Londra metrosundaki patlamalardan sonra Blair'in İngiliz polisine 'vur emri'
vermesi güvenlik sorunundan çok öte anlamlar
taşıyor.
Savaştan önce Birleşmiş Milletleri devre dışı bırakan Blair, şimdi 'hukuk
düzenini' şehir güvenliği adına iptal ediyor.
Bu basit bir güvenlik olayı değil. İnsanlık çok zor günler yaşıyor. Sıradan bir
polisiye
tedbir hiç değil. Batı uygarlığının birkaç manyak tarafından
bitirilmekte olduğunu gösteriyor.
Bu vur emri, engizisyon günlerinde dahi yoktu, bu vur emri, Fransız İhtilali,
seçim, anayasasının, hayata geçirilmesi ya da Ümit
Burnu'nun keşfi kadar derin
bir tarihi noktadır.
Bu vur emri, arkasında büyük, siyasi, sosyal, hukuki sarsıntılar bırakacak ve
bir uygarlık artık kökünden tartışılacak.
Batının uygarlık kurumları, yani, akademileri,
gazeteleri bu vur emrini nasıl
tölere edecek, hep birlikte izleyeceğiz.
Muhtemelen şöyle sağlam bahaneler bulacaklar: 'Irak'taki sıcak savaş dolayısıyla
geçici önlemler', 'dünyayı saran olağanüstü terör olayları nedeniyle
alınmış ara
önlemler', 'savaşın şehirlere yayılmasını önlemek için alınmış acil önlemler'...
Yani, batının uygarlık kurumları, yakın gelecekte buna benzer başlık ve
açıklamalarla batı uygarlığının düştüğü bu kepazelik ve
insanlık dışı durumu
geçiştirmeye çalışacak.
Çünkü Blair'in sokak ortasında gördüğün karakafalıyı sorgulamadan, anlamadan vur
emrini vermesi, batıyı oluşturan son beşyüzyıl içinde en büyük siyasi
olaydır.
Şehirlerimizi uygarlık anlayışımızla oluşturduk, şehirlerimizi bu saatten sonra,
Müslüman, zenci, mülteci, karakafalı, Hıristiyan, bizimkiler gibi güvenlik
kuşaklarına ayıramayız. İnsan ve birey haklarını, batılı, kalkınmış,
bizden,
Hıristiyan, Avrupa ve Amerika doğumlu olanların haklarına dönüştüremeyiz.
Siz, doğulular ya da batılılar, sizler Bushlar ya da Japonlar, sokak ortasında
insanları vuramazsınız... Güvenlik tedbiri deyip hiçbir insanı,
yaşı, cinsi,
mezhebi, ülkesi kim olursa olsun öldürme hakkına sahip değilsiniz...
Şimdi, Blair'in bu güvenlik tedbirlerine sulanan Ruslar sokak ortasında
Çeçenler'i, Mısırlılar sokak ortasında Müslüman kardeşleri, Türk polisi
sokak
ortasında PKK sempatizanı şüphesiyle çatır çatır adam öldürmeye başlarsa,
insanlığın hali ne olur?
Böyle bir hakkı kimse eline geçiremez. Kullanamaz. Böyle delirmiş, gaddarlaşmış
bir hakkı kullanmak isteyen
devletlere, şehirlere, polislere, askerlere karşı
tüm dünya ayağa kalkmalı...
Burada sağcılık solculuk, ilericilik gericilik yoktur, olamaz, doğuculuk
batıcılık, Müslümanlık, Hıristiyanlık yoktur, olamaz, hepimiz aynı şehirlerin
çocuklarıyız. Şehirlerimizde herkes huzur ve güven içinde yaşayabilmeli. Benim
ülkemde, İngiltere'den gelip yeleşenlerle İran'dan gelenler, benden daha huzurlu
ve kendini güvende hissetmeli. Uygarlık budur. Blair'in bu gaddar kararını,
dünyanın ilk büyük uygarlık şehirleri olan kadim Kahire'de, Bağdat'ta, Şam'da,
Kudüs'te, İstanbul'da tarihleri boyunca bulamazsınız...
Ama, batı, henüz değerleriyle kurulmadan kendi şehirlerini iptal
ediyor...
Şüphesiz batıyı insanlık dışı bu rezil kepaze durumlara düşüren yine kendileri.
Terör, savaşlar, işgaller karşısında ısrarla ikiyüzlü, kalleş, ajanlı, çifte
standartlı siyasetlerinin sonucu bu maskaralığa
düştüler. Ve beşyüz yılda
milyonlarca bilim/ hukuk adamının çabasıyla inşa ettikleri insan ve birey
haklarını, yine kendileri paramparça ediyor...
Blair'in bu kararı güvenlik tedbiri değil, insanlık için yeni bir felaket, bir
büyük
manyaklıkl. Bu manyaklığa karşı insanoğlunun vicdan kurumları, ahlak
kurumları, akademileri, gazeteleri, yazarları sessiz kalamaz.
Bizler, batının emperyalist işgallerine ve zavallı ülkelerin madenlerini
soymasına karşı
yüzlerce yıldır savaş veriyoruz. Ancak, batının bugün bizi
şehirlerde kardeşçe yaşatan insan ve birey hakları, artık, hepimizin dünyanın en
yüce değerleridir.
İnsan ve birey haklarını 'çifte standart' ölçüler içinde kullananlar
bugün bir
uygarlığın sonunu getirmekte, kendi medeniyetlerini baltalarla parçalamakta!..
Ne edip edip, batı uygarlığının insanlığa bir armağanı olan birey ve insan
haklarını bu savaş manyaklarının elinden
almalıyız...
Blair'in vur emri kararıyla gördük ki, mağdurları, mazlumları, silahsızları,
çocukları öldüren katillerin 'hak' ölçüleri yoktur, olamaz... Eğer insanlık yeni
bir hak ve hukuk ölçüleri bulacaksa, bu değerleri artık,
çocukları, aileleri
öldürülen, ülkeleri işgal edilen 'mağdurların' çocukları inşa edecektir...
Şehirlerimiz 'adalet' bekliyor. Şehirlerimiz, ayrımcılık gayrımcılıkla tehdit
altında. Şehirlerimiz 'dünya' insanlık şehri olmaktan çıkıp,
Arap, Müslüman,
zenci, mülteci gibi güvenlik bölgelerine, yani, öldürülmelerinde sakınca olmayan
bölgelere dönüşüyor!..
Hatırlayacağım şey şudur, insanız ve şehirlerde hep birlikte yaşıyoruz...
Terör insanlığın
bedenine batmış bir dikense onu hukukun cımbızıyla çekip
alacağız. Terör insanlığın kolunda, bacağında kangren ise onu hukukun neşteriyle
kesip alacağız. Ama görünen o ki terör insanlığın beyninde bir tümör, bu tümöre
sebep olan
şey haksız savaşlar ve çifte standartlı hukuk uygulamaları. Yani
yeniden ve yepyeni bir beyin arıyor insanlık ve şehirlerimiz.
Akşam
28/07/2005
Nihat Genç'e soru
sormak için tıkla