Kemalistler hiç kusura bakmasınlar: Bülent Arınç öyle gereksiz saçmalıklar etti
ki (bu deyim kalemimin ucundan kaçmış değil, kimi zaman 'gerekli saçmalıklar' da
vardır çünkü), söylediği çok önemli şeyler de bu arada güme gitti.
Evet, özgürlükten yalnızca 'kendi takımına özgürlüğü' anlıyor, YÖK'ün
kaldırılmasını üniversitelerde bilim üretilebilmesi için değil üniversitelere
başı bağlı kızların girebilmeleri için istiyor, falan filan... Kürsüye çocuk
çıkarıyorum ayağından hafız çıkarıp 'şark kurnazlığı' ediyor, tamam...
Lakin, 'gizli anayasa olmaz' diyor, haksız mı?
Bu adam, biz sevsek de sevmesek de, seçimle gelmiş meclisin seçtiği meclis
başkanıdır.
Hay Allah, tıpkı Refik Koraltan gibi... Allah sonunu benzetmesin.
Başkan, meclisini tanır. Tanıdığı kabul edilir. Bakın, başkan, başkanlık ettiği
kurum hakkında ne dedi?
'İlk mecliste kullanılan içtüzük, Osmanlı Meclis-i Mebusanı'nın tüzüğüdür ve
yedi yıl yürürlükte kalmıştır' dedi. Bu da, iki meclis arasında 'bir bağın'
olduğunu ve millet iradesinin 'kesintiye uğramadığını' göstermekteymiş.
Evet, doğrudur. Millet iradesi yalnızca beş hafta kesintiye uğramıştır, 16 Mart
ile 23 Nisan 1920 günleri arasında! Hepi topu 38 gün.
Bu neyi kanıtlar? Her iki meclisin de 'aynı şey' olduğunu mu? Hayır. İki meclis
arasında bir tür 'yumuşak geçiş' olduğunu kanıtlar.
Bir de, anlı şanlı yeni yönetimin becerip de yedi yıl boyunca bir içtüzük
hazırlayamamış olduğunu tabii! Herhalde dincileri ezmekle uğraşmaktan vakit
bulamamış olmalılar...
(Siz ne diyorsunuz yahu, yirmi yıl öncesine kadar 'halifeye hakaret' diye bir
suç vardı ceza hukukumuzda, kaldırılmamıştı! Olmayan halifeye hakaret etmek özel
bir yasaktı. Şimdi ben Deli İbrahim'i anlatsam beni de 'devlet başkanına
hakaretten' mahkemeye verir bunlar, bir Türk devletinin başkanı olan Sultan
İbrahim'e deli dedi diye...)
Peki, bu meclis Deniz Baykal'ın deyimiyle 'meşrutiyet meclislerinin devamı
değildir', meşru egemenlik temeli olarak milli iradeyi esas almaktadır da
(meşrutiyet meclisi herhalde uzaylıların iradesine dayalıydı), 1960 ve 1980
yıllarında niçin feshedilmiştir, niçin kapalı tutulmuştur? Milli iradeye niçin
karşı gelinmiştir?
Peki, canımız ciğerimiz her şeyimiz şu ünlü Misak-ı Milli andını kim hazırlayıp
oylamış ve onaylamıştır? Türkiye'nin her ne pahasına olursa olsun tutulacak ve
savunulacak yeni sınırlarını kim saptamıştır?
İstanbul'daki Osmanlı Meclis-i Mebusan'ı!... Basılıp kapatılmadan kısa bir süre
önce!... Milli iradeye dayanmayan meclisten milli misak kararı çıkıyor!...
Yakın tarihimizi yalnızca Turgut Özakman'ın resimli serüven romanından öğrenen
çemişler bunları bilmiyorlar, bilmek de istemiyorlar. Bilen de, üzerinde
düşünmeye yanaşmıyor. Ya da çapsız politikacı ağızlarıyla düpedüz yalan
konuşuyor.
Geçen gün, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin gökten zembille inmediğini, İstanbul
meclisi İngiliz işgal kuvvetleri tarafından kapatılınca kaçan mebusların Mustafa
Kemal Paşa'nın çağrısı üzerine Ankara'da yeniden toplandıklarını, tutuklandığı
ve Malta adasına sürüldüğü için gelemeyenlerin yerine, işgal altında olmayan
illerde 'ara seçim' yapıldığını yazmıştım. Bu ilk mecliste sarıklı hocalar da,
hilafetçiler de, padişahçılar da, 'cumhuriyetçi olmayanlar' da bulunduğunu,
sonra bunların 'tasfiye edildiklerini' hatırlatmıştım.
Görüyorum ki Bülent Arınç'tan başka kimsenin ilgisini çekmemiş.
Canınız sağolsun. Elbette Fenerbahçe-Galatasaray maçında sahaya hindi
çıkarılması daha önemli bir konudur.
Ama kusura bakmazsanız ben şunu da ekleyeceğim: Atatürkçülük de, çemişlere ve
kazmalara bırakılamayacak kadar ciddi bir dünya görüşüdür. Binaenaleyh
bırakmadım, bırakamam ve bırakmayacağım efendiler.
Akşam
27.04.2006
|