Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 40 Üye Adayı ve 2 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 KORKUYORUM
 NİCCOLO MACHİAVELLİ
 İç...
 Yarış
 Gene Hackman
 Doktor Doktor
 Ahmet İnam'la sıradışı bir sohbet...
 Sömürünün kavramları
 Halide Nusret Zorlutuna ile yeniden
 Mutfak kitapları
 FELON
 Kalbin hafızası var mıdır?
 Dahası ne?
 bir cumartesi
 Ayaklarının üstünde
 Bayramsız Çocuklar
 İyi Bayramlar
 bir cezm kaldı
 Uzlette...
 Çizginin Yüzleri...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Perihan Mağden: Dava Açılan Yazının Tamamı
Tarih: 08.06.2006 Saat: 06:24 Gönderen: karakutu
 

Ben diyorum ki, hayır kardeşim Her Türk Asker Doğmaz!

Her Türk asker doğmak, askerlik yapmak, asker ölmek, asker de ölebilmek mecburiyetinde değildir.

Nasıl her Türk nükleer fizikçi, baraj mühendisi, balet, narenciye üreticisi, son ütücü olarak doğmuyorsa, doğmayacaksa, doğmaması tercih nedeniyse her Türk, asker de doğamaz.


Doğmayacaktır. Doğmaması gerekir.

"Birleşmiş Milletler 70'lerden beri vicdani reddin bir insan hakkı olduğu fikrini savunuyor."

Diyerek mi girelim? Nasıl girelim bu 'hassas' konuya? Bu konu çok hassas çünkü Askeriye'yle ilgili her konu çok hassas. Çok çok hassas, bu ülkede.

Orduyla ilgili herrrhangi bir şeyde: öneri/eleştiri/neden böyle/neden öyle-hayır haksızsınız, porselen dükkânındaki filsiniz.




Tuhafiyedeki zürafasınız; aman çabuk pılınızı pırtınızı toplayıp o konunun topraklarından uzaklaşın-ızzz.
Ben diyorum ki, hayır kardeşim Her Türk Asker Doğmaz! Her Türk asker doğmak, askerlik yapmak, asker ölmek, askerde ölebilmek mecburiyetinde değildir. Nasıl her Türk nükleer fizikçi, baraj mühendisi, balet, narenciye üreticisi, son ütücü olarak doğmuyorsa, doğmayacaksa, doğmaması tercih nedeniyse her Türk, asker de doğamaz. Doğmayacaktır. Doğmaması gerekir.

Önce yıllardır, on yıllardır, yüz yıllardır maruz bırakıldığımız militarist koşullanmalardan kurtulmamız gerektiğini, bazılarımızın böyle bir tercihi olabileceğini kabul etme 'alicenaplığını' göstermemiz gerektiğini, ARTIK gerektiğini söyleyerek lafa başlayalım.

Avrupa Konseyi'ne üye 46 ülke içinde vidani reddin bir hak olarak tanımlanmadığı yalnızca iki ülkenin: Azerbaycan ve Türkiye'nin bulunduğunu belirtelim. Ermenistan'ın dahi vicdani reddi bir hak olarak tanıdığını, kurucuları arasında bulunduğumuz Avrupa Konseyi tarafından vicdani reddin tarafımızdan reddiyle ilgili, mutat sıklıklarla uyarıldığımızı-
Şimdi biliyorsunuz (ya da bilmiyorsunuz) Mehmet Tarhan diye biri var. Mehmet Tarhan total redçi. Mehmet Tarhan, kardeşim ben barışı seviyorum. Ben anti-militaristim. Ben elime silah almam, Silahlı Kuvvetler'e de (hiçbir kisve altında) hizmet vermem, veremem. Diyor. (Onun sözleriyle değil, ben kendi dilime çeviriyorum.)

Mayıs 2001'de askerlik yapmayı reddettiği için tutuklanıyor. Ve o gün bugündür Mehmet Tarhan'ın başı belada. Zira Türkiye Cumhuriyeti, Mehmet Tarhan'a bu insan hakkını, eline silah almama, Silahlı Kuvvetler'e hizmet etmeme hakkını tanımıyor. Mehmet Tarhan eşcinsel olanlar bir nevi 'sakat' 'kusurlu' vs. vs. kabul edilerek askerlikten muaf tutulabiliyorlar. Bir sağlık kuruluşunun muayenesine maruz bırakılarak.

Mehmet Tarhan bu muayeneye maruz bırakılmayı reddediyor. Zira o eşcinsel olduğu için değil (yani 'kusurlu' ve bir nevi 'sakat' kabul edilmeyi kabul ettiği için değil) TOTAL REDÇİ olduğu için askerlik yapmayı reddediyor.


Askeri Yargıtay 3'üncü Ceza Dairesi ise vicdani reddin kabul edilemezliğine hükmediyor. "Silahlı çatışmaların devam ettiği bir coğrafyanın ortasında bulunan Türkiye'nin ülke savunması için gerekli tedbirleri alması zorunludur. Bunun için her erkeğin zorunlu askerlik yapacağı benimsenmiştir" ifadesiyle.

Ve de Sivas Askeri Mahkemesi'nin Mehmet Tarhan hakkında verdiği iki davada toplam dört yıl hapis kararını bozuyor. Tarhan'ın (zorla) muayeneye tabi tutularak 'eşcinsellik' gerekçesiyle terhisinin verilmesini talep ediyor. Yani Tarhan'ın davası yine Askeri Yargıtay'da. Saçları zorla kesilmiş bulunan Mehmet Tarhan Sivas'ta, Askeri Cezaevi'nde. Bu davanın seyrine bakarak daha yıllarca orada kalacağına da hükmedebiliriz. Cezaevi koşullarının alabildiğine 'zor' olacağını da.

Zira Mehmet Tarhan'dan önce 87'inci maddeden (EMRE İTAATSİZLİK maddesi) yargılanıp askeri hapishanelerde yatmış bulunan vicdani retçiler Osman Murat Ülke, Mehmet Bal ve Halil Savda'nın ne mene maddi ve manevi işkenelere uğradıkları; diyelim Mehmet Bal'ın üstünden askeri üniformasını çıkartmaması için ellerinden ve ayaklarından kelepçelendiği, el fizyonomisi 'düşünülerek' yapılmış bulunan kelepçeler ayaklarını kestiği için Adana Askeri ezaevi Komutanı Albay Durdu Solak tarafından özel olarak imal ettirilen prangalandığı 'filan' biliniyor.

Yani Mehmet Tarhan'ı Askeri Cezaevi'nde geçireceği 'meşakkatli' (nasıl da efendice kelimeler seçiyorum) yıllar bekliyor. Böyle bir tercihi olduğu için. Anti-militarist olduğu için. Silahlı Kuvvetler'e hzmet vermeyi reddettiği için. Bu ret hakkı kendisine tanınmadığı için.

Şimdi eğri oturup doğru konuşalım: Yurdumuz topraklarında 300 bin ila 400 bin arasında değişen (kayda değer) sayılarda asker kaçağı dolaşıyor.
Ne yapılıp edilse bu sayı aşağı çekilemiyor, her üç ila beş yılda bir 'bedelli askerlik' çıkarılarak zevahir kurtarılıyor: Yani 'bedelini' ödeyebilecek maddi imkânlara sahip çocuklarımız Askeriye'nin emrinde geçirilecek 15 aylık bir süre ve süreçten 'yırtıyorlar.'

Modernize edilmiş bir ordudan, profesyonelleştirilmiş bir ordudan (bizzat ordusu tarafından) bu denli sık söz edilen bir ülkede, ordumuzun bütçemizden aldığı pay bu denli 'hatırı sayılır' iken, teknoloji bu denli ilerlemiş (özellikle savaş teknolojsi) bir sürü aletin başına 'uzmanlar' yani 'teknik donanımlı subaylar' dışında kişilerin yerleştirilmesi giderek imkânsız hale gelmiş iken-

1. Askerlik süresi şu kısaltılmış haliyle bile, ziyadesiyle uzun değil midir?
2. Ordumuzun bu kadar çok sayıdaki kişiyi askere almaya çalışması hakiki bir zaruret midir?
3. Bu denli çok para harcayabilen ve hatta elemanlarının kaynaklarıyla OYAK gibi bir ekonomi devini yaratıklandırabilen Yüce Ordumuz, 'Türkiye'nin içinde bulunduğu ÖZEL koşullar' teranesinin artık az biraz eski etkisinde ve inandırıcılığında olmadığını, bilmem kabule yanaşabilecek midir?

Diyelim Aczmendiler, Yehova Şahitleri, kimi fundamentalist Protestanlar ellerine dinleri gereği silah değdirmeyi reddediyorlar. E artık biz Avrupa Birliği'ne Uyumlu müreffeh bir ülke olduğumuza/olacağımıza göre Budistlerimiz'in, Hindularımız'ın sayısında da natürel bir artış olacak. E madem fikri hür, vicdanı hür bir ülkenin çocuklarıyız; vicdani retçilerimiz de anlaşılan olacak. Olacaktır. Olsun.

Askeriyemiz için 'Bedelli Askerlik' söz konusu olduğunda içleri kan ağlayarak da olsa göz ardı edilebilen 'eşitlik' ilkesi bu denli mühim ise; hem hakikaten Türk Ordusu'nun profesyonelleşmesi, modernleşmesi konusunda ciddi adımlar atılsın, askerlik süresi yeniden kısaltılsın, hem de VİCDANİ RET bir insan hakkı olarak tanınsın. Zira ben bir kız çocuğu annesi olarak böyle bir dertten 'sıyırmış' olabilirim; ama bir oğlum olsaydı ve vicdani nedenlerle eline silah almayı reddetseydi hem sonuna kadar onun (ve gerekirse mücadelesinin) yanında olurdum, hemde diyelim öğretmenlik yaparak/koro çalıştırarak/ambulans sürerek/ağaç dikerek/kreşte çocuk bakarak/aşı yaparak/icabında yerleri silerek DE devletine 'hizmet' edebilmesinin mümkün olduğu, ama bu görevlerin 'eşit' ve hakiki ihtiyaçlar için dağıtılması ilkesiyle, pek de âlâ mümkün olduğu düşüncesi içinde olurdum.

E, şimdi oğlum yok diye tam da 'kurtulmuş' sayılmam. Zira ülkemde vicdani reddin bir hak olmaması beni (vicdanımı) rahatsız ediyor. Daha önce 87. maddeden yargılanan üç vicdani retçiye karşın Mehmet Tarhan'ın 88. maddeden yani TOPLU ERAT ÖNÜNDE EMRE İTAATSİZLİKten yargılanmasının rahatsız ettiği gibi.

Sivas Askeri Cezaevi'nde 'hangi koşullar' altında yatıyor olamadığım gibi. O niye peki hapiste? Peki niye biz rahat rahat yatağımızdayız? gibi. Peki biz rahat mıyız? Biri, insan haklarından bir hak için mücadele verirken, biz rahat olabilir miyiz? Rahat uyuyabilir miyiz? gibi. Askeri konulara gelince medyalamamızın içinde bulunduğu ağır militarist koşullanma, uyguladıkları 'oto-sansür' normal midir, 'norm' bu ise bu memleketin 'normlarını' daha insanileştirmenin, vicdanileştirmenin zamanı gelmemiş midir, gelmeyecek midir, hiç gelmeyecek midir?? GİBİ. Liste uzuyor. E kesmek, bir yerde bitirmek lazım. Bitti.
 

 

Aktüel
 


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Perihan Mağden
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Perihan Mağden:
Dava Açılan Yazının Tamamı


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4.42
Toplam Oy: 47


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Senin davan balondu söndü
The Daily Star: Kapatma davası Ortadoğu'da açılsa silahlar konuşurdu
Muhammed Nureddin: Kapatma davasının sonunda kaybeden Türkiye olacak
Dava Açılan Yazının Tamamı
Semih Gümüş: Yazının Yalnızlığı
Çağrılmayan Yakup - Tamamı

"Dava Açılan Yazının Tamamı" | Hesap Aç/Yarat | 6 yorum | Tartışma Ara
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Re: Dava Açýlan Yazýnýn Tamamý (Puan: 1)
Gönderen: yoyocemil Tarih: 08.06.2006 Saat: 08:53
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
BEN BAZI İFADELER DIŞINDA YÜCE VE KUTSAL DEVLETİMİZİN VE PEYGAMBER OCAĞI ASKERİYEMİZİN ALEYHİNDE VE ONLARA KIŞKIRTICI ÇOK CİDDİ İFADELERE RASTLAMADIM. BENCE ÇOK ZARURİ VE HAKİKİ BİR İHTİYACIMIZI DİLE GETİRMİŞ. PERİHAN MAĞDEN DOĞRULARI DOBRA DOBRA YAZMIŞ. GERÇEKLERİ -HELE HELE BU KADAR CİDDİ VE ZARURİ OLAN VE DEVLETİMİZ, MİLLETİMİZ, HALKIMIZ, DÜNYA ÜZERİNDEKİ PRESTİJİMİZ VE KUTSAL PEYGAMBER OCAĞI ASKERİYE KURUMUMUZ İÇİN ÇOK GEREKLİ OLAN GERÇEKLER- ANCAK BU KADAR GÜZEL İFADE OLUNUR VE BU GERÇEKLERE ANCAK BU KADAR "GERÇEKÇİ" YAKLAŞILABİLİNİRDİ. YASAKLARIN BİRÇOĞUNA -ÖZELLİKLE İFADE HAK VE HÜRRİYETLERİNİ SINIRLAYICI, 5816 SAYILI "ATATÜRK'Ü KORUMA KANUNU" GİBİ NE İDÜĞÜ BELİRSİZ DÜNYADA MESNEDİ MENENDİ BULUNMAYAN ANTİDEMOKRATİK VE TOTALİTER REJİMLERE RAHMET OKUTACAK YASAKLARIN BİRÇOĞUNA- KARŞI BİR İNSAN OLARAK PERİHAN MAĞDENİN SÖZ VE YAZI HÜRRİYETİNİ KISITLAYICI BÖYLE BİR ANLAYIŞI VE KARARI KINIYOR, YETKİLİLERDEN GEREĞİNİN YAPILMASINI YETKİLİLERİN HUZURUNA ARZEDİYOR VE BÖYLE ORTAÇAĞ KARANLIKLARINDAN FIRLAYIP "ÇAĞDAŞ" TÜRKİYE'NİN SİNESİNE GİREBİLMİŞ BÖYLE "ANTİDEMOKRATİK" BİR MUAMELEYİ PERİHAN MAĞDEN'E REVA GÖRENLERİ ŞİDDETLE KINIYORUM. SAYGILARIMLA. CEMİL BAĞIŞ..............



Re: Dava Açýlan Yazýnýn Tamamý (Puan: 1)
Gönderen: Feryad Tarih: 08.06.2006 Saat: 11:35
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Perihan Mağden'in yazısında herhangi bir hakaret göremedim. Yazar, düşüncelerini açıkça belirterek, hiçbir kuruma hakarette bulunmamıştır. Tarih kitaplarında çokça anlatılır -özellikle üniversiteye hazırlık kitaplarının tarih ve felsefe kaynaklarında-; "İyonya Uygarlığı neden bu kadar zengin? Felsefe denilince neden aklımıza İyonya gelir?" gibi sorularla sıkça karşılaşırız. Hepsinin birbirine bağlı cevapları sıralanır, bu cevapların en önemlisi: "iyonya'da konuşulan dilin gelişmiş olması" ve "düşünce özgürlüğü"... bu sayılanların olması durumunda, ekonomi de gelişir, bilimde... Kanun koyucular acaba nasıl bir Türkiye istiyorlar? Benim görüşüm; kafalarında 'çelikten yapılmış kafeslerle' dolaşan vatandaşlar ve bunlara uymayanlar... uymayanlar mı? onların da bedenlerini parmaklıklar arkasına atacaklar.



Re: Dava Açýlan Yazýnýn Tamamý (Puan: 1)
Gönderen: insan Tarih: 14.06.2006 Saat: 08:27
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
İYİ O ZAMAN KİMSE ASKERE GİTMEZKİ.HERKES VİCDANİ RED HAKKINI KULLANARAK ASKERE GİTMEMEYE MEYLEDER.O ZAMAN BU DURUM EŞİTSİZLİĞİN ADALETSİZLİĞİN TAM DA DANİSKASI OLMAZ MI?O ZAMAN HANGİ TÜRK GENCİ ASKERE GİTMEK İSTER Kİ....BURADA ASIL MAKUL OLAN ASKERLİĞİN SÜRESİNİN KISALTILMASIDIR.BİR GENCİN 15 AY ASKERLİK YAPMASI ÇOK BÜYÜK BİR MADDİ KÜLFETTİR.O ASKERİN ELBİSESİ,YEMESİ,İÇMESİ,BARINMASI,EĞİTİMDE HARCADIĞI MÜHİMMAT....VESAİRE VESAİRE.....BİRDE O GENCİN 15 AY İŞ HAYATINDAN VE ÜRETİMDEN AYRI KALMASI..BUNLARI ÜST ÜSTE KOYDUĞUNUZDA MÜTHİŞ BİR EKONOMİK KAYIP.YANİ MAKUL OLAN, SÜRENİN AZALTILMASI



Re: Dava Açılan Yazının Tamamı (Puan: 1)
Gönderen: vakit_direnme_vaktidir Tarih: 11.02.2007 Saat: 16:31
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
VİCDANİ RED'ÇİLERE SÖYLÜYORUM. AŞAĞIDAKİ MADDELER BU ÜLKENİN BÖLÜNMEZ BÜTÜNLÜĞÜ İÇİNDİR. Halkı askerlikten soğutma Madde 318 - (1) Halkı, askerlik hizmetinden soğutacak etkinlikte teşvik veya telkinde bulunanlara veya propaganda yapanlara altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Fiil, basın ve yayın yolu ile işlenirse ceza yarısı oranında artırılır. Askerleri itaatsizliğe teşvik Madde 319 - (1) Askerleri veya askerî idareye bağlı olarak görev yapan diğer kişileri kanunlara karşı itaatsizliğe veya yeminlerini bozmaya veya askerî disiplini veya askerlik hizmetine ilişkin görevlerini ihlâle yönelten ve tahrik edenler ile kanunlara, yeminlere veya disiplin veya diğer görevlere aykırı hareketleri askerler önünde öven veya iyi gördüğünü söyleyen kimselere, bir yıldan üç yıla kadar hapis cezası verilir. (2) Fiil, alenî olarak işlenmişse iki yıldan beş yıla kadar hapis cezası verilir. (3) Fiil, savaş zamanında işlenmiş ise ceza bir katı oranında artırılır. KAYNAK; http://www.belgenet.com/yasa/tck/317-325.html



Re: Dava Açılan Yazının Tamamı (Puan: 1)
Gönderen: HalitKutay Tarih: 11.12.2007 Saat: 14:44
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
arkadaşlar, bu askerlik konusunda mesele şudur: hiçbir meslekte, hiç kimseye üç hafta eğitim verdikten sonra, hadi sen bu mesleği öğrendin, sahaya in denilmez. bu, bir tek askerlik için geçerlidir ülkemizde. polislik mesleği profesyonel olarak icra edilir. polislik mesleğindekimseye üç hafta eğitim verilerek sahaya indirilmez . askerlik de bu anlamda profesyonel hale getirilmelidir. perihan mağden'i tümüyle tasvip ediyorum. yazısında bir hakaret olduğunu düşünmüyorum. nasıl ki, kimse herhangi bir mesleği icra etme mecburiyeti altında tutulmuyorsa, askerlik hizmeti için de bu ölçü geçerli olmalıdır. durum, iktisadi açıdan da olayın böyle değerlendirilmesini gerektirir. sürekli acemi asker eğitimine tahsis edilen meblağ, böylece profesyonel olarak hizmet veren personele ve donanıma tahsis edilir.


 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke