Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 234 Üye Adayı ve 10 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Ahmet Zeki Gayberi: He ya! Tek suçlu; televizyon!
Tarih: 22.05.2006 Saat: 01:41 Gönderen: karakutu
 


Her mevzuda olduğu gibi ‘şiddet’le ilgili tartışmalarda da, “Eğitim şart” diye söze başlamalısınız. Aksi halde, eşek sudan gelene kadar dayak yer, üstüne de şiddetin nedenselliği üzerine tez yazarsınız!

‘Aile’, ‘okul’ ve ‘devlet baba’nın sistematik işkencesi ve şiddetinin konumuzla haşa alakası yoktur(!)

Bu topraklarda, hiçbir ailede iç şiddet yaşanmadı.
Sağ-sol çatışması ile binlerce genç birbirini boğazlamadı.
“Duruma el koyuyorum” diyenler, sağ kalanları, milyonları sistematik işkencelerden geçirmedi!
Ve bugünkü şiddetin de tek müsebbibi televizyonlardır! Oh be rahatladık!

Yaşadığımız narsisistik büzülmenin kökenlerinde genlerimize kadar işleyen “dayağın” etkisi büyük.
Biz “Utanırdık” eskiden, Batılılar da “Suçluluk” duyardı! Ama partikülerasyona uğradık, arı attık, namusu sattık, utancı yırttık! Araftakilerin tipik reflekslerini veriyoruz artık; ne utanıyor, ne de suçluluk duyuyoruz!





İlkokul birinci sınıfta “Okuma Kitabı” ile tanıştığımda şok yaşamıştım. Bir kere, daha kitabın adı sanki “Okuma lan! kitabı” der gibidir…

O tür “okuma” kitapları şimdi de var mı bilmiyorum ama bildiğim bir şey daha var, kitaptaki o steril ailelerin, hayli yüksek standartlı yaşam tarzları, hiç de bizimkilere benzemiyordu. Al yanaklarından kan fışkıran anne-baba ve tek çocuk çekirdek aile yapısı, bizim ‘klan’a göre karikatür gibi bir şeydi… Can isimli çocuğun babası Kaya bey, muhteşem bahçesi olan villa tipi evden, anne Şermin hanıma el sallayarak işe giderdi. Ailelerde, nene-dede, abla-kardeş yoktu. Kimsenin ismi Şehabettin, Süleyman, Abdülfettah, Hatice vs. değildi. Onlar kavanozda büyümüştü, televizyondaki steril, hijyenik ve de ütopik karakterlerdi. Gerçek değildi sanki.. Ya da bazı arkadaşların öngörüsü doğruydu: “Oğlum İstanbul’dakilerin hepsi böyle lan!”

Çünkü bizde kadın ve çocuk, doğal ve en olağan haliyle, neredeyse babaların sistematik işkence objesi idi! Hadi abarttım ama anne ve çocuk olmak acayip boktan bir şeydi işte! İkinci sınıf ne ki? Üçüncü sınıf insan bile sayılmak lükstü. Okuma kitabındaki gibi değildi hayat! Herkes sırıtık bir şekilde yavşak yavşak dolaşmıyordu ortalıkta. Babalar ekmek derdinden dönünce eve Tanrısal bir güçle evde otorite sağlardı. Hepsi de darbeciydi! Kardeşler arasında “Evren gibi ihtilalle yönetime gelmiş paşalarımız” der, acı acı gülerdik…Yani tüm ekolojimiz bu tip öyküler, bu tip karakterler ve bu tip vak’alarla doluydu, işin harbisi bu!

Şimdi son aylarda, bireyselden toplumsala, ulusaldan evrensele bir şiddet patlamasından geçiyoruz ya! Herkeste bir şaşkınlık, herkeste bir inanamamazlık, herkeste bir şok olma durumu hasıl oldu.
Modern kitle iletişim enstrümanlarının artışına paralel, bireyselden evrensele doğru enformatik bir gelişim gösteriyor şiddet artık. Dayağı yiyen bunu aleme mal edebiliyor tez elden… İstanbul gibi büyük kentlerde, lise, tinerci, kapkaç sarmalında ve yer yer mafyozik bir vitrinle kendini gösteren şiddet, Güneydoğu’ya gittikçe, daha bir hayatın içinden, daha bir natürel, olağan ve kitlesel bir şekle bürünüyor.

Şimdi gelelim şiddetin salgın bir hastalık gibi tüm topluma bulaşmasının nedenlerine! Bir kere eğitim şart zaten! Bunu söylemeden söze başlayanı eşek sudan gelene kadar döver, üstüne de şiddetin nedenselliği üzerine tez yazdırırlar adama!
İkincisi ise “Şiddetin kaynağı televizyon programları ve dizilerdir” tezi. Hele bu tez, tamamen indirgemecidir her taşın altında Mason arayan zihniyetin tipik versiyonudur.
Tamam medyanın var olan şiddeti biraz daha görünür kıldığına eyvallah ama zaten şiddet VAR kardeşim VAR!
Bu topraklarda, hiçbir ailede iç şiddet yaşanmadı.
Sağ-sol çatışması ile 10 bin genç birbirini boğazlamadı.
“Duruma el koyuyorum” diyenler, sağ kalanları, milyonları sistematik işkencelerden geçirmedi!
Diyarbakır’daki ‘meşhur’ işkenceler, birilerinin pimini çekmedi!
30 bin vatan evladı eceliyle öldü zaten…

Kısacası kimse kimsenin tavuğuna kış demedi.
Ve bugünkü şiddetin de tek müsebbibi televizyonlardır! Oh be rahatladık!

Eğri oturup, doğru konuşalım! Yaşadığımız narsisistik büzülmenin kökenlerinde genlerimize kadar işleyen “dayağın” etkisi büyük.
Herkeste bir benmerkezli olma ruh hali yükseliyor.
“Karşımadaki de insan, onun da canı yanar” demeyi unuttuk…

Tarafgirlik psikolojisi ve “Haklıyım” sendromu, psikomatik bozukluklara gark ediyor insanları…
Hikmeti ve erdemi kaybettikten beri utanmıyoruz da artık…

Halbuki biz “Utanırdık”, Batılılar “Suçluluk” duyardı! Tarih boyunca böyle gelmişti toplumsal yapılarımız…
Ama parkitülarosyona uğradık, atomlarımıza kadar dağıldık. Arı attık, namusu sattık, utancı yırttık! Araftakilerin tipik reflekslerini veriyoruz artık; ne utanıyor, ne de suçluluk duyuyoruz! Haliyle freni boşalmış bayır aşağı giden kamyon gibiyiz…

Sınıf atlama imkanının azaldığını hissettikçe varoş gençleri, saldırma’ya, sustalı’ya, kelebek’e sarılıyor…

Aptal değil onlar çünkü, bir bokun değişmeyeceğini hissetikçe damarlarındaki kanı durduramıyor, büyüklerin makro oyununu bozacağına inandıkları tek yöntem olan şiddete evriliyorlar.

Evde, okulda, askerde otoritesini ve meşruiyetini sadece şiddet modellemesi ile sağlayanlara karşı, şimdi kendi modellerini yaratıyor gençler!
Yılların çürümüşlüğüne, kayıplarına, ezilmişliklerine, yenilmişliklerine karşı, oluşan hınç ve öfke böyle kolay kolay bitmez…

Shakespeare’in neredeyse tüm eserlerinde şiddet yoğun bir şekilde kullanılır. Bütün dünyada da çocuklara bunlar okutulur.

Eğer sağlıklı bir aile yapısında ve kültürel çevrede büyürseniz, televizyondaki şiddet hiçbir şekilde bünyeyi etkilemez abi!

Dünyada en yoğun biçimde şiddet, Japon televizyonlarınca kullanılır. Ama Japonya’da toplumsal şiddet, Amerika’dan ve Avrupa’dan çok düşüktür.

“Öldüren Eğlence: Televizyon!” isimli kitabında Neil Postman, tüm ayrıntısıyla televizyonun düşünce aktarımına araç olamayacağını, sadece eğlendirip haber verebileceğini vurguluyor.
Zaten, TV'deki ‘şiddet’ ile toplumdaki şiddet arasında ilişki bulunduğuna dair herhangi bilimsel bir bulgu da mevcut değil…

Yanlış anlaşılmasın, en komik çizgi filmlerde bile hayali-mayali fark etmez dakikada onlarca şiddet sahnesinin gösterilmesi, şiddet içerikli film ve dizilerin bu kadar artmasını ben de istemiyorum ancak her zaman yaptığımız gibi meseleyi, potansiyel bir suçlu bularak, ona yıkma huyumuzdan vazgeçelim de adam gibi kendimize bakalım diyorum.
Suçlu, katili kahramana çeviren diziler değil, kartondan yiğitler değil! Kendimizden kaçan bizleriz!

Kendimizle, tarihimizle yüzleşebilseydik, arınırdık belki ama vakit çok geç! Herkes kendi kurallarına göre oynamayı seçti. Hakem uzatmaları oynatıyor ama mağlubuz abi yine, mağlup!



 

gayberia@yahoo.com


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Ahmet Zeki Gayberi
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Ahmet Zeki Gayberi:
Aloo! Kes sesini!


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4.72
Toplam Oy: 18


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Aloo! Kes sesini!
Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner
Ruh hastalarına ölüm tehlikesi
Herkesin bir derdi, değirmencinin de su derdi

"He ya! Tek suçlu; televizyon!" | Hesap Aç/Yarat | 3 yorum | Tartışma Ara
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Re: He ya! Tek suçlu; televizyon! (Puan: 1)
Gönderen: missvecchio Tarih: 27.05.2006 Saat: 02:46
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Saygılar..........



Re: He ya! Tek suçlu; televizyon! (Puan: 1)
Gönderen: umuc Tarih: 29.05.2006 Saat: 09:25
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
O tür “okuma” kitapları şimdi de var mı bilmiyorum ama bildiğim bir şey daha var, kitaptaki o steril ailelerin, hayli yüksek standartlı yaşam tarzları, hiç de bizimkilere benzemiyordu. Al yanaklarından kan fışkıran anne-baba ve tek çocuk çekirdek aile yapısı, bizim ‘klan’a göre karikatür gibi bir şeydi… Can isimli çocuğun babası Kaya bey, muhteşem bahçesi olan villa tipi evden, anne Şermin hanıma el sallayarak işe giderdi. Ailelerde, nene-dede, abla-kardeş yoktu. Kimsenin ismi Şehabettin, Süleyman, Abdülfettah, Hatice vs. değildi. Onlar kavanozda büyümüştü, televizyondaki steril, hijyenik ve de ütopik karakterlerdi. Gerçek değildi sanki.. Ya da bazı arkadaşların öngörüsü doğruydu: “Oğlum İstanbul’dakilerin hepsi böyle lan!” Evet o tür kitaplar halen var.......... yazının girişini okuyunca aklıma birden ALEV ALATLI VE İŞKENCECİ Kitabı geldi ........... Tek suçlu; televizyon! DEGİL ELBETTE.......



Re: He ya! Tek suçlu; televizyon! (Puan: 1)
Gönderen: raskolnikov_144 Tarih: 07.06.2006 Saat: 02:45
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
Merhaba,yazından dolayı tebrik ediyorum ahmet abi....Yazında kendimizden kaçtığımızı söylemişsin.İyi de kazandığımız hiç bir şey yokken halimiz bu kadar harapken bu neyin kaçışı?Neyi ve kimi dürüst çıkarmak amaçları?Anlamıyorum doğrusu.Bu ülke bu kadar kendini dağıtmışken,ilişkiler kopmuşken bu ülkenin hâlâ ayakta durması gerçekten büyük bir mucize.Ülke ve bu halk artık nefret ediyor acı çekmekten.Bu nasıl biradalettir böyle.Artık suçlu aramaktan vazgeçelim lütfen.Suçlu biziz.Herkes.Güzel gösterilen onca şeyin peşinden gitmekten ne zaman vazgeçersek o zaman kendimizi buluruz.Kendimiz olmalıyız.Ama biz her zaman ışıklı avrupai hayatları oynamak istedik.Hâlâ da onu istiyoruz.Bu özentiyle çok zor.........


 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke