6. Değerlendirme ve Sonuç
Serseriliğin kapsamı ve bu anlamda değerlendirmeye alınan kabadayı, külhanbeyi,
hayta, kopuk vb. tarihî ve sosyolojik kavramlardan da anlaşılacağı üzere, tarihî
işlevleri itibariyle bu kişileri her zaman kötü niyetli kabul etmek ve güvenlik
hizmetlerinin yerine getirilmesinde şüpheci bir yaklaşımla istisnasız potansiyel
suçlu görmek yerleşik bir uygulama haline gelmiştir.
Tarihte meydana gelen ve
toplumsal hafızada yer eden birtakım olaylar nedeniyle toplum genelinde ve
özelde güvenlik kuvvetlerinde genel emniyet ve âsâyişin sağlanması yönüyle
serserilere önyargılı yaklaşılmıştır. Bu önyargının ise başlıca sebebi
serserilere atfedilen toplumsal roldür.
Serseriler, bir anlamda toplumsal kural ve düzenlemelerden, toplumun genel
ilkelerinden saptıkları ve bunları ihlal ettikleri için etiketlenmişlerdir.
Nitekim Cumhuriyet Döneminde yapılan kanunî düzenlemelerde yer alan hükümler bu
önyargının ve etiketlemenin önemli yansımalarıdır.
Sosyolojik açıdan önemli bir sosyal sınıf olan serseriler ve benzeri şahısların
bugünkü yapılarını da ortaya koymak kaçınılmaz bir zorunluluk haline gelmiş
olup, bu önleyici kolluk hizmetlerin yürütülmesinde bir gerekliliktir. Bu
nitelikte insanlar tam anlamıyla sosyalleşmesini tamamlayamamış insanlardır.
Sosyolojinin önemli bir faktör kabul ettiği sosyalleşmenin yeterli olmaması veya
kişinin intibak kabiliyetinin (capacity of adaption)103 ileri seviyelere
varmaması sonucu toplumca iyi gözle bakılmayan davranışlar ortaya
çıkabilmektedir. Ancak sosyoloji, sosyal olayları tek bir nedene bakarak
Açıklamaz.
Bu, serseriler ve serserilerin toplumsal konumlarını tahlil etmek
açısından da geçerlidir. Sosyal olaylar çok sebepli olaylardır. Bireyin
alışkanlıkları, içerisinde yer aldığı grubun karakteristikleri onun davranışları
üzerinde etkili olmaktadır. Suç üzerindeki etkisini dikkate alacak olursak
çevre, kişiyi toplumsal anlamda harekete geçirici faktörler arasında yer
almaktadır.104 Çünkü onları bu şekilde bir hayat tarzına ait oldukları çevrenin
temel dinamikleri, yetişme tarzları ve karsı karsıya kaldıkları sosyal konum
zorlamaktadır.
Kabadayılar, külhanbeyleri, haytalar, kopuklar ve günümüzün genel tabiri ile
serserilerin sosyal yaşamdaki rolleri de çevresel etkilerle bire bir
bağlantılıdır. Bununla birlikte günümüzdeki çete elebaşları ve üyelerinin
geçmişin serseri yapılanmaları ile benzerliklerini ortaya koymak ve bugüne
yansımalarını iyi tahlil etmek gerekmektedir. Çünkü zamanımızın yapılanmaları
tam anlamıyla birer suç üretim merkezleri haline gelmişlerdir. Geçmişte,
dayanışma içerisinde bulunarak varlığını devam ettirme ve acizliği kuvvete
çevirme anlayışı birlikteliği ortaya Çıkarmışken, bugün yasadışı yapılanmalarda
önde gelen amaç illegal yollardan maddî kazanç ve menfaat sağlamadır. geçmişin
aciz, muzdarip ve çaresiz çete üyelerinin yerini bugünün kravatlı, iyi eğitim
görmüş, sosyal statüleri yüksek çete üyeleri almıştır.
Çağın değişen koşullarına ve ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik problemlere
bağlı olarak serseriliğin ve bu kapsamda kabadayılık ve külhanbeyliğin tanımı da
değişmiştir.
Her ne şekilde olursa olsun serseriler geçmişte olsun günümüzde olsun toplumsal
hayatin usûl ve adam bilmez temel figüranları olmaya devam edeceklerdir. Onlar,
toplumsal hayatin temel unsurları olarak yaşamımızda rol alırken kolluk
kuvvetleri de kamu güvenliği ve genel emniyetin bir gereği olarak var olacak ve
bu ilişki zamanın seyri içerisinde aralıksız akıp gitmeye devam edecektir.
Günümüzün serserileri ise ayrı bir çalışmada incelenmeye muhtaçtır.
EK: Nizamname Metni
Tacilli tarafından "nizamname" olarak isimlendirilen düzenleme, konu
hakkında çalışma yapan bazı kişilerce "kanun" olarak isimlendirilmektedir.
Düzenlemenin tam metni105 aşağıya Çıkarılmıştır:
Birinci fasıl: Serseriler hakkındadır
1. Hiçbir vâsıta-i mâişeti [geçim vasıtası] bulunmadığı ve çalışmaya kudreti
olduğu halde, lâ akan [en az] iki aydan beri bir guşa kamu kese [hiçbir şekilde
çalışmayan] veya sanatla meşgul olmayan ve bu müddet zarfında is bulmak için
tesebbüsâti lâzimede [gerekli girişimlerde] bulunduğunu dahi ispat edemeyip,
şurada burada dolasan kimselere serseri ıtlak olunur (söylenir]. çalışmaya
muktedir iken tes'eli [dilenmeyi] vesilem mâişet [geçim yolu] ittihaz edenler
dahi serseri addolunur.
2. zabıtaca icra kılınacak tahkikat [araştırma] üzerine serseri olduğu
anlaşıldıktan sonra derdest olunan eşhas [gözaltına alınan şahıs] 24 saat
zarfında tahkikat evrakıyla birlikte müddet umumiliğe [savcılığa] teslim
olunacaklardır.
3. şahsi mazannunun [zanlının] neticem muhakemeye [mahkeme sonuçlanıncaya] kadar
zabıta dairesinde alıkonulması zimminda müddet umumi tarafından müfekkire
verilip evrakı derhal mahkemeye tevdi olunur. Evrakın tevdiinden itibaren
nihayet 24 saat zarfında icrayı muhakemeye mübaşeret olunacaktır
[başlanacaktır].
4. Muhakeme ile serseriliği sabit olan şahsin umura nâfıa [faydalı islerde] veya
belediye veyahut müessesti umumiyetin [kamu kurulusu] birinde iki maçtan [ay]
dört maça kadar istihdamına [vazifelendirilmesine] ve bu suretin icrasına lede'l
iptidam imkansızlığı görüldüğü takdirde memleketine veya is bulması mümkün olan
bir mahalli münasibe [uygun bir yere] sevk ve izamına [gönderilmesine] birlikte
karar verilecektir. İşbu karar kâbili istinaf ve temyiz olmayıp [yeniden mahkeme
olmaksızın] derhal icra olunacaktır.
5. Maddem sâbıkada [geçen maddede] beyan olunan istihdam, ücreti maruf enin
nısfı
[belirlenen ücretin yarısı] istihdam eden idare tarafından verilmek şartıyla o
belde dahilinde veya civarında serserinin çalıştırılmasından ibarettir. Ancak
mahalli beytûti [yatacak yer] olmayanlara idarem mezkura [bahsedilen idare]
tarafından yatacak bir mahal gösterilecek ve bu takdirde serseriye ücreti
maruf enin yalnız sülüsü [üçte bir] ita olunacaktır [ödenecektir].
6. Maddem sâbıka veçhile istihdamı mümkün olmayan serserinin izam olunacağı
[gönderileceği] mahal, zabıta ile muhabere ile müddet umumi tarafından tayin
olunduktan sonra icabı zabıtaca icra olunur. Mahkuma aleyh esbabı makbule
[geçerli sebep] beyanıyla bir mahalle tayin eder ve zabıtaca mahzur gösterilmez
ise kendisinin arzu ettiği mahalle gönderilir.
7. Müddeti istihdamını ikmal [hizmet süresini tamamlama] veyahut müddeti mezkura
[belirtilen süre] zarfında bir vasitai maişet tedarik ve temin eden serseriler,
müddet umumilikçe kaydına işaretle serbest bırakılacaktır.
8. Hizmetinden firar veya imtina eden [kaçınan] yahut bir sene zarfında mükerrer
olan serseriler derdest edildiklerinde 3. madde mucibince [gereğince] zabıta
dairesine gönderilip muhakemeleri bil icra 3 aydan bir seneye kadar neft
[sürgün] olunacaklardır.
9. zabıtaca şüpheli addolunan [sayılan] mahallerde dolaşmayı itiyat eden
[alışkanlık haline getiren] veyahut Dabi süphei ahval ve harekatta [şüphe
uyandıran tavırlarda] bulunan serseriler 12. maddede muharrer usule tevfikan
[yazılı usule uygun] bit tevkif muhakemeleri icra olunarak bir haftadan altı
maça
[ay] kadar hapis veyahut üç maçtan iki seneye kadar neft olunurlar
[tutuklanırlar].
İkinci fasıl: Mazannai sû [kendisinden kötülük gelmesi muhtemel kişi]
hakkındadır
10. Cinayet ve sirkat [hırsızlık] ve ahız [almak] ve yankesicilik ve sârıklara
[hırsızlara] yataklık ve dolandırıcılık ve cebren fiili senî [tecavüz] icrasına
tagaddi cerâiminden [suçlarından] biriyle la akan [en az] iki defa mahkum olmuş
ve cezasını çekmiş olanlardan veyahut Zaptiye Nezareti altında bulunanlardan
zabıtaca Dabi sübhei ahval ve harekatı görünen eşhas mazannai sû addolunurlar.
[Her zaman zarar verebilecek şahıs sayılır.]
11. Mazannai su addolunan eşhas zabıtaca derdest edilerek ahval ve harekatı
vakıasını tasrih [Açık] ve esbabı subutiye [kesin sebepler] ve delgilini tavzih
edecek [delillerini açığa Çıkaracak] surette tanzim kılınacak zabit varakasıyla
nihayet 48 saat zarfında müddet umumiliğe teslim olunacaktır. müddet umumi
tarafından îta kılınacak [verilecek] müzekkere üzerine şahsi merkûm tevkif
olunup muhakemesi müstacilen bil icra zabit varakasının hilâfını [aksini] ispat
edemediği ve mazannai sû olduğu tahakkuk eylediği takdirde bir maçtan bir seneye
kadar hapis veyahut üç maçtan iki seneye kadar neft [sürgün] cezası ile mücazât
olunacaktır [cezalandırılacaktır].
Üçüncü fasıl: Ahkâmı müsterekeyi havidir [genel hükümleri kapsar]
12. Ketçi hüviyet [kimliklerini gizlemek] maksadıyla her ne suretle olursa olsun
tebdili kıyafet etmiş [kılık değiştirmiş] olanlar veyahut üzerlerinde eke ve
çengel ve maymuncuk gibi kilit ve kamu ve pencere küsadiyla [açmakla] hırsızlık
ve cercimi sâire irtikabına [diğer suçların islenmesine] ve merakin ve dekâkine
[meskenlere ve dükkanlara] duhule medar [girmeye sebep] olacak âlet ve edevat
bulunduğu halde eşyayı mefkureyi [belirtilen eşyaları] ol zaman bir maksadı
meşrua [geçerli bir sebebe] metni taşıdıklarını ispat edemeyenler, serseri
makalesinden ise beş kamçıdan yirmi kamçıya kadar darp olunduktan sonra
dokuzuncu madde mûcibince [gereğince] mücazât edilir [cezalandırılır]. Yahut
bunlara bedel bir aydan bir seneye kadar hapis olunur. Ve eğer bu makule eşhas
mazannai sû takımından ise 15 kamçıdan 35 kamçıya kadar dara olunduktan sonra
11. madde mûcibince mücazât olunur. Veyahut bu cezalara bedel iki aydan iki
seneye kadar hapis edilir.
13. Eşhasa fiilen taarruz ve tehdit eyleyen serseriler on kamçıdan otuz kamçıya
kadar darp olunduktan sonra 9. madde mucibince mücazât edilir veyahut bunlara
bedel bir buçuk aydan bir buçuk seneye kadar hapis olunur ve mazannai sû
takımından buna mütecasir olanlar yirmi kamçıdan otuz dokuz kamçıya kadar darp
olunduktan sonra 11. madde mucibince mücazât olunur. Veyahut buna bedel üç aydan
iki buçuk seneye kadar hapis olunur. Fakat hareketi vâkıaları kanunen daha sedir
[şiddetli] cezaları müstehzim olursa [gerektirirse] haklarında o ceza tertip
olunur.
14. Sekizinci maddede tasrih edilen [Açıklanan] suretten mâada [başka] ahvalde
mükerrerlerin [tekrar tekrar suç işleyenlerin] cezaları tesdis olunacaktır
[artırılacaktır].
15. Dokuzuncu ve on birinci ve on üçüncü ve on dördüncü maddelerde zikir ve
tadan olunan [sayılan] cezalardan biri ile mahkum olan eşhas müddeti
cezâ iyelerini ikmal ettikten [cezalarını çektiren] sonra altı aydan üç seneye
kadar Zaptiye Nezareti altına alınmak cezasıyla dahi mahkum olacaklardır. Fakat
evvelce başka bir cürümden dolayı Zaptiye Nezareti altında bulunmaya mahkum
olmuşlar ise müddeti mahkemelerini ikmal ettikten sonra işbu madde mucibince
gereğince] müstahak oldukları ceza başkaca icra olunacaktır.
16. On beş yasini ikmal etmeyen çocuklar serseri addolunamazlar. Bu kabil
çocukları ebeveyni veyahut ser'in [kanunen] infak [beslenme] ve terbiyeleri ile
mükellef olan akrabası muktedir oldukları halde infak etmezler ve şurada burada
serseriyane dolaşmalarına müsaade ve müsamaha ederler [hoşgörürler] ise yirmi
kuruştan üç yüz kurusa kadar cezayı nakdî [para cezası] alınır. Veyahut buna
mukabil yirmi dört saatten on beş güne kadar hapis ile mücazât edilirler.
17. On beş yaşından aşağı çocukları istifade maksadıyla tecile [dilenmeye] sevk
ve teşvik edenler hakkında maddem sâbıkada muharrer cezayı nakdî [belirtilen
para cezası] ve hapis cezaları birlikte hüküm olunacaktır.
18. Serseri ve mazannai sû takımından olan eşhas, teba'i ecnebi yeden [yabancı,
azınlık] oldukları halde mücazâtı mahkemeleri icra edildikten sonra zabıtaca
memâliki Osman iyeden tara ve ihraç olunacaktır[ Osmanlı Devleti sınırlarından
kovulacaktır].
19. Darp [vurma] cezası müddet umumi veya vekiliyle tabip huzurunda ve hapishane
der ûnunda [içinde] bir metre tulünde [uzunluğunda] ve bir buçuk santimetre
kutrunda [çapında] öküz derisinden mamul ve düğmesiz kamçı ile ve darp
mutavassıt [orta şekilde] icra olunur. Fakat her halde tabibin istisna edeceği
bir mahalle (v)urulmayacaktir.
20. Darp cezası ile mahkum olan eşhasın hüküm olunan darbe ademi tahammülü
[dayanamaması] müddet umumi [savcı] nezrinde tabip raporuyla sabit olduğu
takdirde mütehammil olduğu kadar darp edilerek tahammülü olmayan miktar hakkında
her kamçıya bedel başkaca iki gün müddetle hapis olunacaktır.
21. Serseri ve mazannai sû eşhas haklarında işbu kanunun nesrinden mukaddem
[önce] mer'ül icra olan [uygulanan] bil cümle ahkâmı nizâmiye mefsuhtur
[geçersizdir].
22. Dahiliye ve Adliye nezaretleri işbu kanunun icrayı ahkâmına memurdur.
Dipnotlar:
1Serseri, serseri güruhu (grubu).
2Kanun Numarası: 4422, Kabul Tarihi :30.07.1999, Yayımlandığı Resmî Gazetenin
Tarihi: 1 Ağustos 1999, Şayi: 23773.
3Sefih : Kendi malini alabildiğine israf ederek kullanan. Zevk, eğlence ve süse
aşırı derecede düşkün olan. Rezil, âdi, iradesiz. (Büyük Türkçe Sözlük,
Hazırlayan: D.Mehmet Doğan, Birlik Yayınları, 1.Baskı, 1981, s. 872).
4Balikhane Nazırı Ali Rıza Bey, Eski Zamanlarda İstanbul Hayati, Hazırlayan: Ali
Şükrü Çocuk, Kitabeci Yayınları, İstanbul, 2001, s.49 (Sadeleştirilerek
alınmıştır).
5www. ansiklopedi. com / Türkçe Sözlük.
6Aksu, Osman Sulha; Polis Meslek ve Genel Kültür Ansiklopedisi, Haşmet Matbaası,
1979, İstanbul, s.823; Nizamname Madde 16.
7Aksu, a.g.e., s.619.
8Aksu, a.g.e., s.641.
9Aksu, a.g.e., s.641.
10Aksu, a.g.e, s.641.; Nizamname Madde 10.
11Tanilli, a.g.m., s.138.
12Tanilli, Server "Geçen Yüzyılda İstanbul'da Kabadayılar ve Külhanbeyleri",
Der: François George on-Paul Dumont, Çav.:Madde Selen, Osmanlı İmparatorluğu'nda
Yasamak, İletişim Yayınları, İstanbul, 1.baskı, 2000, s.137.
13 "Evi omzunda" anlamına gelir. Yersiz, yurtsuz serseriler için
kullanılırdı.
14Bulug çağına ermiş erkek çocuk.
15Bkz. Dipnot No:34.
16Biçkin, hayta, kabadayı, kopuk.
17Koçu, Reşat Ekrem, Patrona Halil, Doğan Kitapçılık, 2. Baskı, İstanbul, 2001,
s. 89
18Koçu, a.g.e., s. 88.
19Tanilli, a.g.m., s.139.
20Ayaktakimindan damgalı fahişeler için babası belirsiz çocuk doğurmak utanç
teşkil etmemiştir; bunlar analarının yuvarlandığı fuhuş girdabı içinde sürüp
çıkmışlardır. İstanbul'un hayta ve hezele güruhuna katılmışlardır. Cami
avlularına terk edilen çocukların büyük ekseriyeti ise, fahişe olarak dile
düşmekten çekinmiş günahkâr hanımların evlatlarıydı. Onun içindir ki bu kara
bahtlı hanimoglu gençlere "bey" denilmiştir; külhana girdiklerinde de
"külhanbeyi" olmuşlardır (Koçu, a.g.e., s. 93).
21Çevik, atik, becerikli.
22Koçu, a.g.e., s. 95-96.
23Tanilli, a.g.m., s.141.
24Kökeni: Fransızca. Anlamı: Dar bir çerçeveye özgü bir dil, argo. (www.
ansiklopedi. com / Türkçe Sözlük).
25Koçu, a.g.e., s. 107.
26Tanilli, a.g.m., s.141.
27Koçu, a.g.e., s. 96.
28camadan/camadan: Kolsuz, kısa, yeleğe benzeyen sırt yeleği. (Büyük Türkçe
Sözlük, Hazırlayan: D.Mehmet Doğan, Birlik Yayınları, 1.Baskı, 1981, s.133)
29Refi' Cevap Ulunan, Eski İstanbul kabadayıları (şayili Fırtınalar), Arca
Yayınları, 5. Baskı, İstanbul, 1994, s. 327
30Tanilli, a.g.m., s.142
31Tanilli, a.g.m., s.143
32Koçu, a.g.e., s. 96-97
33Kürekle kar temizlemek.
34Tellak: Hamamlarda müşterileri keseleyen kimse. (Büyük Türkçe Sözlük,
Hazırlayan: D.Mehmet Doğan, Birlik Yayınları, 1.Baskı, 1981, s.966)
35Koçu, a.g.e., s. 103
36Köpege ait, köpekle ilgili.
37Rivayete göre Layhar, miladin dokuzuncu asri sonları ile onuncu asri
baslarında şarkin pek ünlü sultanlarından Mahmude Gaz nevî zamanında Gazve'de bir
hamam külhanında oturur, çul çaput içinde yari çıplak, saçı sakalına karışmış
süflî bir ayyaş filozofmuş. "Layhar" bu adamın adi değil, lakabıdır. "Ley"
Farsça çamur, balçık, batak demektir; "har" da yine Farsça "hordan=yemek"
kökünden "yiyen, yiyici" demektir; meyhaneciler şarap küplerinin dibinde
birikmiş çamur halindeki tortuyu bu kalendere getirir verirlermiş, tek gıdası,
yediği bu sakır verici çamur olduğu için asli adi unutularak Layhar, "çamur
yiyici" lakabıyla anılmış. Bu ayyaşın asırlar boyunca yasamış şöhretinin sebebi
Sultan Mahmude Gaz nevî'nin Semai Bey adında gayetle mahcup ve makbul bir
nedimiyle olan macerasıdır. Gazveli Külhanî Layhar, İstanbul külhanîlerinin piri
olmuştur. (Koçu, a.g.e., s. 91)
38Koçu, a.g.e., s. 99
39Koçu, a.g.e., s. 101
40Kalenderî: Henüz menşei üzerinde kesin bir sonuca ulaşılmış olmamasına rağmen,
Arapça, Farsça ve Türkçe kaynaklarda bazen Kalender ama ekseriyâ Kalender
biçiminde kullanılan bu kelimenin, zaman zaman Farsça Kalanlar (=iri, kaba
kimse, Türkçe'de kalantor), yahut aşağı yukarı ayni anlamda Grekçe Kala toz'dan
geldiğini ileri sürenler bulunmuştur. Ancak büyük bir ihtimalle Sanskritçe
Kalendere (kanun, nizam dişi, düzeni bozan) kelimesinden alinmiş olabileceği
belirtilmektedir.(A.Yasar OCAK, 1999, s.6) Kalenderî ligi, hangi tarikat seklinde
veya adıyla olursa olsun, mensuplarının yaşadıkları düzene aykırı konumları
sebebiyle, tasavvuf tarihinde suni çevrelerin marjinal bir kesimi olarak
değerlendirmek doğru olacaktır. Kalendercîlik adi verilen bu marjinal suni akim,
şeriat kuralları karsısındaki serbest tavrının doğurduğu câzibe sayesinde,
ulaştığı her bölgede çoğunlukla marjinal toplum kesimlerini kazanarak yayılmış
ve bu yüzden de, zaman zaman yozlaşmış biçimde almıştır. (A.Yasar Ocak, 1999,
s.225) Kalenderîler ve Kalendercîlik hakkında daha fazla bilgi için bk. Osmanlı
İmparatorluğu'nda Marjinal Sunilik: Kalenderîler (ÇIV-XVII. Yüzyıllar), A.Yasar
Ocak, Türk Tarih Kurumu Basımevi, 1999
41Tanilli, a.g.m., s.143
42Ulunay, a.g.e., s. 310
43Tanilli, a.g.m., s.144
44Georgeon, François "İmparatorluktan Cumhuriyete İstanbul'da Ramazan", Der:
François George on-Paul Dumont, Çav.:Madde Selen, a.g.e., İletişim Yay., İst.,
1.baskı, 2000, s.62
45Ulunay, a.g.e., s. 3
46Saldirma: Ucu eğrice bir cins bıçak. (Büyük Türkçe Sözlük, Hazırlayan:
D.Mehmet Doğan, Birlik Yayınları, 1.Baskı, 1981, s. 856)
47Kökeni: Argo, Anlamı: Kötü duruma düşmek, yalanı, yanlısı ortaya çıkmak. (www.
ansiklopedi. com / Türkçe Sözlük).
48Ulunay, a.g.e., s. 3-4
49Tulumbaci: Tulumba denilen yangın söndürme âletini kullanan veya taşıyan
kimse. (Büyük Türkçe Sözlük, Hazırlayan: D.Mehmet Doğan, Birlik Yayınları,
1.Baskı, 1981, s.993)
50Ulunay, a.g.e., s. 327-328
51Ulunay, a.g.e., s. 364
52Ulunay, a.g.e., s. 168
53Ulunay, a.g.e., s.171
54Ulunay, a.g.e., s.21
55Ulunay, a.g.e., s.5, s. 27, s. 397
56Evbas: aşağı kimseler, ayaktakımı, serseri. Çapkınlar, külhanbeyleri. (Büyük
Türkçe Sözlük, Hazırlayan: D.Mehmet Doğan, Birlik Yayınları, 1.Baskı, 1981,
s.297)
57Yiğitlik, delikanlılık.
58Balikhane Nazırı Ali Rıza Bey, a.g.e, s. 41 (Sadeleştirilerek alınmıştır)
59Balikhane Nazırı Ali Rıza Bey, a.g.e, s. 41, 42
60Lobut: Kısa ve kalın sopa. (Büyük Türkçe Sözlük, Hazırlayan: D.Mehmet Doğan,
Birlik Yayınları, 1.Baskı, 1981, s. 643)
61Ince bir halatın ucuna bir kursun parçası bağlanarak yapılan bir çeşit kırbaç.
62Balikhane Nazırı Ali Rıza Bey, a.g.e, s. 42
63Takrir: Ders verme, ders anlatma. (Büyük Türkçe Sözlük, Hazırlayan: D.Mehmet
Doğan, Birlik Yayınları, 1.Baskı, 1981, s.945)
64Avane: Yardımcılar, arkadaşlar, kötü iste yardim edenler, yanında bulunanlar,
kafadarlar, yardakçılar. (Büyük Türkçe Sözlük, Hazırlayan: D.Mehmet Doğan,
Birlik Yayınları, 1.Baskı, 1981, s. 57)
65Kumar oynatan kişiye ya da oynatılan mekâna, o mekânı kontrol altında tutan
kabadayıya bırakılan para, hisse.
66Balikhane Nazırı Ali Rıza Bey, a.g.e, s. 43.
67Balikhane Nazırı Ali Rıza Bey, a.g.e, s. 42.
68Balikhane Nazırı Ali Rıza Bey, a.g.e, s. 44.
69Balikhane Nazırı Ali Rıza Bey, a.g.e, s. 37.
70Kökeni:Argo, Anlamı: Yol, yöntem, usûl. (www. ansiklopedi. com / Türkçe
Sözlük).
71Tanilli, a.g.m., s.145
72Tanilli, a.g.m., s.144
73Koçu, a.g.e., s. 93
74Koçu, a.g.e., s. 109
75Strauss, Johann "Konuşma", Der: François George on-Paul Dumont, Çeviren:Madde
Selen, a.g.e., İletişim Yay., İst., 1.baskı, 2000, s.317, Dipnot No:37
76Georgeon, François "Sunuş", a.g.e., s.17
77Koçu, a.g.e., s. 125
78Koçu, a.g.e., s. 175
79Koçu, a.g.e., s. 109
80Resat Ekrem Koçu, bu sayıyı 800 olarak belirtmektedir. Koçu, a.g.e., s. 109
81Serasker: Sadrazam dışında orduyu kumanda eden vezire verilen unvan. Yeniçeri
Ocağı'nın kaldırılmasından sonra kurulan ordunun kumandanına verilen unvan,
harbiye nâzırı. (Büyük Türkçe Sözlük, Hazırlayan: D.Mehmet Doğan, Birlik
Yayınları, 1.Baskı, 1981, s. 878)
82Orduya ayakkabı üreten atölye.
83Koçu, a.g.e., s. 109
84Tanilli, a.g.m., s.144
85Tanilli, a.g.m., s.145
86Ilikan, Faruk "I.Mesrutiyet'de Serseri ve Mazanne-i Sû Eşhâs Hakkında
Nizâmnâme", Tarih ve Toplum Dergisi, Aralık 1992, Şayi:108, s.49
87Ilikan, a.g.m., s.49
88Ilikan, a.g.m., s.49
89Ilikan, a.g.m., s.56 (Dipnot No.1)
90Özdemir, H., "Kapkaç Terörüne Osmanlı'nın aldığı Önlemler", Zaman Gazetesi,
28.11.2001.
91Ilikan, a.g.m., s.50
92Mazbata Muharriri: Bir heyetin mazbatalarını kaleme alan kimse. (Büyük Türkçe
Sözlük, Hazırlayan: D.Mehmet Doğan, Birlik Yayınları, 1.Baskı, 1981, s. 669)
93Ilikan, a.g.m., s.50
94Ilikan, a.g.m., s.50-51
95Ilikan, a.g.m., s.51
96Ilikan, a.g.m., s.52
97Kanun Numarası : 2559, Kabul Tarihi : 4/7/1934, Yayımlandığı Resmî Gazetenin
Tarihi: 14/7/1934 Şayi: 2751
98 09.08.2002 tarih ve 24841 şayili Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren
"çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun" ile bu maddeler
yeniden düzenlenmiştir.
99Bakanlar Kurulu Kararının Tarihi : 7.4.1938, No:2/8501; Yayımlandığı R.
Gazetenin Tarihi :25.4.1938, No: 3890
100 1.10.1998 tarih ve 23480 şayili Resmî Gazete.
101Adi geçen Talimatnamenin yürürlüğe giriş tarihi tespit edilememiştir. Bununla
birlikte polisiye işlemlerde, karakol teşkilatlanması ve disipline ilişkin
hususlarda Talimatname üslûbu, karakollar ve devriye hizmetleri ile ilgili
içerdiği bilgiler ve temel polis hizmetleri yönüyle halen temel kaynak
niteliğinde bulunmaktadır. Bu açıdan yürürlük tarihi büyük önem arz etmektedir.
102Bakanlar Kurulu Kararının Tarihi: 3.11.1983, No: 83/7362; Yayımlandığı
R.Gazetenin Tarihi: 17.12.1983, No: 18254
103Dönmezer, Sulha, "İktisadi Bir Olay Sıfatıyla Suç", İktisadi Kalk. Sosyal
Meseleleri, I. Konferans, İstanbul, 1963, s.86
104Soyaslan, Doğan, Kriminoloji, Ankara Üniversitesi Döner Sermaye İsletmesi
Yayınları, 1996-Ankara, s.31
105Özdemir, a.g.m., 28.11.2001
KAYNAKLAR:
Aksu, Osman Sulha (1979), Polis Meslek ve Genel Kültür Ansiklopedisi, Haşmet
Matbaası, İstanbul
Balıkhane Nazırı Ali Rıza Bey (2001), Eski Zamanlarda İstanbul Hayati,
Hazırlayan: Ali Şükrü Çocuk, Kitabeci Yayınları, İstanbul
Doğan, D. Mehmet (1981), Büyük Türkçe Sözlük, Birlik Yayınları, 1.Baskı
Dönmeler, Sulha (1963), "İktisadi Bir Olay Sıfatıyla Suç", İktisadi
Kalkınmanın
Sosyal Meseleleri, I. Konferans, İstanbul
George on, François "İmparatorluktan Cumhuriyete İstanbul'da Ramazan", Der:
François George on-Paul Dumont (2000), Çav.:Madde Selen, a.g.e., İletişim Yay.,
İst., 1.baskı
George on, François "Sunuş", a.g.e., İletişim Yay., İst., 1.baskı, 2000
Likan, Faruk "I. Mesrutiyet'de Serseri ve Mazanne-i Sû Eşhâs Hakkında
Nizâmnâme", Tarih ve Toplum Dergisi, Aralık 1992, Şayi:108, s. 49
Koçu, Reşat Ekrem (2001), Patrona Halil, Doğan Kitapçılık, 2. Baskı, İstanbul
Ocak, A.Yasar (1999), Osmanlı İmparatorluğu'nda Marjinal Sunilik: Kalenderîler
(ÇIV-XVII. Yüzyıllar), Türk Tarih Kurumu Basımevi
Soy aslan, Doğan (1996), Kriminoloji, Ankara Üniversitesi Döner Sermaye
İsletmesi Yayınları, Ankara
Strauss, Johann, "Konuşma", Der: François George on-Paul Dumont (2000), Çeviren:
Madde Selen, a.g.e., İletişim Yay., İst., 1.baskı
Şafak, Ali (1992), Hukuk Terimleri Sözlüğü, Rehber Yayıncılık, 1. Baskı
Tacilli, Server "Geçen Yüzyılda İstanbul'da Kabadayılar ve Külhanbeyleri", Der:
François George on-Paul Dumont (2000), Çav.:Madde Selen, Osmanlı
İmparatorluğu'nda Yasamak, İletişim Yayınları, İstanbul, 1.baskı
Ulunan, Rafı' Cevap (1994), Eski İstanbul kabadayıları (şayili Fırtınalar), Arca
Yayınları, Besinci Baskı, İstanbul
www. ansiklopedi. com / Türkçe Sözlük.
Polis Dergisi / 33. Sayı
Mehmet Doğan
*Komiser, Asayiş Dairesi Başkanlığı, Ankara Üniversitesi Sosyal Bilimler
Enstitüsü Sosyoloji Bölümü Yüksek Lisans Öğrencisi.