Karakutu
Karakutu.Com - Kültür Sanat
Ana sayfa
Galeri
Haberler
Karakutu Tv
Forum
Ekart
Ana Konular
Arşiv
Sanat Ajandası
Sinema
Müzik
Medya Rehberi
Sesli Kitap
Kitap Tahlili
Metin Listesi
Metin Hali
Üye Paneli
Üye Günlüğü
Özel Mesaj
Metin Gönderme
Tavsiye Edin
Künye
İletişim

Reklam


Google Arama



Arama



Online üyeler
Şu an sitemizde, 238 Üye Adayı ve 7 Üye bulunuyor.

Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.

Reklam



Forum Son Başlıklar

 SON CELLAT
 nicht allein
 İçimde Bir Ben Var...
 Bilgi Kuramı
 deprem
 O SEN MİSİN?
 ışıklı kentin sokak süpürücüleri
 vahşi
 Rüya
 Bizler geçmişteki insanlardan daha mı akıllıyız?
 Yaz Dedi Tanrı
 Melekler ağladığında
 Kanadım
 VELEVKİ TARTÜF
 Duan dileğindir...
 Kısa cümleler yazacak bu kalem
 İçinden at başlığını
 atlet giyen tanrıça
 Nazım Hikmet / Masallar
 Mucize Bu!

Karakutu.com-Kültür Sanat Forumu


Giriş Sayfanız Yapın
Favorilere Ekle!
İletişim Formu

Önemli Linkler
BBC Türkçe
İngilizce Dersler
DW-World Türkçe
VOA Türkçe
Google
Yahoo
Msn
Zoque
Resim Yükle

Karakutu - RSS - Alexa

Alexa - Karakutu internet gezgini

Site RSS
Forum RSS


Nihat Genç: DELİLER BAYRAMI
Tarih: 20.07.2005 Saat: 15:58 Gönderen: karakutu
 

Gençliğimizde gördüğümüz sportif başarı hiç yok gibi, bir Veli Ballı, bir Cemal Kamacı, bir de arada bir, bir güreşçimiz şampiyon olur, ne işe yararsa vücut geliştirmeci Ahmet Enünlü paso dünya şampiyonu olurdu, ağbiler anlatırdı Macaristan’ı yenmişiz, hikaye, adamlar hem yorgun, hem de iki gün önce bizi dokuza bir mi ne yenmişler.

Rus, ABD, Avrupalı atletlere, futbol takımlarına hayranlıkla geçti gençliğimiz.Ömrüm içinde böyle bir başarıyı görebileceğimi sanmıyordum. Şimdi kendi takımımıza hayranız. İşte bunlar bizim çocuklar! Dünyadaki iki milyar erkeğin içinde gözlerimiz onlara çevrildi. Gözümüzden yaşlar dökülüyor. Kalbimiz yerinden oynuyor. Dünyadan çok biz şaşırdık. Sanki herkes yaya, biz süvari birliğiyle sahaya çıkıyormuşuz gibi. Sevincimizin ucu bucağı yok.



Sürekli averaj yiyen bir milli takımın çocuklarıydık, milli maçlarda tribünden korku içinde “topu taça at, taça at!” bağrışmalarını unutmuş değilim. Eziktik, korkaktık. Sizler, başarıdan başarıya koşan bir zafer takımının çocuklarısınız. Bizim gibi aşağılık kompleksleriyle büyümüş çocuklardan ancak bu kadar adam olabilirdi, sevimsiz, öfkeli, nefret dolu bir yazar. Şimdi sizler, kendine güvenli, gururlu, başarının doruğundasınız, ülkenize ve kendinize bir mutlluk da siz ekleyin.

Benim beklentilerim daha masumca, yıllarca bu yoksul ülke, iliç, miliç gibi futbolculara dünyanın dolarlarını ödedi, şimdi, biz futbolcu satalım, bu dolarları ülkemize geri alalım. Futboldan girecek para ve zaferle, atletizmde, diğer alanlarda ilerleyelim. En önemlisi, bir Türkiyeli olarak artık dünyanın hiçbir yerinde yabancılık çekmeyeceksiniz. Hangi coğrafyaya gitseniz tartışacak bir şeyleriniz var. Kendi dar ve karanlık dünyamız parçalandı, bu bir dünya kahramanlığı. İçimizde genç yaşta kutsallık kazanmış sporcularımız var.

İnsan ruhunu heyecana, mutluluğa sürükleyen hiçbir şeyden nefret edemeyiz, içimizde, çok yoksuluz, bu kadar sevinmeye hakkımız yok diyen itirazlar var, yanlış. Sevinç ve mutluluk nerden gelirse gelsin karşı çıkamayız. Özgürlük denen şeyi düşünün. İhtiyaçlarınızı karşılayacak gücünüz var, işiniz, mesleğiniz var, kendinizi, ülkenizi çok seviyorsunuz, işte hergününüz böyle sevinçli, özgürlük böyle bir şey. Birkaç günlüğüne tattığımız bu sevinci, tüm hayatımıza, gelecek kuşaklara armağan etmek istemez miyiz? Sessiz, silik, basit adamlar olarak bir kenara sinip oturmuşken, bir büyük zafer tanıdık, tattığınız bu sevinci çok beğendiyseniz, artık, avuntuların ve bahanelerin değil, zaferlerin peşinden koşalım.

Karnavallar ülkelere, kültürlere göre çok şekil değiştirse de, felekten çalınan bir gün gibi, sınırsız eğlence ve şamatanın renklendirdiği bir insanlık bayramı olarak günümüzde hâlâ hararetle kutlanmakta. Bu insanlık için mutlu bir haberdir.

Futbol, diğer tüm eğlence, geleneksel şamata biçimlerini geride bırakıp tüm dünyada açık farkla kabul görmüş bir dünya eğlencesi olmuştur. Tarihin ilk gününden hiçbir kültürel olay, bu kadar büyük yaygınlık ve beğeni kazanmadı. Dünya futbolu çok sevdi. Bunu, birazcık tartışalım.

1950’li, 1960’lı yıllarda “sinemada” bugünkü futbol kadar büyük bir insanlık karnavalıydı. Amerikan sineması tüm dünyanın uçsuz bucaksız kasabalarına kadar yazlık sinemalar kurdu. Her akşam, ama her akşam, bir sinema perdesi önünde oturup, hayal kurdu insanlar. Amerikan artistlerini tanımayan kalmadı. Gazeteler hergün onlarla ilgili dedikodular yayınlar, sıkıntılı ve pis kokulu kasabamız cennete dönerdi. Anadolu’nun en küçük en ücra kasabalarında dahi yazlık sinemalar kuruldu. 1960’lı yıllarda sinema sanatı, inanılmazdır. Bir Amerikan şirketi bir film yapıyor ve tüm dünya o gece gülüyor, eğleniyor ya da ağlıyor. Anneler, babalar, çocuklar, aileler, herkes sinema kapısında! İtalyan yapımı “cennet sineması” bu inanılmaz karnavalı çok güzel anlatır.

Sinemanın bütün geleneksel, kültürel eğlence biçimlerini aşıp tüm dünyanın ilgisini çekmesinin bir çok sebepleri vardı. Önce, öğreticiydi, sonra eğlenceli, içinde daha bir yığın güzelim şey vardı. Mesela, kralların özel hayatı, tarihi hikayeler, kahramanlar, soytarılar, alçaklar, katiller, ayrıntılı bir şekilde anlatılıyor. Binbir macera nefes kesen bir hız ve üslupla hayal gibi akıyordu. Sinema ruhumuzu fethediyordu, hayatımızı eleştiriyordu. Hükümetleri, kötüleri eleştiriyor, güzel olanı gösteriyor. Arkasına insanlığın ahlakını almıştı. Ahlaksızlığa karşıydı. Sanat, ahlak olarak, estetik olarak, eğlence olarak, düşünce olarak sinemadaydı. Sinema, tarihin tüm büyük hikayelerinden heyecanlarından süzdüklerini en ücra kasabalara kadar taşıyordu. Çocukluğumuz işte bu dünya karnavalının tam içinde geçti. Şaşkınlıktan ve heyecandan dilimizi yutardık. Hiç bilmediğimiz ülkeleri, hiç bilmediğimiz heyecanları tanıdık. Kahramanlarla özdeşleştik, sevgiyi, aşkı, mücadeleyi, onuru hatırlar, işte hergün bunları konuşurduk!

Şimdi, senaristlerin, yapımcıların, artistlerin büyük yerini futbolcular çoktan aldı. Dünya, otuz yıl gibi kısa sürede kendine sinemadan daha etkili bir büyük oyun buldu. En ücra Anadolu kasabasında artık yazlık sinemalar yok, ama bir küçük futbol sahası mutlaka var. Her ilçenin, her mahallenin takımı var. Her mahallede, şan, şöhret, kahramanlık ve transfer bekleyen onbinlerce genç yıldız adayları yine büyük hayaller kuruyor!

Sinemanın karnaval özelliğini kaybetmesi neden tartışımadı. TV’nin yaygınlaşması bir fikir olarak söylenebilir. Ya da, birer birer büyük dünya klasiklerini tüketip, sarsıcı konular bulamaması da söylenir. Fantastik, kurgu filmlerine yönelmesi iddia edilebilir, daha yüzlerce şey söylenir. Sinemanın karnavallığını yitirmesinde başka şeyler de arayabiliriz.

Mesela 60’lı yıllarda bu inanılmaz büyülü sanat dünyanın her ülkesinde yeni bir karışıklık, büyük bir ayaklanma buldu. 60’lı yıllarda her ülkede bir iç karışıklık, her coğrafyada onlarca bağımsız savaşı, 1950-80 arası dünya haritasına 50’nin üstünde yeni ülke katıldı. Ya da bu karışık kafalar dünyayı merak ediyordu, ya da sinema, uyumuş insanlığı uyandırıyordu, sinema, kafaları karıştırıp, düşündürüp, dünyaya meydan okutturuyordu.

Evet sinema, insanların ufkunu, düşüncesini değiştiriyor, sarsıcı, çatışmacı, maceracı kahramanlar türetiyor. Avrupa sineması, hatta sol sinema, insanlığı büyük bir hesaplaşma içine çekiyor. İnsanları, ağalara, beylere, iktidarlara karşı, haksızlığa karşı, gündelik hayata karşı, acımasız gerçekliklerle yüzleştiriyordu. Dünyayı değiştirmek için hepimizi bıçak gibi biliyordu.

Ve sinema, parayı çok sevdi, yapım çok para istiyor, hızla, çocuksu, eğlenceli, sadece vakit geçirtici macera filmlerinin içine girdi.

Sinema bugün yine, insanoğlunun felsefesi, psikolojisi, dünya tartışmalarını beyaz perdede yanıtlamaya çalışıyor, ama karnavalın çok dışında. Bugün karnaval iddiası taşıyan sinema, Batman, Örümcek Adam gibi filmler yapan sinema!

İddialı bir fikir gibi şunu rahatlıkla söyleyebiliriz, sinema, karnavallığını “eleştirel” oluşu yüzünden yitirdi. İktidarları, insanları rahatsız ediyor, halkı uyandırıyordu. Film seyreden insanlar, kendisini, ülkesini, imkanlarını, basit hayatlarını sevmiyor, bir büyük sefere hazırlanıyordu. Devlete, üniversiteye, bürokrasiye, disipline, şirketlere, polise, sert va acımasız küfürler gönderiyordu. Çünkü sinema, yaşayabilmek için aşağı tabakaların, halkın dilini kullanmak zorundaydı, parayı veren geniş kitlelerdi. Şimdi, parayı başkaları veriyor. Sinema, kendine hem de dünyaya bir çalım atarak eleştirelliğini terketti. Fantazyaya, uzaya, çocuksu dünyalara çekildi. Artık kitlelerin gönlünü almaya ihtiyacı yok, kalabalıkları aşırı reklamlarla güdüleyebilir, şartlandırabilir. Bugün Harry Potter gibi filmler bir anlık ilgi uyandırsa da gerçekte yüzüne bakan yok. Sinema, insanlığın gönlündeki o büyük kahraman, kutsal, şövalye yerini kaybetmek üzere.

İşte bu eleştirelliğin neden yokolduğunu anlayabilirsek, futbolun dünyayı bir karnaval olarak yeniden fethini çözebiliriz.

Matbuu basın ve Tv’nin gündelik yaşama girmesi insanlığın büyük mutluluğu, insanoğlu hiçbir icada bu kadar sevinmedi. Karnavalın ötesinde. Herşeye yön veren, belirleyen güçlü ideolojik yapıları oluştu. Hem gazete, hem TV, çok uzun yıllar sinemayla dost geçindi. Halen onlarca sayfasını sinema filmleri dolduruyor. Sinemanın karnavallaşmasında gazete ve dergilerin gücü yadsınamaz. TV, sinema olmasaydı, kendini çok zor kabullendirirdi. Halen, sinemanın serumu, kanıyla ayakta duruyor.

Medyanın ideolojisi, arkasını yasladığı parababaları ve iktidarlar yüzünden eleştirel sanat eserlerini taşıyamadı. Daha basit, daha uzlaşımcı, uykucu, oyalayıcı eser ve şovlar, karakteri oldu. Halkın sesi, gücü olması beklenen medya, zamanla, asırların taşıdığı büyük sanat eserlerinin ahlakı ve estetiğini tamamen ihmal edip, hatta bu eserlere savaş açtı. Ahlaki boşluğu umursamadı, ama, estetiği ihmal edemezdi. Sinemayla futbol arasındaki yegane benzerlik, estetik ve çok gösterişli bir heyecan taşımaları. Halkın eleştirisi haber bültenlerinden dahi kaldırıldı, ama, haber bültenlerinin estetiği büyüdü. Bir yılda on, elli milyon dolar gibi paralar yiyen medya yöneticiler, siyasi iktidarla kötü, düşman olması mümkün değil. Yapıları gereği ortaya oynamak zorundalar, hem halkı oyalamak, hem iktidarın gönlünü almak. Oyalamak için ahlak, onur yok ise de, güçlü bir estetik ve heyecan fırtınası gerekli. İşte medyanın yeni ideolojisi.

Bu ideoloji, ahlak taşıyamaz. Büyük soylu eserleri hiç taşıyamaz. Onuru, gururu öğretemez. Eleştiriyi, sorgulamayı, tartışmayı, düşünceyi keser gibi kendine yontar. Ama bir şekilde büyük kitlelere sızmak zorunda, kalabalıkların gönlünü almak zorunda.

Medyanın, futbolla büyük bir evlilik yapması, dünya kültürünü yeni baştan yazacak kadar devrimci bir gelişme. Sevinç, mutluluk ve eleştiri ve öfkelerimizin artık futbolla belirlenmesinin arkasında çok daha derin ideolojik gelişme var. Bu kavga insanlık kadar eski!

Artık konumuza girebiliriz. Ünlü edebiyat teorisyeni Bakhtin, “karnavaldan romana” kitabında, karnavalların tarihini ve kültürel imkanlarını uzun uzadıya anlatıp, modern sanat eserleriyle paralellik kurmaya çalışır. Karnaval dışarda kimseyi bırakmaz. İlgili-ilgisiz, sevseniz, sevmeseniz de karnavalın dışında kalamazsınız, hepimizi bir şekilde içine alır!

Eski çağlardan günümüze gelen karnavalların hristiyanlığın ilk yüzyıllarındaki yapısı gerçekten çok çarpıcı. Rönesans ve Aydınlanma gibi akıl ve ilerleme çağları dahi, kültürel hayatımıza, karnavallar kadar derin etkide bulunamadı. Sansürsüz şenlikler! Küfürler, mizah, müstehcenlik, serbestlik, inanılacak gibi değil.

Karnavalların Hristiyan ortaçağında en popüler ve yaygın olanı “Deliler Bayramı”. Deliler bayramında tek bir gün herşey tersine dönüyor, dalga alay, çıplaklık, maskeler. Üstelik, tarihin en ağır kilise yasalarına rağmen insanlar, hemen hergün korkup titredikleri cezalandırıldıkları kilisenin en kutsal değerleriyle rahatlıkla dalga geçer. Kilisenin en kutsal değerleri, cennet, cehennem, rahip, tabut, meleklerle daşşak geçilir. Kilise babaları ve rahiplerine söylenmedik laf bırakılmaz. Bir tek günlük bu çılgınlığa herkes katılır. Ve bu uzun yüzyıllardan günümüze inanılmaz çoklukta fıkra, mizah, cinsellik, küfür, şiir, hikaye kaldı. Bugünün büyük insanlık eserlerinin oluşumunda kimsenin müdahale etmediği karnavalların etkisi çok büyük.

Kilisenin tek bir gün halkın bu çılgınlıklarına neden izin verdiği bugün anlaşılabilir bir durum. Onlar da yıl boyu fazlasıyla baskı altında tutulmuş insanların nefret ve öfkelerini zararsız bir şekilde boşalttıklarına inanıyorlardı. Küfür ve müstehcen fıkralara kilisede rahipler bile katılıyordu. Bugün stadyumlarda insanların yüzlerini boyatması, deli ve soytarı maskeleri giymesi, çılgınca hareketler yapması deliler bayramından emanettir, ayrıca, hepsi üniversite öğrencisi otuzbin çocuğun doksan dakika boyunca .ötünü .ikiyim diye tempo tutması da bu eski karnavalların karakteridir.

Yine de kilisenin kendisine, kutsal değerlerine karşı girişilen ağır aşağılamaları, şamataları bir günlük olsun içine sindirmesi aklı alır bir şey değil. Deliler gününde soytarılar kral seçilir, deliler sahip yerine geçeri toplumsal değerler, kimlikler ters düz edilir.

Deliler Bayramı’nın insanlık kültürüne bağışladığı bir yığın kültürel öğe var. Bunların başında açık saçık küfürler, bağımsızca ve korkmadan herkese bağırma, müstehcenlik, istediği şekilde konuşmak ve hareket etmek, insan aklının alamayacağı en uç şekillerde giyinmek, hiç görülmeyecek manyaklıklar sergilemek.

İşte bu karnavallar, aşağı sınıfların ayaktakımının yıkıcı eğlenme kültürünün özellikleri. 19.yüzyıl edebiyatı, kitabı, şiiri, hikayesi, fıkrası, küfrü, eleştirisi, aynen aşağı tabakaların bu sert ve bağımsız gelişigüzel damarından beslendi, dersek, fazla hatalı olmaz.

Ayaktakımının bir gün olsun istediği şekilde bağırması, istediğiyle dalga geçmesi, istediği şekilde eğlenmesine kimse mani olamıyor. Üst sınıflara, krala, kiliseye, zenginlere istediği küfürleri ve aşağılamaları yollamasının önünde kimse duramıyor.

Modern toplumun büyük edebiyat eserleri, film, roman, hikayesi, krala kiliseye, zenginlere karşı aşağı sınıfın bu alaycı, dalga geçen, yıkıcı eleştirilerini ısrarla işledi.

Yüzyıllardır sürüp gelen karnavalın deliler bayramıyla başlayan bir yığın özelliğini hâlâ barındırıyoruz. Önce, karnavallar “popüler bir eğlence”. Sonra, ayaktakımının küfür ve şamatalarının bayramlaşıp kutsallaşması. Mizahın dev bir sanat olark kabul görmesi. Küfrün dahi kutsanması. Deliler Bayramı bir şen şakrak şamata sevincinin çok ötesinde. Başkalarını küçük düşürüp, eğlenme, yani hayvansı özellikler taşır, ancak, güçlü kültürler bu hayvansı nefretin içini boşaltmadan, estetik kalıplara dökebilmeyi başarmıştır.

Deliler Bayramı’nın daha da öte özellikleri var, diyelim, mezarlıklarda ölüyü beslerler. Bu, “ölümle”, “öte dünyayla” bir dalga geçme. Yani yeryüzüne ait olmayan her imgeyle sıkıca dalga geçiliyor, ölüler gibi, azrail, tabut gibi, cehennem gibi.

Günümüz futbol karnavalının da önemli özelliği bu, tabuta, ölüme, azraile, cennet, cehenneme, dair hiçbir şey umursanmayarak, unutulurak, “sahadaki futbol dışında” herşey bir şekilde küçümsenmiş olur.

Çünkü insanlar, çılgınca gülerek “korkuyu” yeniyor. Hatta korku iktidarıyla eğlenip, iktidarın baskıcı korkusunu yeniyor. İktidar ise, gülme dışında başka zararlı bir şey olmasın diye, gülmeyle, eğlenmeyle sınırlandırılmış bu her türlü deliliğe müsaade ediyor!

Karnavallardan ve karnaval edebiyatından batı kültürüne kalan en büyük miras: Eleştiri kültürü, tahammül. Ve kitlesel çılıgınlığın takvimleşip bayramlaşması.

Deliler bayramıyla insanlık bir “akıldışılık” yaşıyor, neden insanlar “akıldışına” çıkmayı bu kadar kutsayıp onu bayramlaştırıyor. Eskiden yılda bir defa deliler bayramıyla akıldışına kaçma ihtiyacı, günümüzde neden her haftaya, her akşama kadar inmiş ve sıklaşmış durumda. İktidar sertleşip, acımasızlaştıkça, umutsuzluk arttıkça, “akıldışına” kaçış ihtiyacı da çığ gibi büyüyor.

Gerçekte iktidar için korkulacak bir şey de yok. Çünkü herkesin katıldığı delilik artık delilik olmaz. İşte karnaval çılgınlığı yerküreye kendini böyle kabul ettiriyor, hepimiz katılarak, çılgınlıkları, delilikleri normalleştiriyoruz! Ve akılalmaz iktidar ve baskıları da ve onun lanetli akıldışı sonuçlarını da normalleştiriyoruz.

Akıldışı maskeler, çıplaklıklar, danslar, oyunlar, müstehcenlik, alkolün ve herkesin herkese sarılıp öpüştüğü, tabuların disiplinin kişiliklerin kalktığı, ağır, kasvetli gündelik hayatın yıkıldığı bir insanlık düğünü karnaval! Akıldışılığa ihtiyaç!

İnsanlığın karnaval düşkünlüğü, bizlere, insanların topluca delirmek, uçmak, derin uykulu şamatalı neşeye girmek ihtiyacının vazgeçilmez bir insanlık yasası olduğunu öğretiyor!

Bugün dahi psikiyatrist bizlere, beynimizden, aklımızdan zaman zaman uzaklaşıp, neşeli oyunlar, şamatalı meşguliyetler kurarak, dinlenme, sakinleşme, rahatlama, ihtiyacını karşılamayı öğütlüyor!

19.yüzyılın romanı, 20.yüzyılın sineması, gazetesi, yani, kültürel eğlenceler, insanoğluna büyük bir karnaval hazırladı. İşte bu eserlerde, her türden yıkıcı eleştiriler, her cins karakter, her ülkeden krallar, saraylarla dalga geçildiği, özel hayatların tasvir edlip afişe edildiği, en ayrıntılı ruh tasvirleri, delice insanların en özel sırları batının her matbaası ve her sinemasında yüzyıllardır sergileniyor. Zengin, fakir, yoksul, kral, ayırdetmeden, yergiler, müstehcen fıkralar, eleştirilerle, insanları hem eğlendirip, hem de aşağı tabakaların öfke ve nefretlerini doyurmaya çalıştılar.

Gazete ve TV, aydınlanmanın ürünü, ne oldu da, kendini vareden eleştirel akıl ve ahlakının ürünüyken, babasını çocuğunu, kendini öldürür gibi, vazgeçti, akıl ve ahlaktan. Önce sinemanın şov, eğlence, oyun gibi zararsız yönleriyle dostluk kurdu, sonra, insanlığın aklını alan “futbolu” keşfetti.

Aydınlanmanın meyvesi basın ve TV, futbolla, ilerlemeyi ve aydınlanmayı yıkıyor. Doğuda ve batıda aydınlanmanın (akıl ve ahlakın) sonuna gelindi. Akıl ve ahlak hiçbirimiz için bir şey ifade etmiyor. Rahatlama, coşma, futbol, maçlarıyla takvimleşti. Sevinçlerimiz içi boş futbolla turnuvalaştı. Bu nasıl bir sevinç türü ki, her zaferden sonra iktidar daha baskıcı, daha güçlü. İktidarların baskısını ve açlık korkularını naklen yayın maçlarla gideriyoruz. Bunun karşılığında futbolcuları “kral” ilan ediyoruz. Futbol yöneticileri ağa, bey, padişah gibi saygı görüyor. Ekranda futbolu yöneten suratların hepsinin servetleri 50 milyon dolar.

Rönesans ve aydınlanmayla insanoğlu köklü bir akıl, rasyonalite hareketi başlattı, günümüz modern dünyasını, üniversiteleri, hastaneleri, röntgen cihazlarını, kişilik haklarını, bu eleştirel akla borçluyuz. Şimdi, basın ve TV bu dörtyüzyılın haklarını geri alıyor! Akıl ve ahlak ve onuru hatırlatacak siyasi ekonomik tüm eleştirel kültür biçimlerini terkediyor.

Hepsini ve herşeyi unutacak akıldışı muhteşem bir alan: Futbol.

Hepsine büyük sanatkarlar, büyücüler gözüyle bakıyoruz. Basına hergün futbol yazdığı için şükran borçluyuz, TV’ler hergün maç yayınladığı için TV’ye kitleler ibadet ediyor.

Halkın tarih boyu kültürel eğlencelerine kaba bir kalabalığın gürültüsü diye bakamayız, bugünün de futbol sevinciyle kitlelerin barbar taşkınlıkları diye dalga geçemeyiz. Ancak halk, yüzyılların geleneği ve birikimleri içinde, karnavallarında, sinema eserlerinde, romanlarında, aklın dışına çıkma istediğini dahi, kendi aklıyla yaptı. Şimdi, zorla “delirtiliyor”. Hızla aklımızın dışına çıkmamızı birileri istiyor. İktidar her akşam bizi delirtmek istiyor. Akıldışına sürükleniyoruz. Müsaade edilmiş futbol sevinciyle iktidarların, mafyanın yönettiği bir karnavalla karşı karşıyayız.

Neşe ve sevincimize müdahale edliyor, neşe ve sevinçlerimize tahakküm ediliyor, mutluluğumuzu yönetiyorlar, bütün kanallarda sokağa çıkın diye bağırıyorlar, koyun kitlelerini ağılından çayırlara değnekle sürer gibi. Bunu yapanlar, siyasi iktidarve mafya ve medya. Futbol sevincimiz iktidarların insafında!

İçinde, akıl, ahlak, onur ve eleştiri olmadığı için herkes memnun, artık sokaklarda kuyruğu yanmış köpekler gibi bağırıyoruz. Şu yöneticilerin suratlarına bir daha bakın, mafyacı, işkencecilerin toplandığı bir laz kayığı. İşimiz bu delilere kaldı, aşımız da. Bu eşeklerin taşağı futbol zaferleriyle daha da büyüyor. Artık bu taşşaklar hergün başımızı yarıyor. Ellerinde artık büyük koz, hergün ayrı bir poz. Götleriyle göğe çıktılar. Artık kim tutar onları. Denize düştüler ve götleriyle balık tuttular, daha ne yapsınlar. Allah da halk da duasını esirgemedi, mafyayı, çakalları, başımıza padişah yaptı.

Oysa hepimizin yiğit bir ruhun zaferine ihtiyacı var! Halkın şamatalı, serbest, bağımsız, kendi halinde neşesi yok burda. Gerçekten “kahramanlığa” inanırız, ama kahraman halkın çocukları yok, kurulu bir saat gibi, kukla eğlencesine dönüyor...

Kitleler aklını neden başkalarına devrediyor? Mutluluk ve hazzın ve sevinçlerin bedenimizin, bizim, malımız olması için ahlakın ve aklın süzgecinden geçmesi gerekmez mi? Diyelim bir çocuk, dilenciye dahi güler. Aklı geliştikçe dilenciye gülünemeyeceğini öğrenir, hayvansı neşesini aklıyla test ederek, büyür. Şimdi, hiçbir mutluluğumuzu aklımızla, ahlakımızla test etme şansımız yok. İktidarlara ve krallara karşı gücümüz “deliliğimizdi” “manyakça küfürlerdi”, şimdi, deliliğimizi dahi “iktidar düzenliyor”...

Ve bize takas teklif ediyorlar, bütün ahlaksızlara karşı susun, sizi futbolla eğlendirelim, kitleler futbolu öyle seviyor ki, aldanmak için takas için bahane arıyor!

Oysa, tam tersine, iddialı bir sevince ihtiyacımız var, bütün bu mafya maskaralarını küçük düşürüp onlarla eğlenecek, onlarla daşşak geçecek ayaktakımının küfürlerine ve aşağılamasına çok ihtiyacımız var!

Ne diyeyim. Bayramınız kutlu olsun. Halka, akıl ve ahlakı ve onuru hatırlatacak aydınlar dahi futbol delisi oldu, bir şekilde herkes Kolombiya’ya dönmüş bu ülke siyasetinin mafya çakallarıyla aynı tribünde oturmaya çalışıyor.

Kutlamalarınıza devam edin. Ben, Mesut Yılmaz, Mehmet Ağar, ve Haluk Ulusoy gibilerin elinden alınmış bir zaferi değil kutlamak, götüme bile sürmem. Yani, ben, takımdan ayrı düzkoşuma devam edeceğim. Sizler zaferden zafere koşsanız da, ben burada, aklın, ahlakın, ve onurun kondüsyonu için hepinizi takımdan ayrı düz koşuya davet ediyorum.

İkibin beşyüz hastane içinde, tek bir hastaneyi dahi yönetmemiş bir halkın futbol zaferini kuşkuyla karşılamak, aydınların görevidir.

Futbol zaferi, siyaset ve bilimle ve ekonomiyle nisbetli bir paralellik içinde olabilmesi için, aklımızı, daha diplerinden karıştırmalıyız.

Unutmayın, nasıl seviniyorsak oyuz, kimi beğeniyorsak oyuz, kimimnle kolkola kutlama yapıyorsak oyuz...

Dünyayı koysunlar önüme, girmem o işkenceci mafyacı çakalların koluna!
 


*****

(Hadi unutun bunları, bir kenara koyun bu yazıyı, ben size bir şiir yazdım, onu okuyayım...)

Küçük yaşta çok düşünmüş, sıçan yemiş saçlı çocuklar gibi
Önlerinde derme çatma kapkara tahta boya sandıkları gibi
Benim bir sevgilim var
Sabahleyin kapısının önünü yıkayan kadınlar gibi
Kara sürmeli doğmuş bembeyaz kuzular gibi
Benim bir sevgilim var
Çifte minare avlusunda hasır sandalyesine çökmüş toprak yüzlü ihtiyarların ağzında kıtlama şeker gibi
Benim bir sevgilim var
Alnından beyaz akıtmalı lacivert atlar gibi
Han kapılarını demir kelepçelerle tutan kilit taşları gibi
Benim bir sevgilim var
Kümbetleri bekleyen eski yazılı aşklar gibi
Bin yıldır rüzgarlar hâlâ öpememiş, toz toz uçuyor, kil kırmızı dudaklar gibi
Benim bir sevgilim var
Mevlamın bir çiçeği
Kakülü yayla çimeni
Ne güzeldir bilseniz
Sabah zamanı güvercin gerdanı gibi
Toprak testide soğuk su gibi durur
O bakar, ben susarım
Benim bir sevgilim var
Düşmeyi bekleyen dağ taşları gibi
Çığlıkları boğazında büküp büküp ağıtlara yol verir gibi
Ah ah anamın saçları gibi
Kara tren yolları gibi
Kemik taraklar gibi
Akşam üzerleri bakılan kahve telveleri gibi
Benim bir sevgilim var
Akasyaların söğütlerin istiklal marşı gibi
Benim bir sevgilim var
Yaz ortasında nemli soğuk, sırtımda Diyarbekir surları gibi
Benim bir sevgilim var
Makamdan makama canım efendimlerle geçen geceyarısı şarkıları gibi
Benim bir sevgilim var
Kıpkırmızı saçları Kızılırmak sazlıkları gibi
Benim bir sevgilim var
Halden hale giren dumanlar gibi
Ağzımda baldan tatlı meyveler gibi
Benim bir sevgilim var
Taşbaskı yemenide eski desenler gibi
Sandıklarda uyumuş eski kokular gibi
Yasla gelen kara bir bayram gibi
Mezarımı bekleyen taze selviler gibi
Kurban kesmiş kanlı bıçaklar gibi
Görenin aklı dağılır
Uzak sularda yüzen çok dargın buzlar gibi
Dağları eritmiş mavi dumanlar gibi
Benim bir sevgilim var
Teri kaya renkli
Teni kaynak suları
Memeleri maden renkli
Durmaz gözyaşlarım siyah kuyu gözlerine inince
Benim bir sevgilim var
Elleri çayır çimeni gibi yumuşak
Koynunda incecik ayva tüyleri
Durmaz ellerim nehir boyları gibi baldırlarına inince
Eteklerinin etrafı amanın amaaan!
Sarı da siyah kandil ışığı gibi
Kara da kara yara kabuğu gibi
Benim bir sevgilim var
Namaz niyaz gibi,anamın duaları gibi
Düşüp düşüp toprağa, toprakların içmediği yağmurlar gibi
İşte benim sevgilim
Çivisini bu delirmiş dilimle ben çakarım
Alın siz de asın duvarlarınıza
Yatmadan önce okuyup üfleyin, siz de okuyun sevgilinize üç defa
Sizin de uykularınıza yükseklerden bir taş düşsün
Değirmen gibi döne döne yatağınızda düşleriniz delirsin
Zehriyle delirmiş dilim, hayalini yutkuna yutkuna öğütsün
Benim bir sevgilim var
Karanlığa okunan ezanlar gibi
Çökmüş mezarlarda kemiklerin içinden kaval üfler gibi geçen rüzgarlar gibi...



Leman'dan

Nihat Genç'e soru sormak için tıkla

www.nihatgenc.com

Üyemiz pelinozkan'a teşekkürler


 
İlgili Bağlantılar
· Nihat Genç Sitesi
· Doğu Konferansı Galerisi
· Skytürk Konuşmaları
· Daha fazla Nihat Genç
· Haber gönderen karakutu


En çok okunan haber: Nihat Genç:
Sorularınız ve cevapları birinci bölüm


Haber Puanlama
Ortalama Puan: 5
Toplam Oy: 14


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü


Seçenekler

blink it

tag on del.icio.us

digg this

Wi Live

furl it

reddit this

search technorati

Save to YahooMyWeb 
Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa

 
Bu Haberi Arkadaşına Gönder Bu Haberi Arkadaşına Gönder




 ADnet Reklamları

Siz de reklam verin »


İlgili Haberler

Sorularınız ve cevapları ikinci hafta son bölüm
Sorularınız ve cevapları ikinci hafta birinci bölüm
Sorularınız ve cevapları ilk hafta son bölüm...
Fikret Başkaya: Kapitalizmin krizi veya otuz yıllık yalanın sonu
Severim sevmem, terk ederim etmem, sana ne?
Selim İleri: Bu şehirde Edip Cansever'le...
Çölaşan çok satanlarda birinci
Bezik Oynayan Kadınlar - Manastırlı Hilmi Beye Birinci Mektup
Fight Club - Birinci Bölüm
Satranç Dersleri -İkinci Bölüm-
Ben Ruhi Bey Nasılım - 3. Bölüm Son
Ben Ruhi Bey Nasılım - 2. Bölüm

"DELİLER BAYRAMI" | Hesap Aç/Yarat | 0 yorum
Yorumlar yazarlarına aittir. İçeriklerinden karakutu.com sorumlu tutulamaz.

Anonim kullanıcı yorum yazamaz, lütfen kayıt olun
 




 

Karakutu.Com - Karakutu.tv - KaraSozluk.Com - MustafaYuce.Com
 


 Karakutu.com Sitemap RSS - Sadece Başlıklar RSS - ÖzetliAdd to Google

PHP-Nuke