Ölümünün ardından AKM'de düzenlenen "anma" törenine ve Teşvikiye Camii'nde
kılınan "cenaze" namazına gösterilen ilgi, 1954'ten beri
tanıdığım Attilâ
İlhan'ın ne kadar sevilen bir şair ve yazar olduğunu hemen herkese kanıtladı.
Türk kamuoyu, dilerim bundan böyle, yazın ve düşünce adamlarımıza ölümlerinden
önce de, sonra da aynı ölçüde vefa gösterir,
değerlerini takdir etmeyi başarır.
Şiirlerini herkes sevmiştir
Şairliğini hemen hemen söz konusu etmeyeceğim. Bu nokta üzerinde tam bir fikir
birliği olduğuna inanıyorum.
Attilâ İlhan'ın romantik-patetik,
melankolik ve yer yer teatral olmaktan
kaçınmayan şiiri "saat yirmibir demesin için çöl / gözlerimi mumlar gibi
söndürüyorum / sarhoşlar gitti onsekiz gitti / istinye'de gemiciler
kahvesindeyim / avuçlarımda kuru kafa işareti", "ömrümüzü
bir suç gibi
ayarlamadık mı / ağır bir hüküm giyer gibi öleceğiz" ya da "göğsüne yeşil
mürekkeple margot'nun gözleri oyulmuş / her gittiği yere bir tutam sigarillo
dumanı götürecek / margot'nun paletinden bir siyah götürecek kusuk siyah
/
kendine geceler boyamak için izmir'de istanbul'da / nasıl yapıyor bilmiyorum bir
türlü aklım almıyor / beyoğlu'ndan st. placide'e çıkıyor basmâne'den passya'e /
izmir'de 15945'den soruyorsunuz gitti diyorlar / istanbul'da siyasi polis
bile
adresini bulamamış" ya da şu dizeler "sanki sokaklarda ittihatçı namluları /
sanki geceyi sehpâlar ayakta tutuyor / bu giden gemi sinop sürgünlerini götürür
/ bu kanan kapı dövülecek olanın arkasından / sen ise çoktan kurşuna
dizilmişsin
/ nedendir bilmezsin", her kuşaktan, her yaştan insan tarafından sevilmiştir.
Fikirleri tartışılabilir
Ben, Attilâ'nın fikir adamlığı üzerine vurgu yapmak istiyorum.
1950'li yıllardan
itibaren Sosyal Realizm adı altında yazınsal/düşünsel bir
kuram geliştirmeye çalışan Attilâ İlhan antikapitalist, antiemperyalist ve
sadece yazınsal bağlamda, sınırlı bir antimodernist çerçeve oluşturdu.
Doğruluğu yanlışlığı
tartışılabilir, tartışılacaktır, o ayrı konu ama Attilâ bu
üç ana doğrultuyu son nefesine kadar korudu. Küresel emperyalizmin
ideolojik/politik saldırısına karşı son yıllarda giriştiği mücadele, onu ister
istemez, milliyetçi söyleme yanaştırdı.
Polemiklerdeki ve eleştirilerindeki
enternasyonalist ton kaybının doğal sonucu sayılabilecek bu milliyetçilik, onu,
özellikle AB karşısında izlenen dış, aynı zamanda ekonomik politika dolayısıyla
onuru kırılan toplum kesimlerinde bir idol,
tartışılmaz bir kanaat önderi haline
getirdi.
Kuşkusuz Attilâ İlhan'ın bir kültürel/siyasal figür olarak yükselişinde
şairliğinin yanı sıra yakın siyasi tarihimizle ilgili yapıtlar üreten
romancılığının rolünün olduğunu da belirtmek
gerekir. Yazıyı, Tutuklunun
Günlüğü'ne motto yaptığı Nef'i'nin dizesiyle bitireyim:
"Bir âh ile bu âlemi viran ederim ben"
Milliyet
14/10/2005