Mehmed Akif'in ailesiyle ilgili elimizdeki bilgiler çok az. Dikkat edilirse,
milli şâirimizin hakkında çok konuşulur, çok yazılır ve fakat söz, ailesine
gelince her yeri bir sükût sisi kaplar.
Hiç kuşkusuz bu sükutun birçok sebebi var:
Birincisi, Akif'in mahviyeti, mizacından kaynaklanan ketumiyeti. Kendisinden
bahsetmekten hoşlanmadığı gibi, ailesinden bahsetmekten de hoşlanmaz doğal
olarak. Akif sükûtu bile güzel olan bir adamdı. Kendisi ve ailesi hakkında
çokluk susmuştur.
İkincisi, dostları da Akif'in ailesi hakkında umumiyetle susmuşlardır.
Şiirlerinin arkasına (!) bile düşülmeyen bir adamın ailesiyle kim, niye
ilgilensin ki? Çevresindekilerinin çoğu, haklı olarak, Akif'in parmağını
uzattığı yöne baktılar. Eh, bu arada o parmağın sahibinin, kendisini de,
parmağını da gözlerden uzak tutmayı her defasında nasıl becerdiğini
anlayamadılar.
Üçüncüsü, Akif'in ailesi de kendileri hakkında sustu, daha doğrusu susmak
zorunda bırakıldı. Oğulları Emin ile Tahir, kızları Cemile, Feride ve Suad da
pek konuşmadılar. Belki damatları konuşabilirdi, meselâ Ömer Rıza Doğrul,
Muhyiddin Akçor, Ahmed Ali Bey... Ne var ki onlar da sustular.
Bakınız, Akif'in ortanca damadı, Muhyiddin Akçor Beyefendi 28 sene önce, Kasım
1978'de, biraz kendilerinden bahsetmelerini isteyen bir gazeteciye nasıl cevap
vermiş?
— Mehmed Akif mevzû-i bahs olunca, kızı ve damadı olarak kendimize bir iftihar
vesilesi çıkarmaktan ictinab ederiz. Sizler Mehmed Akif'e bizden ziyade
yakınsınız. Bugün Akif'in yüzünü görmemiş, fakat eserlerinden onu öz
evlâtlarından daha iyi tanımış nice gençler vardır. Bundan eminiz.
"İftihar vesilesi çıkarmak"...
Nedendir bilinmez, bu ifade, —belki de kafiye tutturmak zaafının itkisiyle!— ilk
okuyuşta bana "intihar vesilesi çıkarmak" anlamını çağrıştırmıştı. Herhalde
yanılmış olmalıyım.
Her neyse, sanırım şimdi bilgi vermekten kaçınma sırası torunlarda...
Bizler de çaresiz eldeki bilgi kırıntılarıyla idare edeceğiz. Bu nedenle Mehmed
Akif'in ortanca kızı Feride Hanım'ın babasıyla ilgili olarak aktardığı
bilgilerin kıymetini bilip bir kenara kaydetmeliyiz. Çünkü bu hâtırada aynı
zamanda Emin Akif Ersoy'un çocukluğuyla ilgili bazı ipuçları bulacağız. Bu
aktarımda, Akif'in Milli Mücadele'ye katılmak için ailesinden ayrılışını tasvir
eden sahne emsalsizdir.
Şahsen bilebildiğim kadarıyla Akif'in 'ağladığına" tanıklık eden tek aktarım bu!
Nitekim kızı Feride hanım da "İlk defa o vaziyette görüyordum babamı"
demektedir.
Daha fazla beklemeden, kızından, Akif'in Millî Mücadele'ye hangi şartlarda
katıldığını ve ailesinden nasıl ayrıldığını dinleyelim:
— "Hiç unutamadığım hatıra, babamın ilk Anadolu'ya gidişi esnasında cereyan
etmiştir. Annem bir sabah geldi, "Çocuklar! Kalkın, babanız Halkalı'ya gidiyor"
dedi. Babam her zaman Halkalı'ya giderdi. "Dersi var" diyorduk. Baktım, babam
kapının önünde, giyinik vaziyette duruyor. Baktım, babamın gözlerinden yaşlar
akıyordu. İlk defa o vaziyette görüyordum babamı. Çok fena oldum. Gayet tabiî
birşeyler anladım. Ben de kendimi tutamadım. Ağlayarak yukarıya koştum. Babam da
arkamdan koştu. Beni kucakladı. "Üzülmeyin" dedi. Babamın o hâlini çok iyi
anlıyordum. Çünkü bir daha ya görüşecektik, ya görüşmeyecektik.
Sonradan görüştüğümüz bir asker, babamın Anadolu'ya gidişini anlattı. Küçük
kardeşimle birlikte yola çıkmıştı. Aileden bir hatıra olsun diye onu yanına
almıştı. (Çok sevdiği bu erkek kardeşim sonradan vefat etti.) Kardeşimi hep
sırtında taşırmış. Ayakkabıları yırtılmış. Ayakları kanlar içindeymiş."
Emin Akif Ersoy'un çilesi, bu rivayette de görüldüğü üzere, çocukken başlar.
Nitekim bu yılları Emin Akif'in kendisi de uzun uzun anlatmıştır. Sonra
sürgün... sonra askerlik... sonra Kur'an... sonra tevkif... sonra firar... sonra
meyhane... sonra tımarhane... sonra özgürlük... sonra ölüm...
Aradaki boşlukları doldurmak için her adım atışınızda, sizi önlenemez bir
hicranın, dindirilemez bir ızdırabın, önüne geçilemez bir yazgının yollarında
döşeli kara taşların beklediğinden emin olabilirsiniz; size "Keşke bilmeseydik!"
dedirtecek kadar kara, kapkara taşların...
Akif hakkında susmayı tercih edenler, keyiflerinden mi susuyorlar
zannediyorsunuz?
Yenişafak
14/05/2006