Türkiye için büyük bir yüz karası olan 6-7 Eylül olaylarının üzerindeki "sır
perdesi" tam elli yıl sonra kamuoyuna yansır
bir biçimde kalktı... Kendi
vatandaşının evini barkını yağmalatan iradenin bir devlet operasyonundan
kaynaklandığı ve bu skandalda başrolü oynayanların daha sonraları devlette
önemli pozisyonlar elde ettiği belgelendi.
Yüzleri kızarmadan tahrikçilerin ardından giden yağmacı çapulcular "neyin
figüranı" olduklarının farkında değildiler.
* * *
Bu yıl sadece 6-7 Eylül olaylarının ellinci yılına denk gelmedi, bir başka
ayıbın, 12 Eylül darbesinin de 25. yılına rastladı.
50 yıl önce devlet orkestrasyonu ile yağmacılık yapılan bir ülkede, ardı ardına
askeri darbelerin yapılması da normal sayılmalı...
Vahim olan, 12 Eylül'ü
amaçlayanların onca genç insanın ölümlerine
aldırmaması... Nitekim, Kenan Evren'in gerçek bir hukuk devletinde "savcı
iddianamesine" dönüştürülecek olan anıları bu süreci tüm detayları ile anlatır.
11 Eylül günü doruğa çıkmış olan
cinayet silsilesi, bir gün sonra diner. Üstelik
sınırların korunduğu iddiasına rağmen, o kadar silahın Türkiye'ye nasıl girdiği
hiçbir zaman araştırılmaz.
12 Eylül'de "birbirlerini vuranlar" hiçbir zaman neyin figüranı olduklarını
düşünmediler...
İçerde "terör" bahanesi, askeri darbe marifetiyle, hiçbir avantajımızı
kullanmadan ve sorunlarımızı çözmeden Yunanistan'ın NATO'nun askeri kanadına
sorgusuz sualsiz dönüşünü sağladı.
İçerden bakınca darbenin görünürdeki amacı, gizli eller tarafından kışkırtılan
kanlı karmaşanın durdurulmasıydı ama asıl amaç büyük bir ihtimalle Yunanistan'ın
NATO'nun askeri kanadına geri dönüşünü sağlamaktı... Bunu
darbeye yaptırttılar.
Darbenin yolunu da cinayetlerle açtılar.
O sırada ölen, birbirini öldüren gencecik insanlar "hangi oyunun içinde rol
aldıklarını" hiçbir zaman kendilerine sormadılar.
Türkiye "iç dinamikleri"
zayıf bir ülkedir. Geçmişteki çalkantılar,
kendiliğinden ortaya çıkan sosyal bunalımlara değil, iç ve dış sinsi hesapların
kışkırtmasına dayanır... Olan bunun figüranlığına soyunanlara olur...
* * *
Şimdi de benzer
bir oyunu sahneye koymak isteyenler var...
AB üyeliği ihtimalinden son derece rahatsız olan "devletin içindeki bir kesim",
PKK ve DEHAP tarikiyle ve onlarla dayanışarak, Türkiye'yi çok tehlikeli bir
çatışmanın içine atmak
arzusunda... Yarının bugüne benzemeyeceğini bilen gözleri
dönmüş "pozisyon müptelası" bir grup, yanmış, yıkılmış, harap olmuş bir
Türkiye'ye bile kendilerinin egemen duruşları değişmesin diye razı.
Türkiye'de devletin
içinden yeşil ışık yakılmadan başlamış bir çalkantı var mı?
"Var" diyenler, gazetelerde tefrika edilen 6-7 Eylül olaylarının perde
arkasından başlayarak, geriye doğru Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin "Susurluk
Komisyon Raporu"nu ve
Kenan Evren'in anılarını okusun...
* * *
Türk ve Kürt çocuklarının ölümleri üzerinden kendine sandalye arayan "derin
devlet" ile gözü kararmış "Kürt siyasetçi" koalisyonunun kanlı tezgahı, neyse ki
bu sefer bu
"provokasyonun" farkında olduğumuz için kolayından yürüyemiyor.
"Derin devlet", PKK ve DEHAP dayanışması tekliyor...
* * *
Türkiye'de siyaset adı altında bir avuç profesyonelin "iktidar kavgası"
yaptığını en iyi anlatan belge Birleşmiş Milletler'in "İnsani Kalkınma Raporu"
...
Türkiye, bu raporda 177 ülke arasında, 96. sırada... "Kişilere tapınma" peşinde
siyaset yapanlar ile devleti tabulaştırarak kendi durumlarını
sağlamlaştırmak
isteyenlerin hiç aldırmadığı bir hezimet göstergesi bu...
Bu ülkede 28 milyon insan günde beş buçuk milyon liranın altında bir para ile
geçiniyorsa, Türk milliyetçisi olsan ne olur, Kürt milliyetçisi olsan ne
olur?
Bu insanların durumu mu düzelir? Son ırkçı tırmanışın figüranı olanlar iyi
düşünmeli...
Kanlı bir tezgahın oyuncağı olmak, sizin, ırkdaşlarınızın, toplumunuzun yaşam
kalitesini düzeltir mi? Ölmek yerine "daha iyi
yaşama"nın toplumsal şartlarını
oluşturmak zor Türkiye'de. Ama asıl ihtiyaç buna... İnsanı insan gibi yaşatacak
şartların oluşturulmasına...
Yoksa linçlere ve cinayetlere
değil.
Gazetem.net
13/09/2005