Bayramlar geçip giden yılların değişmez istasyonları; öyle gibi geliyor
insanlara...
Torunlarım da dahil, değişik çevrelerin gençleriyle konuştuğumda; nereye
gittiğini hiç merak etmedikleri bir trenin, yeni yolcuları olarak görünüyorlar
gözüme...
Kimi,
bulunduğu kompartımandan ibaret olduğunu sanıyor tüm katarın; kimi,
trenin, yolcuları yanlış yerlere götürdüğüne ve makinistleri değiştirmek
gerektiğine inanıyor; kimi de, boş veriyor bindiği kompartımana
da, trenin
nereye gittiğine de...
* * *
Bayramlar, geçip giden yılların değişmez istasyonları gibi görünseler de; acaba
gerçekten öyleler mi?
Yaşlıların
anlattığı eski bayramlar, neden hiç benzemiyor ki, bugünkülere?
Neden hiç benzemiyor ki, neden hiç benzemiyor ki, neden hiç benzemiyor ki?
* * *
Türkiye'nin genciyle, ihtiyarıyla, üniversitesiyle, politikacısıyla,
bürokratıyla, militeriyle, yoksuluyla, zenginiyle içinde bulunduğu
kompartımanda; hiç merak edilmeyen, yahut en az merak
edilen bir soru bu...
Bugünkü bayramlar neden hiç benzemiyor ki, eski bayramlara?
Neden hiç benzemiyor ki, neden hiç benzemiyor ki, neden hiç benzemiyor ki?..
* * *
Tren katarının vagonlarıyla kompartımanlarında başka ülkeler, başka toplumlar,
başka devletler de var...
Onlar da çoğunlukla oturdukları kompartımanlardan ibaret sanıyorlar tren
katarını ve tren, yüzyılları geride bıraka bıraka gidiyor..
* * *
İnsan beyni, içinde bulunduğu kompartımandaki buzlanmışlıklardan arındığında;
kimseyle rahatça paylaşamasa
bile, öylesine tadını çıkarır ki, en çok 4 bin 500
hafta süren o tren yolculuğunun...
Bunun da şifresi; milyonlarca, hatta milyarlarca insanın sürünüp, boş yere
birbirini
öldürmesine neden olan politik demagojilerin, gözlerden saklayıp
durduğu egemenlik hırslarına; hangi ekonomik kaynakların usulca dudaklarını
uzattığını merak etmekte saklı...
* * *
Vatan'da Selahattin Duman'ın, ayrıntılarını uzun uzun açıkladığı Ali Kemal olayı
ile Sakallı Nurettin Paşa'nın egemenlik hırsı ve İzmir'in nasıl yakıldığı
gerçeği; vazgeçtik okulları,
üniversitelerde dahi hiç didiklendi mi?
Türkiye'nin içinde bulunduğu tren kompartımanında, en yakın geçmişin dahi
saydamlaşmasını istemeyenler kimler acaba ve neden istemiyorlar
saydamlaşmasını?
Genç kuşaklar da, beyinsel bir buzlanmışlıktan kurtulamasınlar ve Uzay Çağı ile
buluşamasınlar diye mi?
* * *
Bizim kompartımanda en konuşulmayan
konulardan biri de şu:
- Ekonomi de; tıpkı fizik bilimi, kimya bilimi, biyoloji bilimi gibi, insan
iradesinin limitleri dışında "müspet bir bilim" olmaya doğru gidiyor mu,
gitmiyor mu?
"Ulusal
çıkarlar" edebiyatı yanında, böylesi bir sorunun projektörü
yakılmadığında; genç kuşaklar da, yerçekimsiz bir çalkantı içinde bulabilirler
kendilerini; yazık değil mi?
* * *
Tren katarı gidiyor...
Çarşamba akşamı CNN-Türk'te, Hüseyin Yılmaz'ın, çeşitli bastonlar üretmeyi
sürdüren Beykozlu Erol usta ile bir
röportajı vardı.
Vaktiyle dedem Tatar Hasan Paşa'nın da, babam Halit Bey'in de, çeşit çeşit
bastonları vardı. Gümüş saplı olanları, gül ağacından olanları, bazılarının
içinden bir
şemsiyenin, yahut ince bir kılıcın çıktığı bastonlar...
Toulouse-Lautrec'in bastonunun sapı, aynı zamanda nikelajlı demirden uzunca bir
konyak matarasıydı. Bastonundan çıkarıp sık sık içerdi.
Ne
oldu o bastonlara, neden bastonla dolaşma fiyakası kayboldu?
* * *
Tren katarı gidiyor...
Yine çarşamba akşamı NTV'de, adını yakalayamadığım genç bir hanım gazeteci,
İsrail İşçi Partisi Başkanı Şimon Perez ile konuşuyordu. Perez, teröristlere
karşı hazırlanmakta olan ve giyenleri "süpermen" yapan yeni askeri giysilerle,
gözetlemeleri genişletecek ve her yere
toz halinde serpilebilecek, elektronik
bir çeşit kameralardan söz ediyordu...
Ve biz de, bir yandan 5 milyar dolarlık modern savaş uçakları alıyor, bir yandan
sosyal güvenlik sorunlarındaki kara
delikleri tartışıyorduk...
* * *
Tren katarı gidiyordu...
Ekonomi "müspet bilim" haline geliyor muydu, gelmiyor muydu?
"Politika" "bilim"le
çatışıyor muydu, çatışmıyor muydu?
Evrenselleşen bir saydamlaşma, engellenebilir miydi, engellenemez miydi?
"Ulus devlet" modeli aşılıyor muydu, aşılmıyor muydu?
Ve tren katarını,
oturdukları kompartımanlardan ibaret sananlar, geçimlerini ve
yaşam düzeylerini hangi kaynaklardan nasıl sağlıyorlardı?
Buzlanmış beyinlere ısı yayan yazılar, kimleri neden bu kadar kızdırıyordu?
* * *
Tabularla dogmaları da, tırnak ucuyla hafif hafif kaşımak, 21. yüzyıl
bayramlarının güzel bir eğlencesi... Darısı genç kuşakların başına...
Milliyet
04/11/2005