Çetin Altan: Kışla ile Cami, özgür mizahtan neden hoşlanmaz?
Tarih: 02.12.2004 Saat: 07:54 Gönderen: karakutu
|
|
DEĞİŞİK bir açıdan bakıldığında, kutsallaştırılmış kavramlarla taşlaştırılmış
beyinlere; 200 yıldan bu yana
taze oksijenler taşıyan mizah, 21. yüzyılın da
mimarlarından biri...
Politik egemenlikler ve onların politik eleştirileriyle ilgili politik
özgürlükler; özgür bir mizah ortamından yoksunsalar, kanlı ve karanlık
serüvenlere de gebe
kalabilirler...
Özgür mizah, düdüklü bir tencerenin supabı gibidir; buharın sıkışmasıyla
tencerenin patlamasına karşı sigorta işlevi görür.
***
Örneğin Hz. Muhammed ile Gazi'nin karikatürleri yapılamadığında; böylesi özgür
bir mizah lezzeti, kutsal kavram ve simgelere karşı anarşik bir yozlaşma olarak
görüldüğünde; AB üyeliği rotasında da, çeşitli demagojilerin iğneli fıçılarında
çalkalanma sıkıntısına uğranabilir...
***
Örneğin modern
karikatürün babası sayılan Daumier'nin, "özgürlük, eşitlik,
kardeşlik" sloganıyla bayrak açmış Fransız İhtilali'ni, 1848 Paris işçi
ayaklanması perspektifinde nanikleyen tablosuna bir bakalım; elinde Fransız
bayrağını tutan, ihtilalin
simgesi, göğüsleri çıplak dev bir kadın. Kadının
memelerine, çırılçıplak iki küçük çocuk saldırmış emiyorlar. Çırılçıplak bir
çocuk da, kadının etekleri dibinde, bağdaş kurup başını avucuna almış, kitap
okuyor...
***
Silindir
şapkayla "Vatan, millet, Sakarya" nutuklarının yoğun olduğu dönemlerle
ilgili, mizahi tablolar, yahut karikatürler de yapılabilse bizde...
Yağmur duasına çıkmaya hazırlanan köylüler, bir Cumhuriyet nutukçusuna:
- Acaba sizin
vatan, millet, Sakarya nutukları, yağmur da yağdırabiliyor mu;
yağdırıyorsa, bir Sakarya nutku da, bize söyleyemez misiniz, diye sorsalar...
Ve Kışla, gülerek karşılayabilse böyle bir mizah özgürlüğünü...
***
Vaktiyle
Anatole France da, kiliselerdeki Meryem Ana tabloları için şöyle
demişti:
- Önünde diz çökülerek, haç çıkarılan o Meryem Ana resimleri; aslında onları
yapan ressamların, kendilerine modellik de eden metreslerinin
resimleridir...
***
Bizim halk mizahında da, Cami'ye karşı esprili takılmalar, görkemli ve rengarenk
fıskıyeler gibidir.
Bir Bektaşi dedesi, bir Cami şadırvanından devesine su içirmeye çalışırken; deve
birden kontrolden
çıkıp, Cami'ye girmeye kalkmış.
Cami'dekiler, deveyi ite kaka, tekme tokat, Cami'den çıkarmak için
ayaklanmışlar.
Cami'nin kapısına dikilen Bektaşi babası:
- Vurmayın, vurmayın, demiş; hayvan olduğu için bilemedi
girdi; bak, ben giriyor
muyum?
***
Mizah özgürlüğü, politik egemenlik didişmelerinde karşı karşıya gelenlerin,
birtakım kutsal kavramlarla tabuların arkasına sığınarak, ekonomik bir
saydamlığı maskelemelerini de
engelleyebilir...
***
Bir süre önce "Meclis kürsüsüne, başörtüsüyle çıkılabilir mi, çıkılamaz mı"
tartışmalarını yaşadık...
Bir politikacı kalkar:
- Sarıkla da çıkılabilir, demokratik özgürlük bu demektir; diye
tutturabilir...
Bir başka politikacı da:
- Laik bir hukuk devleti olarak, der; Atatürk'ün izinde, bağımsızlığımızın
simgesi sayılan kalpakla çıkmamız gerekir Meclis kürsüsüne...
***
Mizah özgürlüğü ise, bir karikatür
çiziminde Hz. Muhammed ile Gazi'nin
tezgahtarlık yaptığı; değişik değişik şapkaların, sarıkların, kasketlerin,
takkelerin, kalpakların satıldığı bir dükkana bir garibanın gelerek, her iki
tezgahtara da sormasıdır:
- Salt baş için
sattığınız onca giysi eşyası arasında, acaba benim kıçıma göre
de bir donunuz var mı?
***
Demokratik özgürlükler; politik egemenliği ele geçirmek, yahut politik
egemenlikten pay almak amacını taşıyan söylemlerle ilgili bir
özgürlük değildir
sadece...
Bir de politikacıların, tepelerdeki makamlara yerleşmek için afsunlamaya
çalıştıkları yığınlara; - beyinlerinin taşlaşmaması için - taze oksijen enjekte
eden bir mizah özgürlüğü
vardır...
***
Bir yanda 17 Aralık'ta AB'den, doğru dürüst bir müzakere tarihi alınıp
alınamayacağı tartışmaları...
Bir yanda bizim kimin çocuğumuz, onların kimin çocuğu olduğu demeçleri...
Bir yanda, Viyana
kapılarına kadar gittiğimiz övünmeleri...
Bir yanda da, açlık ve yoksulluk sınırına dayanmış olanlardaki artış...
***
Özgür bir mizah yaratıcılığının kahkahalı ağları, son 80 yılı da sarmalamış
olabilseydi; acaba Kopenhag
kriterleriyle bütünleşebilmemiz, hiçbir dış uyarıya
gerek kalmadan, kendiliğinden olamaz mıydı?
Ağır ceza mahkemelerine verilmiş, içeri tıkılmış, işinden edilmiş
karikatüristlerin sayısıyla; toplatılmış kitaplara ve engellenmiş tiyatro
piyeslerine bakmak gerek...
***
Yolsuzluklar, rüşvetler, hapazlamalar açısından, neden "kirli toplumlar"
arasında kaldık da; 10 üstünden verilen notlar sıralamasında, 3.2'ye layık
görüldük?..
Ve neden "yaşam
kalitesi" açısından 60 basamak altına düştük Yunanistan'ın?
23 Nisan bayramlarında ilkokul çocuklarını, "vali", "müsteşar", "başbakan"
koltuklarına oturttuğumuz için mi; yoksa Meclis kürsüsüne sarıkla çıkamadığımız
için
mi?
Yoksa bütün bu, demagojik tutarsızlıklarla dalga geçemediğimiz için mi?
Çetin Altan
02/12/2004
Milliyet
|
| |
İlgili Bağlantılar
|
|
Haber Puanlama
|
|
Ortalama Puan: 4.5 Toplam Oy: 2

|
Seçenekler
|
|
|