Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 131 Üye Adayı ve 8 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Miguel de Cervantes: Don Kişot - Don Quijote 6.Bölüm
Tarih: 06.06.2006 Saat: 06:08 Gönderen: karakutu
 

Don Kişot'un yeni yolculuğu

Ertesi sabah Don Kişot'un derin derin uyuduğu sırada papaz ile berber şatoya geldiler ve yeğeninden kitaplığın anahtarını istediler. Kızın bu anahtarı onlara gönül hoşluğu ile vermişti.
Hizmetçi onların işe koyulmuş olduklarını öğrendiği zaman bir şişe kutsal su getirmeğe koştu ve onu papaza teslim etti:

— Buyurun, dedi, duvarlara ve odada ne varsa hepsinin üstüne serpiştirin bu suyu ki, ne kadar şeytan, sihirbaz ve büyücü varsa kaçıp gitsinler ve bir daha geri dönmesinler.



Hizmetçi dışarı çıktığı zaman papaz:
— Her cilde ayrı ayrı kutsal su serpmeğe kalkarsak bu işi iki günde bitiremeyiz.
— Onların hepsini ortadan kaldırmak için büyük bir ateş yakmaktan iyi iş olmaz.
iki adam bütün kitapları hiç hürmet göstermeden pencereden attılar. Sayıları pek çoktu, meydana getirdikleri yığın dehşet verecek gibi idi.

Hizmetçi:
Ah! diye iç çekti, benim iyi yürekli efendim bu melun kâğıtları almak için bütün parasını verdi; biz şimdi onları yakıyoruz.
Fakat bu saatte yanıp yakılmak para etmezdi; berber avluya indi ve kitaplara ateş verdi. Alevler evin damlarına çıkıyor ve yeğen, amcasının uykudan uyanarak onları pencereden görmesinden korkuyordu. Çok şükür ki Don Kişot bütün gün uyudu.
Köy halkı birbirlerine soruyordu:

— Bayırın üstünde yanan şey nedir? Şato değil her halde. Gidip görelim mi?
Fakat ne olabileceğini kestiren Pierre Alonzo onları bu düşüncelerinden vazgeçirdi.
Her şey bitince berber bir duvarcı çağırmağa gitti ve kitap odasının kapısını örmesini emretti. Bu iş o kadar çabuk bitti ki akşam olmadan önce şatonun koridorundan geçen her hangi bir insan bu çıplak duvar arkasında bir oda bulunduğunu söyleyemezdi.
Don Kişot ancak ertesi sabah uykudan uyandı ve böyle olduğu halde de, yatağından çıkınca ayaklan üzerinde durmakta güçlük çekti. Vücudunun her tarafı ayrı ayrı sızlıyordu ve sırtı, görülmesi hoş olmayan mor bir renk bağlamış bulunuyordu.
Ayağa kalktığı zaman ilk işi sevgili şövalye masallarını görmeğe gitmek oldu ve kapıyı, bildiği yerde göremeyince şaşırıp kaldı. Sesini çıkarmadan oradan oraya gidip geliyordu, duvarı eliyle yokluyor, uyuduğu sırada ne geçtiğini, bir kâbusun kurbanı olup olmadığını kendi kendisine soruyordu.
Kapının kayıplara karışmış olduğuna kanaat getirince hizmetçisi ile yeğenini çağırdı ve kitap odasının ne tarafta bulunduğunu sordu.
Papaz ve berberden dersini almış olan hizmetçi:
— Ne odası mösyö, dedi, ne arıyorsunuz orada! Bu evde artık ne kitaplık var ne kitap.
Don Kişot bu işten bir şey arılamıyordu. Yeğeni ilâve etti:
— Hizmetçi doğru söylüyor sevgili amcacığım, şeytan hepsini alıp götürdü.

Hizmetçi:
— Evet, dedi, siz gittikten sonra buraya gelen bir şeytan yahut sihirbaz.
Yeğen Don Kişot'a ağız açtırmadan sözü aldı:
— Öyledir sevgili amcacığım öyledir. Korkunç bir ejderhanın üstüne binmişti. Okuma odanıza girdi. Orada neler yaptığını bilmiyoruz. Fakat az sonra ev duman içinde kaldı.
Hizmetçi:
— Ocağın bacasından uçup gitti, diye tamamladı. Yeğen devam ediyordu:
— Evet, evet... O gittikten sonra buraya gelince biz de sizin gibi duvarı çırılçıplak ve kapıyı kaybolmuş gördük. Ejderhasından inince söylediği sözleri de hatırlıyorum.
Hizmetçi:
— Evet, dedi, ben de hatırlıyorum. Adının Mougnaton olduğunu söyledi.
Don Kişot gamlı ve karanlık bir çehre ile:
— Hayır, dedi, Mougnaton değil Freston.

Yeğen:
— Freston yahut Friton... Her halde buna benzer bir ad... Bu kitapların sahibine çok hıncı olduğunu ve siz yokken intikam almağa geldiğim söyledi.
Don Kişot ağır ağır mırıldandı:
— Doğru söylemiş. Bu teresin bana kin güttüğüne şüphe yoktur. Çünkü günün birinde kendi dostlarından hain bir şövalyeye rastlayacağımı ve baş başa bir savaşta onu yere sereceğimi biliyor. Bana kızgınlığı bundandır. Fakat iyi bilsin ki, ben kendisinden daha kuvvetli olacağım ve ne kadar korursa korusun ben o melun dostu alt edeceğim.
Papaz ile berber Don Kişot'un, kitap odasının kaybolması işini nasıl karşıladığını öğrendikleri zaman pek memnun oldular. Papaz gülerek:
— Bu sefer mutlaka kendine gelir, dedi, değil mi ki artık kitaplar yok başka şeylerle meşgul olur. Ortaçağın bu çılgınlıklarını unutacak ve aklını başına alacaktır.
Berber “bravo, bravo” diye bağırıyor ve Don Kişot'u iyi etmek için bu kadar iyi bir ilaç bulduğundan kendi kendisini tebrik ediyordu.
Fakat iki adam bu ümitlerinde aldanıyorlardı. Don Kişot gezici şövalyelerin nasibi olan büyük maceraları yaşamak için şatodan ayrılmayı iyice kafasına koymuştu. Kendisine şövalyelik kılıcı kuşatmış olan hanemin nasihatlerinden hiç birini unutmamıştı ve her sabah Sanço Panza'nın evine gidiyordu. Onun bu adamla uzun uzun konuşmaları köylünün karısını iyiden iyiye pirelendirmekte idi, fakat yaradılışta ne kadar meraklı bir kadın olursa olsun iki adamın aralarında neler geçtiğini anlayamıyordu. Don Kişot bu saf adama şövalyelik mesleğinin şan ve şereflerini ballandıra ballandıra anlatmakta idi. İspanya yollarında kendisine arkadaşlık ederse dünyalar onun olacaktı.
— Sanço dostum iyi düşün, diyordu, bir şövalye alayla topraklar, şatolar, adalar fetheder. Düşün ki adalar yahut eyaletlerden bir tanesini sana emanet edebilirim.
— Güzel söylüyorsunuz ama kanınla çocuklarımdan ayrılmak çiftçilik zanaatımı ve tarlamı bırakmak lazım gelecek sayın şövalyem.
— Toprakla uğraşmağa bu kadar aşık mısın? Bir adayı idare etmek daha kolaydır, gel benimle. Her şeyi kazanabilirsin; hiçbir şeyi kaybetmek yok. Adana yerleştiğin zaman karınla çocuklarını getirmekten kim seni men edebilir?

Böyle bir tasavvur Sanço Panza'ya pek gülümsüyordu; çiftçiliği hiç sevmez ve bu zanaatı, zayıf kollan için pek ağır bulurdu. Sonunda Senyör Kesada’nın parlak vaatlerine dayanamadı ve dediğini kabul etti.

Don Kişot’un gözünde meselenin en zor tarafı halledilmişti. Şimdi iş bir parça para bulmağa kalıyordu. Vakit kaybetmeden bir küçük tarlasını sattı ve bir başkasını rehine koydu. Bu ona maceranın ilk masraflarına yetip de artacak hürmetlice bir para getiriyordu. Bir seyis ve para... Kahramanımızın artık silâhlarını yenilemekten başka eksiği kalmıyordu. O kadar çalışıp çabaladı ki, yakın şato komşularından birini, ilerde geri verilmek üzere, kendine bir miktar silâh vermeğe razı etti. Böyle olunca da yola çıkmağa hazırlanmış bulundu.
Bir sabah gizlice Sanço Panza'yı görmeğe gitti ve onunla hareket gününü ve saatini kararlaştırdı.
— Öbür gün gece yansından sonra kümesin yanına gelip beni bekleyeceksin. Hemen yola çıkacağız.
— Pek güzel Senyör Kesada.
— Adımın Don Kişot olduğunu kaç defa söyleyeceğim sana.
— Doğrudur Senyör. Beni affedin.
— Sakın kimseye, hattâ karına bir şey söyleme.
— Bu sır saklarım Senyör.
— İçine çamaşırlarımı ve merhemlerimi koymak için iki gözlü bir heybe alacaksın.
— Merhemler mi Senyör Don Kişot?
— Evet Sanço dostum. Şunu öğrenmelisin ki şövalyeler hiç bir zaman yaralarını tımar etmek için merhem almadan yola çıkmazlar.
— Yaralarınız mı var Senyör Don Kişot?
— Yok ama olacak. Savaşa başladığım zaman senin de olur; görürsün.

Sanço Panza iri iri gözlerini açıyordu.
— Nasıl? Benim de mi Senyör Şövalye?
— Elbette. Çünkü her gittiğim yere sen de geleceksin benimle beraber, işitiyor musun?
— Evet Senyör Don Kişot peşinizden gelebilmem için eşeğimi almama izin verir misiniz?
Kahramanımız biraz kaygılanmış göründü, çünkü şövalye masallarının hiç birinde eşeğe binmiş seyise rastlamamıştı.
— Öyleyse nasıl yetişirim size... Atınız yavaş yürüdüğü zaman belki ben de size ayak uydururum. Fakat dört nala gidince ne yapacağız?
Don Kişot:
— Pekâlâ al ne yapalım. Fakat ilk fırsatta sana da bir at bulacağım, inan bana.
Köylü:
— Elbette inanırım, dedi, her dediğiniz doğru değil mi?
İki dost, kararlaştırılan saatte buluştular. Sanço'nun evinde olduğu gibi şatoda da herkes uyuyordu. Fakat yine de uzaklaşmakta acele ettiler. Gün ağarırken o kadar yol almış bulunuyorlardı ki, kimse artık kendilerini yakalayamazdı.
Don Kişot ilk çıkışındaki yolu tutturmuştu; seyisi ile eşyasını taşıyan eşek yanında yürüyordu.
Sanço Panza, bu maceraya canı sıkılmış görünmek şöyle dursun valisi olacağı adayı görmek için sabırsızlanıyor ve tatlı hayallere kapılıyordu. Bununla beraber öyle bir zaman geldi ki, hayal ona kifayet etmedi ve efendisinin dilini çözmeyi kararlaştırdı:
— Senyör Şövalye, dedi, bana vadettiğiniz adayı unutmayacaksınız ya?
Don Kişot cevap verdi:
— Sanço dostum; benim sözümden şüphe mi ediyorsun? Şunu bil ki benim okuduğum kitaplar gezici şövalyelerin, zaptettikleri topraklan seyislerine verdiklerini yazarlar. Bunun için ben ada diyorsam bu bir krallık ülkesi de olabilir. Bana güvenebilirsin dostum. Sekiz güne kadar bir krallık kazanacağım ve sana elimle taç giydirmek durumuna geleceğim. Buna asla hayret etme. Sana söylediğim gibi böyle şeyler, gezici şövalyeler için, çok kere olağan işlerdendir.

Sanço:
— Şu halde sizin yapabileceğiniz bir mucize ile ben kral olursam karım Jeanne Cuttieres kıraliçe, çocuklarımız da veliaht falan olacaklar.
— Ona ne şüphe!
— Benim biraz şüphem var. Siz benim karımı pek az tanıyorsunuz Senyör şövalye. Ben bir adayı bir krallıktan daha fazla isterim. Fakat siz nasıl münasip görürseniz öyle olur.
— En iyisi Allah’a havale et bu meseleyi Sanço dostum. Hangisi hakkında hayırlı ise öyle olsun, inan bana.
— Ona ne şüphe Senyör Don Kişot. Tekrar ediyorum ki size emniyetim var. Çünkü siz iyi bir efendisiniz. Benim için bir adanın mı, yoksa bir krallığın mı daha iyi olacağını elbette benden iyi bilirsiniz.
İki dostumuz böylece konuşup dertleşerek gitgide köylerinden uzaklaşıyorlar ve güneş, göğün tepesinden onların yürüyüşlerini seyrederek kahkahadan kınlıyordu.
 

 

Devamı Haftaya


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Öykü - Roman
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Öykü - Roman:
GENÇ WERTHER'İN ACILARI- ikinci Kitap SON


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 0
Toplam Oy: 0

Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Genç Siviller’in sesi: Sözün başladığı yer...
Gençlik Kokuları
Genç Subaylar Rahatsız
GENÇ WERTHER'İN ACILARI- ikinci Kitap SON
GENÇ WERTHER'İN ACILARI- ikinci Kitap Bölüm-2
GENÇ WERTHER'İN ACILARI- ikinci Kitap Bölüm-1
Tiyatro ve İkinci Yüzü
İkinci yenicilerden hangisi sizin şairiniz?
Satranç Dersleri -İkinci Bölüm-
Hüküm Giymiş Bir Kitap İçin Yazıt
Hangi kitaptan sinemaya uyarlanırdınız?
Kitaplar
King Crimson - Epitaph
Haşmet Babaoğlu: Son kez Venedik!
Avni Özgürel: Bir asır sonra aynı tartışma

"Don Kişot - Don Quijote 6.Bölüm" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke