Abdi İpekçi’yi öldürmüş, Papa’yı yaralamış ve
biri ölümlü iki de gasp yapmış Mehmet Ali Ağca’yı Mercedes
arabalarla
karşılayıp, bayraklar, çiçekler, kurbanlarla kutsama cesaretinin ardında ne var?
Acaba sadece katilseverlik mi?
* * *
Susurluk Çetesi’nin tüm önemli aktörlerinin
hapishaneye girişinde ve
çıkışında da aynı tür gösterilere rastlayabilirsiniz...
Ayak izleri devlete uzanan kanlı çetenin mensuplarına yönelik bu standart
karşılama merasimlerinde ortaya çıkan cüret, Kemal Yamak’ın
anılarıyla içyüzü
iyice ortaya çıkan Kontrgerilla ile ilgili...
Biliyorsunuz, 1952 yılında NATO’nun “Örtülü harekat konsepti”
çerçevesinde parlamentodan ve hükümetten gizli kurulan bu örgütün
parasını 1952
yılından 1974 yılına kadar ABD vermişti... Yıllık tutar bir milyon dolardı...
Devletin içinde yabancı bir ülkeden para alan silahlı bir örgüt...
Parlamentodan ve hükümetten habersiz oluşturulmuş illegal silahlı bir
örgütle
birlikte yaşadık ve kimse bunun hesabını sormadı. Hala da sormuyor...
* * *
“Egemenliğin ulusun” olduğu söylenen bir ülkede, parasını yabancı
devletten alan illegal
silahlı örgütlere izin verilmemesi gerektiğini hep yazdık
halbuki...
Örneğin, on beş yıl önce 23 Nisan 1991 yılında “Egemenlik ulusun peki
kontrgerilla kimin?” başlıklı yazıda şunları yazıyordum:
“Halbuki ‘egemenliğin ulusun’ olduğu bir ülkede, kolayından geçiştirilmeyecek
somut deliller var.
Bunlardan biri, Kara Kuvvetleri Komutanlığı tarafından yayınlandığı
belirtilen ‘Sahra
Talimatnamesi’ 3115.
Resmi talimatnamede ‘kontrgerilla’ savaş yöntemini uygulayan ‘Özel
Harp Dairesi’nin görevleri şöyle belirtiliyor:
‘Adam öldürme,
bombalama, silahlı soygunculuk, işkence, kötürüm bırakma, adam
kaçırmak suretiyle tedhiş ve olayları tahrik, misilleme ve rehinelerin
alıkonması, kundakçılık, sabotaj, propaganda ve yalan haber yayma, zorbalık,
şantaj.’
Ve talimatnamenin 9. maddesi aynen şöyle:
‘Gayri nizami kuvvetin yer altı unsurları, kaide olarak kanuni statüye
sahip değildir’
Türkiye Büyük Millet Meclisi ile yönetilen bir ülkede
‘kanuni statüye’
dahil edilmeyen ‘gizli çeteler’ olabiliyor. Ve bu resmi dokümanlara
yazılabiliyor.
23 Nisan’ın 72. yıldönümünde sormak gerek:
Anladık
‘egemenlik ulusun’, peki ya bu ‘kontrgerilla kimin?’
...”
* * *
Bu hayret verici tabloya, failleri ortaya çıkarılmayan olayları da ilave
edin.
Mehmet Ali Ağca, Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçırıldı. Türkeş anılarında
Ağca’yı “devletin” kaçırdığını söylemişti. Ağca bilmecesinin kilit
cümlesi budur. Bu cümlenin ardındaki gerçek ortaya
çıkmadı... Sadece bu mu?
1 Mayıs 1977 tarihindeki Taksim katliamının katilleri de ortaya çıkmadı...
Lockheed skandalında rüşvet alanların listesi de ortaya çıkmadı.
* * *
Mehmet Ali Ağca
ve benzerlerinin dosyaları geriye doğru açıldıkça karşınıza
hep kontrgerilla çıkacak...
Mehmet Ali Ağca’nın yakalanmasını sağlayan dönemin İçişleri Bakanı Hasan
Fehmi Güneş, sorgulamada sonuca yaklaştığı sırada, o
zamanki İstanbul
Sıkıyönetim Komutanlığı’nın sorgulamayı keserek Ağca’yı devraldığını
açıklamıştı...
Kısacası gizli ve saklı hiçbir şey yok, herşey belli artık eksik olan bunu
sorgulayacak olan siyasal ve
hukuksal irade...
* * *
Üstelik bir de olay eder gibi katilseverlik tüm arsızlığı ve yüzsüzlüğüyle
gösteri yapmak için sokağa iniyor...
Filmi geriye doğru sarınca bunun sıradan bir katilseverlik
olmadığını
görüyorsunuz...
Kontgerilla kültürü, Türkiye’de “katilseverlik ile vatanseverlik”
arasındaki çizgiyi kaldırmaya gayret etti...
En azından bir kesimde bu amacına ulaştığını da
“katillerin üstüne gül
yaprağı” dökenleri izlerken görüyoruz.
Gazetem.net
16 /01/2006