|
Aslı var mı bütün bu içlenmelerin, bütün bu kıvranmaların, uzaktan daha da uzak
noktalarda, solmaya yüz tutan bir gül goncası gibi
dalgınlaşıp gitmelerin,
kendini rüzgarın kasvetli uğultusu içine terkedip bırakmaların, düz yollarda
yürürken sebepsiz yere yalpalamaların, sebepsiz yere sallanmaların, aslı var mı
bütün bu sızlanmaların, tırnak uçlarını sanki gerçekten
batıracakmış gibi,
sanki
gerçeğe batıracakmış gibi inatla yüzlerde dolaştırmanın, çayların ilk
yudumlarında, cigaraların son nefeslerinde çarmıhlara gerilmelerin, dertleri
ciğerlere çekmenin, yüreklere ateş düşürmelerin,
hafızaların tetiğine olur olmaz
asılmaların, sükunetin en orta yerinde infilak etmelerin, boşta bulunup söze
karışmaların, farkında olmadan hayata ilişmelerin, aslı var mı bütün bu
çırpınışların, bütün bu heveslerin, göz çukurlarımızda
toplanan bütün bu yağmur
sularının, bütün bu nahoş kokulu denizlerin, dalgaların, kıyıları kırbaçlayan
ağır elli dalgaların, dalgaların içindeki beyaz köpükler gibi kıpırdanıp
durmaların, kıyıları alıp denizlerin yerine koymaların,
denizleri alıp baş
uçlarına koymaların, uykulara dalıp o bulutsu su çayırlarında anlaşılmaz koşular
tutturmaların, akla serseri ıslıklar çaldırmaların, toprağa avuç avuç
saldırmaların, toprağa parmak uçları batırmaların, kök salmaya
çalışmaların,
aslı var mı bütün bu aldanmaların, bütün bu inanmaların, gölgelerin en uzun
boylularına kapılmaların, peşlerine takılıp yokluk koşularına katılmaların,
kuşların vuruldukları andaki şaşırdıkları gibi hiçbir şey anlamadan
şaşırmaların, havalardan yerlere çakılmaların, en zavallı boyun büküşlerle
kendinden geçmelerin, ağırlığını kaybedip hafiflemelerin, ayağını hiçbir yere
basmamaların, basamamaların,
basacak bir yer bulamamaların, aslı
var mı bütün bu
kararmaların, bütün bu baş dönmelerinin, zihin bulanmalarının, ruhları
kurusunlar diye asıldıkları çamaşır iplerinde unutmaların, hatırlayıp da sonra
hatırladığına pişman olmaların, acıları batmakta olan güneşin kızıl fonuna
yapıştırmaların, doğan güneşle birlikte yeniden toplamaların, dürüp katlayıp
gıcırtılı tahta dolaplara kaldırmaların, bir köşede ses çıkarmadan eskimeyi
beklemelerin, aslı var mı bütün bu sararmaların, bütün bu eksilmelerin,
dümeni
ağır ağır boşluğa çevirmelerin, damarlardan usul usul çekilmelerin, iplikleri
hoyratça çekip iğne deliklerinden çıkarmaların, göçmen kuşları yollarından
çevirmelerin, sözleri yumaklayıp yumaklayıp çöp sepetlerinin
kara deliklerine
fırlatmaların, yumrukları duyguları buruşturacak kadar büyük bir öfkeyle
sıkmaların, bu yumrukları açıklayacak tarifleri sözlüklerde arayıp durmaların,
kulaktaki bir çınlama gibi, yahut gözde bir seğirme gibi çok uzak, çok
görünmez
bir yerlerde, kendi kendine devinip kalmaların, kanayıp yaralanmaların, yanıp
kül olmaların, aslı var mı bütün bu savrulmaların, taş kesilip buz gibi
olmaların, yığılıp bir köşede kalmaların,
sessizce
saklanmaların, sanki
anlatılan hiçbir hikayede daha önce adı geçmemiş gibi davranmaların, gözlerden
kaçmaların, sözlerden kaçmaların, silikleşmelerin, solgunlaşmaların, kalabalığın
coşkulu selinde gönüllü sıradanlaşmaların, aslı var mı
bütün bu azalmaların,
bütün bu sızıldanmaların, kendi kendine söylenmelerin, kimsenin dinlemediği bir
lisana geçmelerin, kimsenin anlamadığı kelimelerle konuşmaların, ifade etmeye
mecali kalmamış ifadelerin, kırık dökük anlamların,
dikenli, acımasız ve
buyurgan anlamsızlıkların, uzun, kararlı, kendinden emin adımlarla aramızda
yürüyen bütün bu yalnızlıkların, boğazlarımızdaki bütün bu düğümlenmelerin, aslı
var mı içimizi burkan bütün bu şeylerin, bütün bu
burkulmaların..
|