|
Bir uyuşma bedende, zihinde ve düşlerde. Belki bir kirlenme bu, belki çürüme,
belki de bir karpuzun içini yemesi gibi birşey. Baktığım
bütün yüzlerde,
kendinden ve insanlardan uzaklaşmanın ağır faturası.
Devasa bir inançsızlık, devasa bir ümitsizlik ve dev bir kaçış. "Bu toprakları
kime bırakmaya niyetlisiniz acaba?" diye sorsam gözlerimin içine anlamsız
anlamsız bakacağınızdan eminim. Kendi kabuğuna çekilmiş ve orada "kara bir inci"
üretmeye çalışan insanların suçüstü yakalanmışlığı var bakışlarınızda. Size
incilerden nefret ettiğimi söylemeliyim. Gövdesine saplanmış bir taşı
dünyanın
en güzel mücevherlerinden biri haline getirmek fikri alabildiğine yabancı bana.
Atılan bir taşla yaşamaya alışmak bile kötü bir duyguyken onu onur duyulası bir
maddeye dönüştürmek, tepkisiz, teslim olmuş,
apolitik varlıkların işi olsa
gerektir. Oysa insana düşen, kendisine yönelen bütün yabancı unsurları reddetmek
ve o unsurların kaynağına doğru haykırmaktır. Bir "inci"ye meziyet yükleyen
bütün felsefelerin karşıtıyım ve karşıt olmak, şu
dünyadaki hanemize yazılan en
"pırıltılı" şey.
Bir vakitler, inanç ve kararlılıklarına bakarak benim de yanlarında saf tuttuğum
sıkılmış yumrukların gevşediğini görüyor bu gözler. Beyazla pembe arası bir renk
turu yaşanıyor o
avuçlarda şimdi. O avuçlarda, o yumruklarda "yumuşama"nın
tiksindirici ve iç karartıcı yüzü dolaşıyor. Baktığım bütün yüzler kapanıyor
karşımda ve kilit vuruluyor aşklara. Kilit vuruluyor topraklara, üstünde doğulan
ve bir bıçak gibi
dolaşılan bütün şehirlere, köylere, evlere kilit vuruluyor.
Ürkek ve kendi gölgesinden bile korkan güvercinler gibi yaşadığınız bu aşklardan
size bir sancıdan başka birşey kalmayacak. Küçük bir ses parçasıyla kalbi pır
pır eden ve güvenli
kuytulara sığınmak için topluca havalanan güvercinlerin
aşkından ne olur ki? Ne olur ki sizin aşkınızdan? Ve ne hakkınız var sizin
sevdiklerinizi de kirletmeye, yaralamaya, korkak hale getirmeye? Ruhunuzda
yayılan karanlığı, bir
başkasına hangi hak ve duyguyla taşımaktasınız? Kendi pis
korkunuzu tek başınıza yaşayın ve bilin ki aşk cesaret işidir. Ancak devrimciler
aşık olabilir. Ancak hayatı bir isyan ateşi gibi alnında dolaştıranlar aşık
olabilir. Bu ateşli ve
cesur duyguyu, korkularınız ve ihanetlerinizle
kirletmeyin.
Aklınızdan geçen herşeyi biliyorum. Çok gördük biz bu yılgınlık ve
sünepelikleri. Aşklarınız karşısında dahi yenildiniz siz ve sarılıp yanınız sıra
koşturmak yerine,
sevdiklerinizin korkularını da korkularınıza gerekçe
göstererek, hem kendinizi hem de onu bir çukura doğru sürüklediniz. Koşmaya mı
cesaretiniz yoktu, sunacak dünyalarınız mı sığdı, cahil miydiniz, eksik
miydiniz, bilinmez.
Gerekçeleriniz hiç ilgilendirmiyor bizi. Bildiğimiz birşey
var ki, siz aşkı kuşatılmış kalelerin teslim olması gibi birşey sandınız ve
sevgilinizin elinden tutmanız beyaz bir bayrağın dalgalanması anlamına geliyordu
sözlüğünüzde.
Ürkek cümlelerden oluşan bir sözlüğünüz var ve tam da bu yüzden
tek bir satır anlamayacaksınız kavgamızdan. Size o kavgaya katılma hakkı ve
kavga etme imkanı sunuldu, lakin cenk meydanına attığınız ilk adımda
ayaklarınızın
tutuştuğunu görüp, serin bir hayata, serin bir kucağa, serin bir
eve doğru koştunuz. Kendiniz gibi korkak hale getirdiğiniz sevdiklerinizden sizi
avutmalarını, dizlerine yatırıp saçlarınızı okşamalarını beklediniz.
Oysa o
saçlar,
isyan ateşenin yalımlarıyla tutuşmalıydı. Saçları isyan ateşinde
kavrulmuş adamların ve kadınların hakkıdır aşk. Ve dünyanın en güzel ağaçları ve
en güzel kalpleri onların toprağında yetişir. Size, içinde gittikçe
boğulacağınız daracık
hayatlar ve o hayatları bile doldurmaktan aciz avuçlar
kalır. Gidin ve o avuçların aşkında teselli bulun. Uyutsun sizi miniminnacık
sevgililer ve yaşlanan bedenlerinizi kanapelere yayıp kazak ören kadınları
seyredin siz. Yaşayabileceğiniz
en büyük mutluluk budur. Korkakların mutluluğu!
|