Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 73 Üye Adayı ve 2 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 Dağ Başında...
 İsimler
 Cemil Meriç
 SULUKULE
 Gelenek
 Birleşik Devletler'e ait bazı coğrafik bilgiler
 Dilemmalara, tekliğe, vahdete dair
 CEZA ve Rap
 Töremeyesiceler...
 tahammül
 köy
 eskimiş bir dosta
 J.J.ROUSSEAU ve EMİLE
 Berat Kandili
 Keşke hiç yaşamasalardı!..
 Dilemma
 SANAT'IN TARİHİ
 TNT'ye Kafa Atmak
 4 ağustos

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Mihri Belli: Hiçbir zaman bağnaz Stalinci olmadım
Tarih: 23.03.2006 Saat: 01:58 Gönderen: karakutu
 


Türkiye'nin en eski komünistlerinden, TKP Merkez Komitesi üyesi Mihri Belli 90 yıla sığan anılarını anlattı. Bu anılarda hücreler, cezaevleri, sürgünler, sol mücadele, Yunanistan'da gerilla savaşı, 1968'ler, Deniz'ler ve daha nice nice insan ve olay var...


Mihri Belli Türkiye'nin yaşayan en eski birkaç komünistinden, daha hoşlandığı deyimle, Marksist-Leninistinden biri. Daha 1940'larda Türkiye Komünist Partisi (TKP) Merkez Komitesi üyesi. Cumhuriyet tarihinin bir başka cepheden canlı tanığı. Bu tarih içinde sosyalist olmanın bedelini ödeyen biri: Hücreler, işkenceler ve yıllarca süren mahpusluk... II. Dünya Savaşı bitiminde Yunanistan'da gerilla hareketine katılma... Yaralanma...



12 Eylül'ün hemen öncesinde kendisine yönelik suikast girişimi...

Mihri Belli geçen hafta 90 yaşını devirdi. Arkadaşları, ona bir kutlama gecesi düzenledi. Kutlamaya hayat arkadaşı, onun gibi komünist 80 yaşındaki Sevim Belli (Tarı) ile geldi.
Belli çifti Göztepe'de bir binanın 14'üncü katında oturuyor. Evleri son derece mütevazı. Duvarda yakın tanıdıklardan hediye, iddiasız birkaç tablo. Halbuki Türkiye'nin ünlü ressamlarından birçoğuyla yakın arkadaştılar. Evde mobilya olarak fazla bir şey yok. En dikkat çeken mobilya, basit bir çalışma masası. Sanki bir işçi evi. Yaşam tarzlarının bilinçli bir seçim olduğu her haliyle fark ediliyor. Sınıf kökenlerini inkâr etmenin bütün işaretleri evlerine yansımış.

Halbuki Sevim Belli, eski emniyet müdürlerinden İsmail Hakkı Bey'in kızı. Rizeli ünlü armatör Rıza Kalkavan dedesi (Annesinin babası). Çocukluğu Beylerbeyi'nde ünlü Nâzım Kalkavan yalısında geçmiş. Tıp fakültesini bitirmiş, sonra Amerika'ya gitmiş, Paris'te yaşamış. Nâzım Hikmet'le Berlin'de tanışmış. TKP'nin kuryeliğini yapmış. Yakalanmış, emniyetin soğuk hücreleriyle tanışmış. Mihri Belli'nin babası Mahmud Hayrettin ise hukukçu; ağır ceza reisliği yapmış.

Bu röportaja Sevim hanımı dahil edemedik. Ama o hatırlatmalarıyla Mihri beye ve bize yardımcı olmaktan geri durmadı.


Kurtuluş Savaşı sonrasında babanız sizi Edirne'de "Alliance İsrailite"e, yani Yahudi okuluna gönderiyor...
Babam Trakya Müdafaai Hukuk Cemiyeti'nin, yani Kuvayı Milliye'nin genel sekreteriydi. Başkan da, daha sonra Edirne mebusu olacak Deli Şeref'ti. (Son Osmanlı Meclisi'nde Misakı Milli'yi okuyup kabul ettiren kişi.) Babam kurtuluştan sonra Çatalca mebusu oldu. 28 yaşındaydı. Yaşını büyüterek seçilmişti. Deli Şeref ünlü heykeltıraş İlhan Koman'ın dedesi.

İlhan Koman'la ilişkiniz nasıldı?
İlhan benden küçüktü. Bize çok yakın oturuyorlardı. Çocukken dört-beş yaş fark önemli. Ama sonradan kafadar ve yakın dost olduk. İsveç'te bir süre onun gemisinde kaldım. Sesi çok güzeldi, lisedeyken kız muallim mektebine götürüp şarkı söyletirlerdi.

Kentin ileri gelenleri çocuklarını Yahudi okuluna mı gönderiyorlardı?

Babam beni Yahudi okuluna gönderdikten sonra sosyete de çocuklarını göndermeye başladı. Fransızca öğreten en iyi okuldu.

1940'ların sonlarında Turancılarla aynı cezaevinde yattınız... Reha Oğuz Türkkan tahliye olduktan sonra, komünist olduğunuz halde cezaevinde sizi ziyaret ediyor ve Amerika için tavsiye mektubu istiyor. Verdiniz mi peki?

Verdim. Manhattan'da İrlandalı arkadaşlar vardı, onların adresini verdim.


"Aybar çok çizgi değiştiriyordu"

Sovyetler'de cumhurbaşkanlığı yapmış Zeki Velidi Togan da cezaevindeydi... Onun anılarını dinlediniz mi?

Dinlerdim. Togan Stalin'le birlikte çalışmıştı. Daha sonra Stalin onunla çalışmış olmasından dolayı eleştirilmişti. O da "Adamımız yoktu, ne yapalım" demişti.

Size göre faşist miydi? Turancılara faşist diyorsunuz...

Değildi ama kendine göre Almancıydı.

Siz komünist olarak cezaevinde yatıyorsunuz ama bakanlık, başbakanlık yapmış Celal Bayar size mesaj gönderiyor, "Mücadelenizi takdir ediyoruz, iyi günler gelecektir..." diyor mesajında.
Yeğeni Mihrizafer'le gönderdi. DP önce soldan muhalefet yapacaktı. 1946'da Mehmet Ali Aybar'ı aday yaptılar. Adnan Cemgil'e de adaylık teklif ettiler. Ancak o kabul etmedi.

Mehmet Ali Aybar, Zeki Baştımar'a başvuruyor ve Abidin Dino size geliyor. Fransa'ya gidecekler, sizden tavsiye mektubu istiyorlar. Siz engel oluyorsunuz, verdirmiyorsunuz. Neden?

O yalnız kendisi için değil, birlikte götüreceği iki aydın için de tavsiye mektubu istiyordu. Onlara kefil olamazdık. Aybar çok çizgi değiştiriyordu. 1951'de bağnaz Stalinciydi. Daha sonra 1917 Ekim Devrimi'ni bile reddetti. Ben hiçbir zaman bağnaz Stalinci olmadım. Çekoslovakya'da bir toplantıda her konuşan, "Stalin der ki..." diye başlıyordu sözlerine ve arkasından bir alkış kopuyordu, herkes ayağa kalkıp "Stalin... Stalin... Stalin..." diye bağırıyordu. Ben de alkışladım ama bağırmadım.

Abidin Dino'ya da kefil olmadınız...

Abidin Dino'yla kolejde Türkçe dersinde aynı sınıftaydık. Hep el resmi yapardı. Desenleri güzeldir ama tabloları o kadar iyi değildir. Benim ressamlığım da var biliyorsunuz.


"Nâzım dozu kaçırmıştı"

Bir de Can Yücel'in sizin önünüzde ve sonra da Sevim Belli'nin önünde diz çökmesi var...

"TİP nereye gidiyor?" diye bir yazı yazdım. Can "Ben, bunu TİP kongresinde kalın sesimle öyle bir okurum ki, çok etkili olur" dedi. Böylece ayrıldık. Ancak, kongrede hava çok farklı esince okumadı. Tiyatrocular çevresiyle sıkı fıkıydı. Onların etkisiyle bizden uzaklaştı. Aradan yıllar geçti, Dev-Genç'in şahlanış yıllarına geldik. Bir gece yarısı saat 01.00'e doğru Patriot Hayati ve Mehmet Kemal'le evimize geldi. Ona karşı yüzünü asan Sevim'in önüne gitti ve diz çökerek, "Harcama beni Sevim" dedi. (Burada söze giren Sevim Belli, "Can Yücel'i severim ama zikzakları vardı. Bütün şairler gibi heyecanlıydı" dedi.)

Ünlü İslam tarihçisi Abdülbaki Gölpınarlı'yla da birlikte yattınız, o solcu muydu?

Biraz solculuğu vardı. Eski kültürü savunuyordu ama çelişki içindeydi. Divan edebiyatını tümüyle reddediyordu. Bizim İlerici Gençler Birliği'nin kuruluş bildirisini okumaktan getirmişlerdi. Benim için "Mürşidim" derdi. Beraat etti. Hasan Âli Yücel bakandı, önce onu iyice azarladı, sonra eski işine aldı.

Nâzım Hikmet'in Moskova'ya kaçtıktan sonra yaptığı konuşma sizi büyük hayal kırıklığına uğratmış...
Benim çok samimi bir arkadaşım vardı: Rıfkı. Sonra general oldu. Rıfkı, Nâzım'ın şiirlerini okurdu. Moskova'ya kaçtıktan sonra, Bizim Radyo sürekli onun Stalin için söylediği, "Gözlerimin nuru odur", "Babamız Stalin" sözlerini yayınlıyordu. Rıfkı bunları duyunca küfretti. Nâzım, Rıfkı gibi birinin küfredeceği bir konuşma yapmamalıydı. Stalin'i putlaştırmada dozu kaçırmıştı.

Ama siz de Stalin'den daha çok Troçki'den hoşlanmıyorsunuz. Stalin'le solda "adama tapınmacılık" yerleşmedi mi?

Tapar görünüyorlardı... Ben Yunanistan'da yaralandığımda Kremlin hastanesinde yattım. Bir bakana arka, bana en büyük ön odayı verdiler. Ön safta çarpışan insan daha itibarlıydı.

Sonuçta Troçki haklı çıkmadı mı, Sovyetler yıkıldı...
Haklı çıkmadı. Troçki daha demokrat değildi, daha şiddetten yanaydı.


"Biz silah kullanmadık"

Tek partili sistem yanlış mıydı?

Yanlıştı. Tek parti ancak bir dönem için gerekli. Örneğin Birinci Meclis'te muhalefet devam etseydi, Mustafa Kemal cumhuriyeti kuramazdı.

TKP, 1960'lar, 70'ler... 100 binlerce insan yürüyor 1 Mayıs'larda. Bu kadar destekten sonra nereye gitti bu insanlar?

Gerileme var... Bir kısmı benim 90'ıncı yaşım için yapılan kutlamadaydı.


"Salon sosyalistleri" diye siz de çok eleştirdiniz. Şimdi gerçekten bir salona toplanacak kadar sosyalist kaldı...
Bütün sosyalistler geldi mi ki oraya?


Solun silahlı mücadeleye geçmesi yanlış değil miydi?

Değildi. Biz silah kullanmadık. Ama 20'ye yakın gencimizi öldürdüler. Gençleri silahlı çatışmaya ittiler.

Sol bu oyuna gelmemeliydi.
Ne yapacaksın? Kendini savunacaksın...

Olay savunmayla kalmadı ki! Bankalar soyuldu, başkonsolos kaçırıldı...
Hata merkezi bir savunma sistemi kurmamaktı. Biz kalktık, her fakülte kendisini savunsun dedik. Nereden silah bulacaklardı? Mafyadan. Mafya kimin denetiminde? Polisin. Bu hatayla, bölünmek için ortam hazırladık. 1969'da Yargıtay oybirliğiyle karar verdi, "Milli Demokratik Devrim suç değildir" diye. Biz derhal partiyi kuracaktık. Kurmadık, hataydı.


Mihri Belli anlatıyor

Mihri Belli'nin "İnsanlar Tanıdım" adlı anı kitabından...
TKP Genel Sekreteri Bilen'in yalancılığı
(İsmail Bilen, 1902 Rize'de doğdu, 1983'te Berlin'de öldü. 1922 yılında TKP'ye üye oldu. 1973-1983 yılları arasında partinin genel sekreterliğini yaptı 1933'te Türkiye'den ayrıldı ve bir daha dönmedi.)
İsmail çok yalan söylüyordu. Hayallere sığınmıştı. Mitomani hastalığına tutulmuştu.
Bir gün kendisine, "İspanya İç Savaşı'na her ülkeden gönüllü katıldı, ama bizden katılmadı, neden?" diye sormuştum.
"Yaramı deştin" dedi, "Tam 80 pırıl pırıl genç işçi, İstanbul'dan yola çıktı. Onları ben uğurladım. Akdeniz açıklarında İngilizler motoru batırdı."
Böyle bir olayı ilk kez duyuyordum. Türkiye'de kimse böyle bir faciadan söz etmemişti. "Bizde şehitlere saygı ne gezer!" dedi.
İçim rahatladı. Reşat'a (merkez komite üyesi) sordum. "Öyle bir şey yok, İsmail'in muhayyilesi geniştir" dedi. Şefik Hüsnü'ye de (TKP Genel Sekreteri) sordum. O da, "İsmail kırk yalandır. Tek ayağının üstünde kırk yalan söyler" dedi.



"Yaşar'ın huyu"

Yaşar Kemal'le tanıştığımızda bana hangi romanını en çok sevdiğimi sordu. Akça Sazın Beyleri dedim. Romanın kahramanı feodal beyin Kozan'da yaşadığını, benimle tanışmayı çok istediğini söyledi. "Öyle biri benimle neden tanışmak istesin?" Şaşırdım.
Yaşar ayrıldıktan sonra eski arkadaşı Asım Akşar, "O Kozanlı bey hakkında söyledikleri yalandır. Yaşar'ın huyudur, böyle sebepsiz yalanlar söyler" dedi.
Bir gün karşılaştığımızda, "Mihriciğim, senin romanını yazıyorum" dedi.
- Ne biliyorsun benim hakkımda?
- Bütün materyali topladım, bir kâğıda dökmesi kaldı.
O zamana kadar yalnız Asım değil, başkaları da Yaşar Kemal'in o huyundan söz etmişlerdi bana. Şaka ediyordu besbelli.
Reşat Fuat'a da, "Senin romanını yazıyorum" demiş. Reşat buna inanıyor gibiydi. "Her karşılaştığımızda söylüyor. Hem niye durup dururken yalan söylesin" diyordu.


Deniz dağa çıkmak istiyor

Deniz Gezmiş savaşın gerekliliğini savunuyordu. Deniz'e, "Beni ikna et, birlikte dağa çıkalım" dedim. Ve sormaya başladım:
- Hangi hedefi vuracaksın?
- Mesela Amerikan üslerini.
- Hangi üssü?
- Mesela İncirlik'i.
- Kaç kişi toplayabilirsin?
- 50 kişi.
- İncirlik Üssü kaç kilometrekare biliyor musun? O 50 kişi orada nokta gibi kalır. Hem sen makasla elektrik cereyanı verilmiş teli kesmeyi biliyor musun?


Bilmiyordu.

- Canım biz de küçük karakollara saldırırız.
- İki asker öldür, kamuoyu sana karşı döner.
- O halde silahlı olarak dağda halkı bilinçlendiririz.
Ben Deniz'in İstanbul'da bir gecekondu semtine yerleşmesini istiyordum, ama olmadı.



Röportajı Yapan: NAKİ ÖZKAN
Milliyet Pazar

12/03/2006

 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Röportaj
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Röportaj:
Nobel Edebiyat Ödülü Nasıl Alınır ? Kriterleri Nelerdir ?


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 3.5
Toplam Oy: 8


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Nobel ödüllü Rus yazar öldü
Doris Lessing, Nobeli almaya gidemiyor
And the Nobel goes to...
Ölüm anksiyetesi ve edebiyat
Selim İleri: Edebiyat eserinde 'Gerçek' kişiler
Semih Gümüş: Ulusal ve halkçı edebiyat kaygıları
En İyi Yönetmen ödülü Ceylan’ın
Seven Bilge Ceylan’ın en iyi ödülü
En İyi Türk Belgeseli Ödülü "Beyrut'a Gittiğimi Anneme Söylemeyin"
Nasıl bir sosyalistsiniz?
Fazıl nasıl kurtulur?
Avni Özgürel: Osmanlı çözülmesi nasıl başladı?
Hak verilmez alınır
Nasıl Nobel alınır?
Nobel Edebiyat Ödülü Nasıl Alınır ? Kriterleri Nelerdir ?
Neci olalım?
Atatürk tango sever miydi?
Demedim Mi?
Masonluğun sırları nelerdir?

"Hiçbir zaman bağnaz Stalinci olmadım" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com RSS uyumludur RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke