Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 235 Üye Adayı ve 9 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Rasim Özdenören: Çölde bir yalnız Âdem
Tarih: 11.08.2005 Saat: 11:12 Gönderen: karakutu
 

Onun gibi belki daha sekiz on kişi vardı orada. Birbirilerini tanıyorlar mıydı, bilemiyoruz. Hepsi değilse de, birkaçı birbirini tanıyor olabilir. Önemli olan bu değil, önemli olan, onlardan her birinin kendini tanıyor olması. Onlar cahillik alışkanlıklarının çoğuna bulaşmamış olarak duruyor. Deve dikenleri, taşlar, kum tanecikleri onlara "hanif!" diye fısıldıyor, bu fısıltıyı işitiyorlar, kulak kabartıyorlar ve..

Çöl.. bu kelimenin anlamına nüfuz edilmesini diliyorum. Bu kelime, gündüz, her tarafından isin, buharın, serabın, tütsünün belirdiği, sıcağın kavurduğu, taşların her birinin bir ateş parçası haline geldiği, insanın cihetsizleştiği, gideceği yeri bilemediği ve orada niçin bulunduğunu unutarak şaşkınlaştığı yerin adıdır. Gündüz ne denli sıcak ve kavurucuysa, gece de o denli serin ve üşütücüdür. Ne ki, gök avuçlarınızın içinde durur. Elinizi uzatsanız tutacağınız yıldızlar insana bir kulaçlık mesafededir. Çölde, bir gece, bir tek gece geçirmek, bir insanın bilge olmasına yeter. İnsanın dili orada açılır. Orada kekemelik kalkar. Orada hatiplik başlar. Selâset başlar.



Çölde bir gece geçirmek demek, insanın kendine dönmesi, kendini tanımaya başlaması demektir. Orada yalnızsın. Orada, başkalarıyla olsan da yalnızsın. Yıldızlardan hangisini gözüne kestiriyorsan oraya kadar uzanıp geceyi orada geçirmen mümkündür. O yıldız ki, çöl ufkunda parıldamaktadır, hem de bir maytap gibi pıtırcıklı sesler çıkartarak seni kendisine davet etmektedir. İşte o davete icabet ederek o yıldıza kadar uzanıyor ve çöl gecesini orada geçirmeye karar veriyorsun. O yıldızın, çöl ufkunda seçilen parıltılı görüntüsüne rağmen, biliyorsun ki, orası karanlıktır ve tam da gecenin sakin, yatıştırıcı bir gecenin geçirileceği yerdir. Oraya kadar uzanmakta ve geceyi orada geçirmekte beis yoktur.

Ah, adın Ebuzer miydi? Böyle kaç çöl gecesini kendini yıldızdan yıldıza vurarak ve tek ve bir olduğunu onadığın Allah'a yalvararak geçirdin? Kaç gecenin serinliğinde ve kaç gündüzün kavurucu sıcağında kendini yerden yere çaldın? Yalvardın. Kanlı gözyaşlarını akıtıp sevgini O'na doğru uzatmaya çalıştın. Ama bilisizliğini biliyordun. Bilisizliğini bilmek seni kahrediyordu. Keşke hiç bilmeyeydim, diye düşündüğün az mı oldu? Bilisizliğini bilmek ayrı, hiç bilmemek ayrı.. bunu fark ediyor ve kendini, çölün, ayaklarının altındaki kızgın taşlarına çalıyor, yalvarıyordun. Bağrını yumruklayarak yakarıyordun: "Tanrım, ben seni biliyorum. Sen varsın. Sen birsin. Ama bununla yetinemem ben.

Ben, sana tapınmak istiyorum. Bana bunun yolunu göster!" Bu, basit, yalın bir talep ve niyaz değildi. Bu niyazın içinde bir buyruk gizliydi. O buyruk, içinde gizlenmiş ve daha Âdem peygamber toprakla su arasındayken ona üflenmiş o ruh'un sana kadar uzanmış olan anlamında gizil olarak duruyordu ve sen o ruh'a bu buyruğu iletiyordun. Yalnızlığının nasıl da bilincindeydin. Nasıl da kimsesizdin. Kabilen, o talancı, o eşkıya kabilen o sırada senden ne kadar uzaktı ve sen ondan ne kadar uzak ve ona ne kadar yabancıydın! Dünya denen bu uzaklık ve yabancılık seni ömür boyu izleyecektir. İçten içe, üzülmeden, ama bunun açmazını, trajiğini hep yaşayarak bir ömür geçireceğini nasıl da biliyordun! Kardeşinin, Mekke'den getirdiği haber, daha doğrusu getirmeyi başaramadığı haber sana yetmişti ve sen işaret'i almıştın. Sevgiliye: "Essalamualeykum!" demeye can atıyordun. Bu, Müslümanca selamlaşmanın ilki olacaktı ve kıyamete değin bu selam veriş biçimi senin söylediğin üzere devam edip gidecekti. Sen, çölün, çöldeki kum taneciklerinin sana "hanif!" diye seslendiğini işitmiştin, o sese kulak kabartmıştın.. ve onun seni davet edeceği yeri bekliyordun.

İşte, muradına nail olmanın zamanı gelmişti. Kâbe'ye gitmek üzere davranmalıydın. Bundan sonraki hayatın çok daha meşakkatli geçecekti. Bundan sonra, bu yeryüzünde sana rahat yüzü gösterilmeyecekti. Sen, fıtraten cömerttin. Sen, yatsı vakti yanında olan bir çuval altını sabah vakti dağıtmış olurdun. Sen, ele avuca gelmezdin, gelmezsin. Sen, karşındaki kim olursa olsun, eğer ondan hesap sorulmak gerekiyorsa, onun yakasına yapışmaktan perva duymazdın. Medine'de evler iki kat yapıldığında, Halife'nin yakasına yapışmakta çekingenlik göstermedin. Ama hakkın ve adaletin ne olduğunu da biliyordun ve ondan aldığın cevaba boyun eğerek o beldeyi terk etmede de zerre kadar ürkeklik göstermedin. Biliyordun ki -bu sana yıllar önce bildirilmişti- senin bu dünyadan nasibin bir kâse süt olacaktır ve sen yalnız yaşadığın gibi, yalnız da ölecektin. İşte şimdi, sana bildirilen vadenin yettiğini sezinliyordun ve kendine verdiğin -veya yıllar önce sana O'nun tarafından yöneltilmiş olan- o buyruğa uyarak yeniden çöllerin gizli derinliklerine yöneldin. Orada kaç gün, kaç gece bekledin Allah bilir..

Dudakların susuzluktan kurumuştu. Oracıkta, toprak bir kâsede azıcık süt vardı. Sütle dudaklarını ıslattın, bir iki yudumcuk içebildin. Ve orada bulunan kızına sordun: "Bak bakalım, ufuklarda gelen giden, görünen var mı?" Ve kızın, gözleriyle ufukları tarayarak sana bildirdi: "Uzaklarda dört kişi görünüyor babacığım.." Yüzün, o, haksızlıklar karşısında kasırga gibi esen yüzün, tatlı bir tebessümle yumuşadı. Ve için, her zaman olduğu gibi haşyetle doldu: "Sadaka Resulullah!" dedin. Bu fani dünyada son bir kez daha Allah'ın Resulünü tasdik ediyordun. Bakışlarını kızına çevirmeye çalışarak yorgun, ama huzurlu bir sesle fısıldadın: "Onlar beni defnetmeye geliyor…"

 

Yenişafak
11/08/2005


 
İlgili Bağlantılar
· Daha fazla Deneme
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Deneme:
DOĞRULUK KAYGISI


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 4.93
Toplam Oy: 16


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

DOĞRULUK KAYGISI

"Çölde bir yalnız Âdem" | Hesap Aç/Yarat | 1 yorum | Tartışma Ara
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun

Re: Çölde bir yalnız Âdem (Puan: 1)
Gönderen: aparat Tarih: 15.08.2005 Saat: 23:51
(Kullanıcı Bilgisi | Mesaj Gönder)
bknz: kevir/ ali şeriati.


 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke