Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 263 Üye Adayı ve 12 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Ferhat Ünlü: ‘Başarısızlık benim tuz kokulu alın terimdir’
Tarih: 09.07.2006 Saat: 13:20 Gönderen: karakutu
 

Bazıları alın terinden tuzlu okyanuslar yaratır. Bazılarıysa önemsiz bir adam olarak ölüp dokuz tahta altında sıcaktan çürüyen etlerini, soğukta zangır zangır titreyen kemiklerini seyrederek hiçliğin kederinin keyfini çıkarır. Ben ikinci gruba giriyorum.



Adım Mustafa. Takriben otuz sene evvel Demirspor’da “İmparator Fatih Terim”le birlikte top oynamıştım. Bilmem anımsar mı? Bir büyük rakı içip kendi kaleme gol attıktan sonra takımdan kovuldum.
Fatih’le benim kaderim, biri gökyüzünü ihtirasla yırtmak istercesine karanlığı delip süratle yukarı tırmanırken, diğeri tüm hiddetini kara toprağa zerk edip sükûnete ermek ister gibi yeryüzüne inen iki ayrı yıldırım çizgisini andırır. Bu iki yıldırım havada çarpışıp öylece asılı kaldı ve koskoca bir çarpı işareti oluşturdu yıllar önce.

Şimdi yağmurlu, fırtınalı kış gecelerinde, sırtüstü yattığım yerden -bu sessiz sedasız mezardan- gökyüzüne bakınca biteviye çakan şimşeklerin hep aynı yerine takılıyor gözlerim. Çarpının göbeğine, yani benim makûs talihimle imparatorun görkemli evreninin kesiştiği o günlere...

Demirspor’dan kovulduktan sonra hiçbir iş yapmadım. Akranlarım okul okurken, top koştururken ya da hiç olmazsa mobilya verniklerken, araba yıkayıp yağlarken, ezcümle bir işe yararken, ben uzun zaman önce terkedilmiş harabe evlerde, emekli edilmiş tren vagonlarında, müteveffa yakınlarının, kabirlerin üzerindeki çimleri gözyaşı damlaları ile suladığı mezarlıklarda Derdalan şarabı içerdim.
Anlayacağın ben bir proleter bile değildim Fatih. Hiçlikle var olmak arasında belli belirsiz salınan bir gölgeydim sadece. Canlı bir gölgeydim. Bir tür insan oksimoronu...

Çalışmadım, kazanmadım ve neticede başarısız, önemsiz oldum. Tek yapabileceğim komünizme inanmaktı. Fabrikatör oğlu olduğu halde işçi hareketini destekleyen Engels’e minnet duydum. Fotoğrafını görünce ona olan hayranlığım bir kat daha arttı. Cenab-ı Allah ne haşmetli pos bıyıklar bahşetmişti ona.

Bir ara bu eşitsizlik meselesini kendi muhakememle çözmeye karar verdim. Doğrusu eğer param olsaydı ben de eşitlik istemezdim. Birinin başarısı, mutluluğu, diğerinin başarısızlığına ve mutsuzluğuna bağlı olduğuna göre (tıpkı Fatih’le benim hikâyemde olduğu gibi) bağırıp çağırmanın âlemi yoktu. Böylece sustum.

Bir gün kitapçı vitrininde Dostoyevski’nin “Yeraltından Notlar”ını gördüm. Rus olduğu için yazarı komünist sanıp kitabı çaldım. Meğer alâkasız şeylerden bahsediyormuş. Gene de okudum ve mutsuz oldum.

Şimdi mezardan, yeraltından, kendi bilinçaltımın notlarını yazıyorum Fatih. Bilincim burada da akıp duruyor. Kimi zaman kurbanlık koyunların boynundaki kanlar gibi ılık ve cansız, usul usul... Kimi zaman da hiddetli şelaleler gibi yaygarayla gümbürdeyerek...

Yenildim Fatih. Ben ayranımı senin gibi alın terimle tuzlamadım. Filhakika ayran da içmedim. Çünkü topluluk önünde ayran içemeyecek kadar komünisttim Fatih. Hayır, beni izleyen proleter yoldaşlarımın nefsini tahrik etmemek için değil, her defasında fırça bıyıklarıma yapışan beyaz köpükler yüzünden...

Ama sen, sen kardeşim, Marks gibi Alman Yahudilerinin değil, İstanbul’u fetheden dedenin göğsünü kabarttın.

Geçmişe dönüp bakıyordum da, sen başından beri hodbindin Fatih. Bense komüncü ve de bedbindim. Okudukça komüncülük oynamaktan vazgeçtim gerçi, ama daha fazla bedbin oldum.
Uzun lafın kısası, ıskaladım, teğet geçtim Fatih. Senin Çınarlı’dan başlayıp İstanbul’da ve seksi karı çizmelerine benzetilen o memlekette devam eden hayat hikâyenle, benim Cemalpaşa’da başlayıp Cemalpaşa’da biten hayatımın kesiştiği biricik noktada ipin ucunu yakalayamadım işte, lanet olsun.

Fakat sen bir imparator oldun. Çocukluğumuzda bizi sürekli motive eden, çok et yedikleri için aslanlar gibi cesur ve hırçın fellah dolmuş şoförlerinin yüzünü ağarttın.
Sen alın terinden tuzlu okyanuslar yarattın ey Fatih! Canım kardeşim benim. Büyük iş başardın. Lakin başarı bir şeytanı laindir. Hep daha fazlasını yapmaya zorlar insanı. Hep daha fazla ter akıtman gerekir, okyanusu doldurmak için... Terledikçe alkışlanırsın Fatih, terledikçe kırbaçlanırsın.

Ve bir kez kaybettin mi, senden kötüsü yoktur. Millileri Dünya Kupası’na götüremedin, hazırlık maçlarında berabere kaldın, yenildin diye, ne asabiliğin kaldı, ne maçoluğun, ne de Adanalılığın... Boşver, bazen hayatta yenilmek de gerekir. Hem yenilince biraz beni de anlarsın.

Ne olursa olsun, seni dingin bir gururla ve
serinkanlılıkla izliyorum mezarımdan.

Beni merak etme, çok mutluyum ben. Var olmadığım için mutluyum. “Büyücü”nün Oxford mezunu Urfe’sinin kız arkadaşı Alison gibi... (Karıştırma Fatih, Urfa’nın tashihlisi değil, adamın adı Nicholas Urfe’dir. ‘Urfa’da Oxford vardı da biz mi okumadık’ vecizesini hesaba katarak uyarayım.)

Ben temelden çözdüm meseleyi ve yok oldum. Milenyuma; toprağa kesif bir koku salan çürümüş etlerimle ve kemiklerimin içindeki iliklerimi dahi un ufak edip yiyen küçük yeraltı böcekleriyle birlikte girdim.

O da bir şey mi! Başarısızlığımı bile yediler Fatih, benim şu tuz kokulu alın terimi...
 


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Deneme
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Deneme:
DOĞRULUK KAYGISI


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 1
Toplam Oy: 1


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

DOĞRULUK KAYGISI

"‘Başarısızlık benim tuz kokulu alın terimdir’" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke