Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Site içi Arama



Google Arama

Karakutu.Com - Arama


Online üyeler
Şu an sitemizde, 60 Üye Adayı ve 1 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Karakutu Forum Son Başlıklar

 Bilginin Muğlaklığı
 TARAF OLMAK !
 Divan edebiyatı üzerine konuşalım
 Her şeyi açık etmek
 Futbol Sadece Futbol Değildir
 Antonio Machado
 LAİKLİK YA DA ...?
 Sevmek ya da Sevmemek...
 SAKSI ÇİÇEKLERİ
 Siyasal Simge olarak Türk Bıyık Çeşitleri
 Vincent Van Gogh / Theo'ya Mektuplar
 Osmanlı'dan Miras- Türkiye'de Yönetici Sınıflar
 MÜSLÜMAN ESKİSİ
 İstihzanın psikosu..
 MİLATLARIMIZ
 Sanatçı küstahtır
 RODİN VE CLAUDEL=TRAJİK BULUŞMA
 Firavun, Musa ve deveyi kesen 9 kişi
 İdeoloji ve İdeolojik İnsan
 Aynalı sazan parlıyor...

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Üyelerimiz
Hoşgeldin, Misafir
Üye Adı
Şifre
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin

(Üye olabilirsiniz!)
Üyelik:
Son Üyemiz: canejackie
Bugün: 0
Dün: 3
Toplam: 20785

Şu An Bağlı:
Üye adayı: 60
Üyemiz: 1
Toplam: 61

Şu An Bağlı:
01 : estonhxt

Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Ida Fink: Anahtar Oyunu
Tarih: 29.05.2006 Saat: 19:27 Gönderen: karakutu

 

Yemeği yeni bitirmişlerdi. Kadın masayı temizlemiş, tabakları mutfağa götürmüş ve lavabonun içine koymuştu.

Yer yer rutubet izlerinin olduğu mutfak sarımtırak, soluk bir ışıkla aydınlanmıştı; neredeyse oturma odasından bile loştu. İki haftadan beri burada yaşıyorlardı. Savaşın başlangıcından beri değiştirdikleri üçüncü evdi ve diğer ikisini acele içinde terk etmişlerdi.

Kadın mutfaktan gelip yine masaya oturdu. Üçü de orada oturuyordu: Kadın, kocası ve mavi gözlü, üç yaşındaki tombul oğulları. Son zamanlarda çocuğun tombul yanakları ve mavi gözlerinden sık sık bahsediyorlardı.



Çocuk gözlerini dikkatlice babasına dikmiş, dimdik oturuyordu, ama uykulu olduğu her halinden belliydi. Sandalyenin üstünde zor duruyordu.
Adam sigara içiyordu. Gözleri kan çanağına dönmüştü ve garip bir şekilde seğiriyordu. Bu seğirme, ikinci evlerinden kaçtıktan kısa bir süre sonra başlamıştı.

Artık geç olmuş, saat onu geçmişti. Gün uzun süre önce sona ermişti ve artık uykuya dalabilirlerdi. Ama bundan önce iki haftadır her gün oynadıkları ama bir türlü doğru yapamadıkları oyunu oynamaları gerekiyordu. Adam elinden gelenin en iyisini yapmasına ve hareketlerinin çevik ve hızlı olmasına rağmen, hata çocukta değil kendisindeydi. Çocuk mükemmeldi. Babasının sigarasını yaktığını gören çocuk ürperdi. Oyunda tam olarak görev almayan kadın çocuğun saçlarını okşadı.

“Oyunu bugün sadece bir kez daha oynayacağız, değil mi?” diye sordu kocasına.

Adam cevap vermedi çünkü bunun gerçekten de son prova olup olmadığını bilmiyordu. Hala iki üç dakikaları vardı. Adam ayağa kalktı ve banyo kapısına doğru ilerledi. Kadın hafifçe, “Ding-dong” dedi. Kapı zili sesini taklit ediyordu ve bunu çok da güzel yapıyordu. “Ding dong”u çok sakin ve yumuşak bir zildi.

Annesinin dudaklarından çıkan harika zilin sesi üzerine, çocuk sandalyesinden fırladı ve oturma odasından ince bir koridorla ayrılmış olan ön kapıya koştu.

“Kim o?” diye sordu.

Tek başına sandalyesinde oturan kadın , gözlerini ani ve sert bir acı çekercesine sımsıkı yumdu.

“Hemen açıyorum. Anahtarları bulmaya çalışıyorum” diye seslendi çocuk. Ayaklarını yere vurup gürültü çıkartarak oturma odasına geri koştu. Masanın etrafında koşuşturdu, yandaki çekmecelerden birini açıp hızla çarparak kapadı.

“Bir dakika. Anahtarları bulamıyorum. Annemin onları nereye koyduğunu bilmiyorum”diye bağırdı ve ardından sandalyeyi odanın diğer tarafına çekip üstüne çıktı ve etajerin en üst rafına uzandı.

“Onları buldum!” diye bağırdı zafer kazanmışçasına. Ardından sandalyeden inip masanın yanına geri götürdü ve annesine bakmadan sakince kapıya yürüdü. Merdiven boşluğundan soğuk, küf kokulu bir esinti girdi içeri.

“Kapıyı kapat canım” dedi kadın yumuşak sesiyle. “Harikaydın. Gerçekten çok iyiydin.”

Çocuk annesinin ne dediğini duymadı. Odanın ortasında durarak kapısı kapalı banyoya doğru bakıyordu.

“Kapıyı kapat” diye tekrarladı kadın yorgun ve heyecansız bir sesle. Kadın her gece aynı kelimeleri tekrarlıyor, çocuk ise her gece banyonun kapalı kapısına bakıyordu.

En sonunda kapı açıldı. Adamın yüzü solgun, giysileri ise kireç ve toz içindeydi. Kapı eşiğinde durduğunda gözü hala seğiriyordu.

“Nasıl gitti?” diye sordu kadın.

“Hala daha fazla zamana ihtiyacım var. Anahtarları daha uzun süre aramalı. Yan tarafa sorunsuz kayabildim, ama sonra...orası o kadar dar ki döndüğüm zaman ...Ve daha çok ses çıkartmalı- ayaklarını yere daha çok vurmalı...”

Çocuk gözlerini babasından ayırmıyordu.

“Ona bir şey söyle” diye fısıldadı kadın.

“Çok iyi bir iş başardın, ufaklık, gerçekten iyiydin.” dedi adam mekanik bir sesle.

“Evet bu doğru” dedi kadın. “Gerçekten işini mükemmel yapıyorsun canım..Ayrıca hiç de ufak değilsin. Tıpkı bir yetişkin gibi davranıyorsun, değil mi? Ve bir gün Anne işteyken biri gerçekten de kapıyı çalarsa , her şeyin sana bağlı olduğunu biliyorsun değil mi? Ve sana anne babanı sorduklarında ne diyeceksin bakalım?”

“Annem işte.”
“Ve Baban?”
Çocuk sessiz kaldı.
“Ve Baba?” diye bağırdı adam şiddetle.
Çocuğun yüzü birden soldu.
“Ve Baba?” diye tekrarladı adam daha sakince.
“O öldü.” diye cevap verdi çocuk ve kendini tam yanında duran ama kapıyı çalacak insanlar için çoktan ölmüş olan babasının kollarına attı...

 

 

* * *

 


Ida Fink Varşova’da doğdu, Nazi işgalinden sonra bir Polonya gettosunda yaşadı ve saklanarak İkinci Dünya Savaşı’ndan sağ kurtulabildi. Primo Levi, Elie Wiesel ve Aharon Appelfeld gibi, İda Fink’in de eserleri Holokost’a karşı edebi bir yanıt niteliğindedir.

1957’de Fink, Polonya’dan İsrail’e göç etti ve hep orada yaşadı.

Anna Frank Edebiyat Ödülü’nü kazanan ‘Zaman Parçası’ (A Scrap of Time, 1987), ‘Yolculuk’ (The Journey,1992) ve ‘İzler’ (Traces, 1997) adlı kitapları yazdı. Üslubu sınırlı ancak yoğun olup, esas konusu Holokost kurbanlarının ve kurtulanların, kabusvari, hiç bitmeyen hayalleridir. ‘Anahtar Oyunu’, ‘Zaman Parçası’nın bir bölümüdür.
 


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Öykü - Roman
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Öykü - Roman:
GENÇ WERTHER'İN ACILARI- ikinci Kitap SON


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4
Toplam Oy: 4


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Genco Erkal’la politik tiyatro geri döndü
Genç Siviller’in sesi: Sözün başladığı yer...
Gençlik Kokuları
GENÇ WERTHER'İN ACILARI- ikinci Kitap SON
GENÇ WERTHER'İN ACILARI- ikinci Kitap Bölüm-2
GENÇ WERTHER'İN ACILARI- ikinci Kitap Bölüm-1
Sorularınız ve cevapları ikinci hafta son bölüm
Sorularınız ve cevapları ikinci hafta birinci bölüm
Sorularınız ve cevapları ikinci bölüm
Kitaplar
İstanbul Kitap Fuarı kapılarını açıyor
The yeni kitap: Secret
Haşmet Babaoğlu: Son kez Venedik!
Avni Özgürel: Bir asır sonra aynı tartışma
'Bilmiyorum seninle sonumuz ne olacak'

"Anahtar Oyunu" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke