanço acele acele:

— inanırım size senyör, inanırım, dedi.
— Gerçekten inanıyor musun? Burada kalmayı, Sainte Hermandad polisinden korkmadığımı sana ispat etmeyi canım pek istiyor.
— Aman Allah! Korkmadığımızı biliyorum Senyör; fakat kaçsak daha iyi ederiz.
— Sanço dostum, beni bir korkak, bir tabansız mı sanıyorsunuz?
— Hiç öyle şey olur mu Senyör!
— Sana onu haber vereyim ki ne zaman benim Sainte Hermandad'dan korktuğumu söylersen kuyruklu bir yalan atmış olacaksın.
— Senyör, senyör...
Sanço korkudan ölmekte idi. Bu nutuklar onlara vakit kaybettiriyordu. Okçular dakikadan dakikaya yolun köşesinden çıkabilirlerdi. Şövalyeyi kaçmağa razı etmek için ne yapmalı?
— Bu yerden çekilmek isteyenin ben olduğumu ne zaman söylersem yalan söylemiş olacaksın.
— Etmeyin Senyör şövalye. Olacak şey mi bu?
— Öyleyse hadi gidelim. Burada yapılacak işimiz kalmadı artık.
Sanço sevincinden bayılacaktı. Şövalyenin yattığı yerden kalkmasına yardım etti ve Rossinante'ı dört ayak üstünde durdurdu. Sonra eşeğini aldı ve dördü birden ufukta görünen Kara dağın yolunu tuttular.

Kahramanlarımız Kara dağın ortasına geldikleri zaman gece olmuştu. Sanço, oklu polisleri şaşırtmak için bir kaç gün burada kalmanın iyi olacağını sanıyordu.
iki arkadaş, meşe ağaçlarının altında karargâhlarını kurdular. Kendilerini her hangi bir baskın tehlikesine karşı emin bir yerde sanıyorlardı. Ne yazık ki ertesi sabah uyandıkları zaman bu ümitlerinde aldanmış olduklarım gördüler. Aksi gibi Gines de Passamont da bu taraflara doğru kaçmış ve onlara pek yakın bir yerde gecelemişti. Haydut ilk gün ışığı ile gözlerini açınca komşularını gördü.
Onun için ne umulmaz bir şanstı bu! Kahramanlarımızın uykuda olmalarından faydalanarak at ile eşeğe yanaştı ve dişleri arasından mırıldandı:
— Çok iyi oldu bu iş... iki binek hayvanı birden... Beğen beğendiğini al.
ilk önce Rossinante'a baktı ve dudak büktü:
— Bu uyuz atı çalmak zahmete değmez. Eşek daha dinç görünüyor bana. Her halde iyi gidiyor olmalı.
Haydut daha fazla nazlanmadan Sanço Panza'nın eşeğine bindi ve uzaklaştı.
Seyis ancak bir saat sonra uykudan gözlerini açıyordu. Eşeğinin yerinde yeller estiğini görünce:
— Ah nerelerdesin sen ciğerparem, diye inledi, sen ki kucağımda doğdun; yıllarca ocağımı, çoluk çocuğumu şenlendirdin; karım seni dünyanın bütün hayvanlarından fazla seviyordu. Ey bana bütün işlerimde yardım eden ve komşularımı hasetten çatlatan sevgili sadık eşeğim sen nerelerdesin?
Don Kişot gözlerini açtı ve bu yeni şekildeki mersiyeyi işitti.
Sanço'nun başına gelen şeyi anlamakta gecikmiyor ve seyisini, dili döndüğü kadar teselli ediyordu. Fakat hiçbir söz Sanço'nun yanaklarındaki akan gözyaşı sellerini dindiremezdi.

Don Kişot'un nihayet sabrı taştı:
— Ne oluyorsun, dedi, eşek nihayet eşektir, o gittiyse bir tane daha alırsın.
— iyi ama para nerede şövalyem?
Don Kişot cevap vermeden bir an düşündü:
— Dinle beni Sanço dostum; sen bir eşek kaybettin; ben sana üç tane vereceğim onun yerine; memnunsun ya?
Köylü hayretle:
— Uç eşek mi, dedi, üç sahici eşek mi? Nerede onlar! Ben bir şey göremiyorum.
— Nerede olacak şatomda! Benim beş sıpam var. Üçünü sana vereceğime yemin ediyorum.
Bu fikir seyisin acısını bir parça yatıştırır gibi oldu.
— Hem de sen koca bir adanın valisi olduktan sonra eşeği ne yapacakmışsın?
— Orası öyle Senyör şövalye... Fakat siz üç sıpa için verdiğiniz sözde duracaksınız değil mi?
Don Kişot üzüntü ile:
— Vay benden şüphe etmeğe mi kalkıyorsun? dedi, fakat çok konuştuk. Bir parça bir şey yiyelim de yola çıkalım; çünkü bu dağın ortasında kendimi pek neşeli hissediyorum.
Seyisin heybesinde bir parça yiyecek kalmıştı, iki arkadaş onun birazını iştahla yediler; birazını da ertesi güne sakladılar. Sonra Don Kişot atına bindi. Sanço sırtında yüklerle arkasından yürüyor; ara sıra da eşeğinin idaresine kendini bırakarak yapılan yolculuğun ne hoş bir şey olduğunu düşünüyor ve derin derin içini çekiyordu.
Fakat sabah o kadar güzel ve Kara dağ o kadar hoş manzaralı idi ki, Sanço'nun eski keyfi çabucak yerine geldi.

Vakit öğleyi geçmişti ki şövalye birden bire atını durdurdu. Sabah saatlerinde çok düşünmüş, bir çok şövalye romanlarını zihninden geçirerek kendi durumuna benzer bir vaka aramıştı.
— Sanço dostum, diye bağırdı, beni iyi dinle. Kulaklarını aç ve sana söyleyeceğim şeyi anlamaya çalış.
Sanço, efendisinin bu ateşli coşkunluğu karşısında bir parça endişeye düşerek cevap verdi:
— Dinliyorum sizi, Senyör şövalye.
— Bu dağda, bütün dünyaya karşı bana büyük bir şan ve zafer sağlayacak ve bütün gezici şövalyelerin şöhretini gölgede bırakacak bir iş yapmayı kafama koydum.
Köylü içini çekerek:
— Aman Senyör! Sakın pek tehlikeli bir iş olmasın? dedi.
Şövalye:
— Hayır, dedi, yüreğin rahat etsin; bu işte senin için hiçbir tehlike yok. Zaten ben onu tek başıma yapacağım.
— Artık beni istemiyor musunuz Senyör Şövalye?
— Sanço dostum; böyle saçma sapan lâkırdılar söyleme. Seni nazik bir vazife ile bir yere göndereceğim, anlatacağım işin neticesi senin bu vazifeyi yapmakta göstereceğin beceriklilik ve açık gözlüğe bağlı olacak. Dinle Sanço dostum, kafamda olan şeyleri öğrenmen lâzım. Sihirbaz Freston melunu kitaplarımı çalmadan önce kitaplığımda bulunan güzel şövalye hikâyelerini okumuş olsaydın dünya şövalyelerinin en mükemmeli olan büyük Amadis de Gaules'ü tanımış bulunacaktın. Bunun aksini iddia edecek olanlar utanıp arlanmaz yalancılardır, kafaları kesilmeğe lâyıktır, anlıyor musun?
— Evet Senyör Şövalye, Amadis de Gaules şövalyelerin en mükemmeli olmuştur. Sözünüze inanıyorum.
— Bunu senin ağzından işittiğime memnunum. Pek kafasız bir adam değilsin sen. Fakat sana şimdi bu Amadis'in, kendisine büyük bir akıllı usluluk şöhreti sağlayan bir hareketini anlatacağım. O da benim gibi, bir zaman, fakir kaya tepesine çekildi ve orada birbirinden acayip delilikler yaparak çile çıkardı. Bunları sana anlatmak uzun olur. Ben onun yaptıklarını taklitten daha iyi bir iş tasavvur edemiyorum. Değil mi ki bu dağa çekilmiş bulunuyorum, ben de onun gibi çile çıkaracağım ve Dulcinee de Toboso'nun şerefine bin türlü ümitsiz delilikler yapmaya koyulacağım.
Sanço Panza gözlerini fal taşı gibi açıyordu.

— Bin türlü delilikler mi Senyör?
— Evet Sanço dostum. Amadis de Gaules'ün tövbe ve çilesini taklit etmek devleri tepelemekten, ejderleri öldürmekten ve ordularla savaşmaktan daha kolay değil midir? Değil mi ki Amadis bu vasıta ile bunca zaferler kazandı; ben de onun gibi yapacağım.
— Belki hakkınız vardır Senyör, fakat bana öyle geliyor ki bu mükemmel şövalyenin çileleri, tövbeleri ve delilikleri için bir takım sebepleri vardı; oysaki siz...
— Don Kişot onun sözünü bitirmesine meydan bırakmadı:
— Ne diyorsun dostum? Ben de sevgili Dulcinee'yi yüz üstü bıraktığım için ümitsizliğe düşmüş değil miyim? Her halde ona bir mektup yazacağım, sen de onu kendisine götüreceksin. Onun aşkı için ettiğim tövbeleri, çektiğim çileleri ve yaptığım delilikleri kendisine anlatabileceksin. Hiç şüphe yok ki felâketim onun yüreğine dokunacak. Sen vakit geçirmeden onun cevabını getirirsen ve ben Dulcinee'yi sadakatime lâyık görürsem hemen deliliklerime son veririm. Bu olmazsa onlara devam ederim.
Don Kişot sözlerini bitirir bitirmez öteki kayalardan ayrılmış, etrafı sarmaşıklarla örtülü bir kayanın dibine geldi, ötede bir ırmak akıyordu. Gerçekten çok güzel ve hoş bir yerdi burası. Don Kişot yapacağı büyük işler için burasını seçti ve hemen atından indi.
— Sanço dostum, senin dönüşünü burada bekleyeceğim. Tövbeler, çileler ve deliliklere çok uygun gelecek olan bu tazelik ve güzellik dolu yerde mektubumu yazacağım. Sen yalnız yollarda pek fazla zaman kaybetmemeğe çalışacaksın.
— Senyör şövalye, yaya gideceksem, haber vereyim ki, ayağım pek tez değildir. Bana atınıza binmek lütfunu bağışlayabilir misiniz?
— Nasıl istersen öyle yap. Ben de zaten tek başıma kalmak istiyordum. Rorssinante'i başımdan aldığına isabet edersin. Böylece yalnızlığım daha tam olur, hiçbir şey onu bozamaz. Fakat sen yola çıkmadan önce ben bir takım delilikler yapmalıyım ki, sen onları gözünle gördüğünü Dulcinee'ye anlatabilesin.

Sanço:
— Buna pek lüzum var mı Senyör? diye içini çekti.
— Mutlaka lâzım dostum. Gözünün önünde silâhlarımı kırmalıyım; elbiselerimi param parça etmeliyim. Kendimi tepe aşağı bu kayadan atmalıyım. Sonra da...
Köylü dehşet içinde bağırdı:
— Senyör, bunları yapmak faydasız. Ben sizin sözünüze inanıyorum. En büyük delilikleri yaptığınızı gözümle gördüğümü, kime olsa anlatmağa hazırım. Kayadan atlarken dikkat edin Mösyö, belki bir yeriniz yaralanır.
— Yaraların ne ehemmiyeti var Sanço dostum!
— Aman Efendimiz, Fierbras ilâcını kaybettiğimizi ve pek az sargımız kaldığını unutmayın...
— Hakkın var dostum. Nasihatini unutmayacağım. Şimdi Madam Dulcinee'ye götüreceğin mektubu yazmak istiyorum.
Şövalye hemen yerine oturdu ve cep defterini istedi:
— Yaklaş yanıma sadık seyisim, bana rahle vazifesi göreceksin.
Sanço efendisinin önünde yere oturdu ve Don Kişot defterini onun sırtı üstüne yerleştirdi.
Mektup böyle yazıldı. Sanço son derece rahatsız oluyor ve derin derin içini çekiyordu.
— Senyör bu kadar uzun bir mektuba hacet var mı?
— Kes sesini dostum; zihnimi dağıtıyorsun. Şövalye işini bitirdiği zaman mektubu yüksek sesle okudu:

Madam,
Hayatta bana göstermiş olduğunuz ilgisizlikten daha korkunç bir hakarete uğramış değilim. Ey hiçbir zaman unutamayacağım sevgili nankörüm! Aşkımı kabul etmediğiniz için bu dünyanın en vahşî bir köşesine çekilmek ve orada bin türlü ümitsiz delilikleri göze almak zorunda kalıyorum. Sadık seyisim bunlardan bir kısmını size anlatacaktır, fakat onlardan çok daha ağır olanlarını o da gözü ile görmüş değildir.

Heyhat! Çok sevgili prensesim, böyle bir zulmü daha uzun zaman bana reva görecek misiniz? Sükûtunuzun sonu gelmeyecek mi?
Şövalyenize karşı pek ufak bir sevginiz varsa bana yardım ediniz; lütuflarınızı benden esirgemeyiniz. Acele etmelisiniz; çünkü aşk uğruna nefsime reva gördüğüm cefalar az zamanda beni öldüreceklerdir.
İçinde bulunduğum zalim kararsızlığa rağmen ölünceye kadar esiriniz kalmak isteyen kulunuz.
Mahzun yüzlü şövalye...

Sanço:
— Bu ne mükemmel mektup, diye bağırdı, ben ömrümde bundan daha iyisini dinlemiş değilim. Ne güzel, ne iyi yazılmış, ne kadar tatlı!
Don Kişot sordu:
— Yolda onu kaybetmeyeceksin ya? Bu mektubu kaybedersen ne olacağını sorarım sana.
— Olur mu öyle şey Senyör Don Kişot? Bana güvenebilirsiniz. Fakat şatodaki sıpalar için de yeğeninize bir kelime ilâve edemez misiniz?
— Hakkın var dostum.
Don Kişot üç sıpayı seyisine teslim etmesi için yeğenine de bir kaç kelime yazdı.
Köylü sevincinden uçarak:
— Çok güzel oldu mösyö, dedi, ben hemen gidiyorum; çok geçmeden dönerim.

Şövalye:
— Olmaz, dedi, deliliklerimden bir ikisini mutlaka görmelisin. Çünkü onları gözünle gördüğüne yemin edeceksin.
— Mutlaka lâzım mı Senyör Don Kişot? Çabuk olun bari de geç kalmayım.
— Üç gün daha benimle kalmanı isterdim.
— Senyör! düşünün ki ne kadar erken gidersem o kadar erken dönerim.
— Bunda da hakkın var dostum. Şu halde deliliklerimden bir ikisini sana hemen göstereyim. Dulcinee de Toboso'ya neler yaptığımı söyleyebilirsin. Don Kişot elbiselerinin bir kısmını çıkardı; topuklan ile kuyruk sokumunu döverek bir kaç defa havaya sıçradı; bir takla attı; bağıra bağıra sevgilisinin adını söylerken, az kaldı boynunu kırıyordu. Bunları o kadar çabuk yapmıştı ki Sanço'nun ağzı hayretten açık kaldı.

— Aman Senyör durun. Gördüğüm şeyler yeter de artar bile. Hiç korkmayın, yapmadığınız delilik kalmadığını ve Amadis de Gaules'e yüz kere taş çıkarttığınızı söyleyeceğim. Hoşunuza giderse daha başka yalanlar da uyduracağım.

— Çok güzel Sanço dostum. Hiç olmazsa sen bana sadakat gösteriyorsun. Sana güvendiğimi bilirsin. Git ve çabuk gel.
Köylü bu emri tekrar ettirmeden Rossinante'a atladı ve onu süratle ovaya doğru sürdü.
 


Devamı Haftaya


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Öykü - Roman
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Öykü - Roman:
GENÇ WERTHER'İN ACILARI- ikinci Kitap SON


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Genç Siviller’in sesi: Sözün başladığı yer...
Gençlik Kokuları
Genç Subaylar Rahatsız
GENÇ WERTHER'İN ACILARI- ikinci Kitap SON
GENÇ WERTHER'İN ACILARI- ikinci Kitap Bölüm-2
GENÇ WERTHER'İN ACILARI- ikinci Kitap Bölüm-1
Tiyatro ve İkinci Yüzü
İkinci yenicilerden hangisi sizin şairiniz?
Satranç Dersleri -İkinci Bölüm-
Hüküm Giymiş Bir Kitap İçin Yazıt
Hangi kitaptan sinemaya uyarlanırdınız?
Kitaplar
Haşmet Babaoğlu: Son kez Venedik!
Avni Özgürel: Bir asır sonra aynı tartışma
'Bilmiyorum seninle sonumuz ne olacak'

"Don Kişot - Don Quijote 10. ve 11. Bölüm" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke