|
İkna etmeye çalışıyorlar bizi. Değişime, yumuşamaya, hoşgörüye ikna etmeye
çalışıyorlar. Ve daha bir çırpıda aklımıza
gelmeyen daha nice "sihirli" ve "soft"
cümleleri var artık onların. Onların yani "dost bildiklerimiz"in. Bir yandan da
malumumuz olan "kol kırılır yen içinde" mantığını yangın anında camı kırılacak
bir imdat düğmesi gibi yedeklerinde
taşımaktalar. Laik dediklerimizden daha laik
oldu bazı dostlar. İman işleri ile "nakit" işlerini ustaca ayırıyorlar artık
birbirinden.
Ve bize imanlarıyla göz kırpıp, nakitleriyle eziyorlar. Elleri hep "alan el" ve
fakat hiç "vermiyor"
her sabah deterjanla yıkadıkları o cici eller. Değişmemizi
istiyorlar bizim de. Bu değişim, bir vakitler "sertlikleriyle" sömürdükleri
zihinlerimizi ve emeklerimizi, şimdi "softluklarıyla" sömürmelerine yarayacak
belli ki. Herşey belli aslında:
Onlar sınıf atlıyor ve yeni sınıflarını
selamlamamızı istiyorlar bizden. Onları kutsamamızı ve evlerine alınteri, para,
altın bilezik, gözyaşı, süt, kuzu eti taşımaya devam etmemizi istiyorlar.
Konjonktürü bahane ediyorlar dönekliklerine. Ve
döneklik "değişim" diye
kakalanıyor.
Ve suyun akışına doğru bakıp ve bütün bu "değişim" naralarına kulaklarımı
tıkayarak, bütün gericiliğim, bütün yobazlığımla bağırıyorum/bağırıyoruz: Biz
hâlâ devrim istiyoruz!
Evet, ben hâlâ devrim istiyorum. İstediğiniz kadar mantıksız, romantik, beyhude
bulun bu talebi. Biliyorum ki, sizin mantığınız kendinizi aklamak üzerine kurulu
artık ve romantizmden nefret etme gerekçeniz kolunuza "yeni
metresler" takma
arzusundandır. Bir metres edinmek için yitirdiniz ve hatta katlettiniz romantik
heyecanlarınızı. Devrimi, devirmeyi, şiddeti kuş tüyü yataklara uzanmak için
terkettiniz. Siz de artık "ötekiler" gibisiniz. Beyaz bile değilsiniz
üstelik.
Size yakışan en uygun tanım "alaca"dır herhalde. Siz "alaca"sınız. Kavruk
tenlerinez beyaz pudralar sürerek ve o pudranın parasını bize ödetmeye çalışarak
koşacaksınız "efendilerin dünyası"na. Lakin o efendiler, size "kahya"
muamelesinden daha öte bir şey yapmazlar. Siz iyi kahyalar olursunuz sadece.
Oysa biz köleyiz ve en azından bir gün kendi zincirlerimizi kopartabilme
şansımız olacak. Hakkımız olacak ve geçmişimize baktığımız zaman kirli
hikâyeler
bulamayacağız orada.
Bizi "değişim"e ikna etmeye çalışıyorlar. İkna odalarında bir genç kızın başını
açmaya zorlanmasından bir farkı yok bunun. Dost bildiklerimiz, aynı
düşmanlarımız gibi ve aynı onların
yöntemleri ve aynı onların mantığıyla, bizi,
tırmandıkları kirli merdivenlere davet ediyorlar. Üstelik tırmanmamızı filan da
istedikleri yok; sadece onları seyrederek alkış tutmalıyız arkalarından. Bunu
istiyorlar ve hâlâ onları "kahraman"
görmemiz için zorluyorlar bizi. Bizi
kahpeliğe, ihanete, satılmışlığa ikna etmeye çalışıyorlar. Fakat herşeyi
görmekteyiz. O sırıtışlarının altındaki dişsiz damaklarını, çürük dillerini ve
insan eti yemekten kirlenmiş boğazlarını ve iğrenç
midelerini görmekteyiz. Onlar
artık bizim dostumuz değil. Onlar düşmanlarımızın masalarında bir tutam fındık,
biraz fıstık olmaktan öte hiçbir anlam taşımıyorlar ve bir gün biz de onları
masalarımızda oynatacağız. Yeni efendilerinin
leşlerine basarak göbek atacaklar
karşımızda. Ve o gün bizi, kendilerine dokunmamamız için ikna etmeye
çalışacaklar sadece ve aslında hep devrimci olduklarını anlatmaya çalışacakları.
Tabii ki onlara inanma imkanımız hiç
olmayacak! Çünkü vaktimiz yok "değişmeye".
Çünkü en yakınlarımızı yitirdik!
|