"Kitap masraflarım Euro üzerinden, CD'ler birbiri ardına çıkıyor. Konser,
gerçi bir çoğuna davetiye geliyor artık, sinema, bar, kulüp
derken yine bir dolu
masraf kapısı.
Şirket ve tanıtım davetlerine icabet etmediğim, bunu rüşvet almakla bir tuttuğum
için mobilite ihtiyacımı da cepten karşılıyorum.
Yani önü sonu iflas etmiş durumdayım.
Çalışmaya başladım başlayalı.
Ve daha da batmak istiyorum, daha da özgür, daha da cesur olmak için işte."
***
Geçenlerde 'Kır Kahvesi' başlıklı bir yazı yazıp Türkiye'deki pahalılıktan
şikayet edince bazılarınız 'yazımı yine de beğenseler de, pahalılıktan bu kadar
mustarip olmamı inandırıcı bulmadıklarını, nihayetinde 'koskoca' bir köşe yazarı
olduğumu' ileri sürdüler. Benim de sizden gizli saklım olmadığı için şimdi bir
döküm yapacağım. Görün hafif yollu müsrif arkadaşınızın mali hali pürmelalini.
Önerin bir şeyler artık. Tabii, kendi halinizi, kendi hayat gailenizi hatırlayıp
bana okkalı bir küfür etmeyi tercih etmezseniz.
Şimdi önce bir
beyanda bulunayım. 18 senelik gazeteciyim. Bu mesleğin
başarılılarından sayılırım. Kimseden kıyak görmedim, kimse çıkıp da 'Ben Ahmet
için telefon kaldırdım, devreye girdim' diyemez. İtaatkar değilim. Muhalifim.
Daha doğrusu
komünistim. Sırtımı dayadığım bir iktidar odağı yok yani. Bu yüzden
de Figen Batur'un, Hürriyet'teki bir yazısında belirttiği gibi, birçok başka
nedenin, birçok başka özelliğimin de eklenmesi sonucu 'çoktan hak ettiğim birçok
şeyi elde
etmek için iki katı efor sarf etmem, iki katı başarılı olmam gerekti.'
Bu özellikler ne derseniz? Mesela medya ortamının ölçütlerinin çok üzerinde
bilgi sahibi olmam ve bunun da birçok yöneticiye korkutucu ya da antipatik
gelmesidir.
Ahmet Altan da bir keresinde bana 'Bu donanımınla sana çok
çektirirler Babıali'de' demişti. Diğer özelliklerim kalsın, sözünü etmeyeyim,
bilen biliyor, sezen seziyordur zaten.
Bu arada ama şunu söyleyeyim: Kurumsal ikili
ilişkilerin ekonomik aktinden,
dayanışmasından yoksunum. Sonra ne ev sahibiyim ne başka bir gayrı menkul. Banka
hesabım tam takır kuru bakır.
Tabii, çünkü yazılarıma tam konsantre olmak, dünyada sadece yazı
yazmakla
görevliymişim, sadece yazıya ve okurlarıma karşı sorumluymuşum gibi
davranabilmek, hissedebilmek için matematiği, her anlamda hesabı, hesaplı olmayı
bir kenara bırakmam gerekiyor.
Bir de bunalımlar,
aşklar ki o zaman iyice kaçırıyorum ipin ucunu, aylar alıyor
sonrasında, nekahat dönemlerinde gedikleri yeniden tıkamam. Kendimi sevdirmek
için neler yapmışım, faturalara bakınca anlıyorum, ayırdına varıyorum.
Biraz olsun
tarif edebildim durumumu sanırım. Ve işte böyle bir durumda, hak
ettiklerinin çok altında paralara çalışan bütün meslektaşlarımdan ve
okurlarımdan özür dileyerek açıklıyorum ki, ayda, kaç ay daha süreceğinin hiçbir
garantisi olmayan 5
bin YTL alıyorum.
Ev kiram 600 YTL. 100 YTL de apartman masrafı veriyorum. Haftada bir de
temizlikçi hanıma 50 YTL. Elektrik, su parası. Ev telefonu faturası ortalama 100
YTL. Internet bağlantısı ile. DIGITURK'e 98 YTL.
Lig TV'yi yaz döneminde
kapattırma gibi küçük bir operasyon bile şimdi aklıma geliyor işte. Bu yazıyı
yazarken.
Cep telefonumu ne siz sorun ne ben söyleyeyim. İş nedeniyle yapılan görüşmeler,
ta Viyana'dan,
Berlin'den yazılarımı düzeltmen arkadaşımızla karşılıklı olarak
son bir kez okumalar basılmadan önce, bunalım konuşmaları ve fatura bu ay 950
YTL. İki gün içinde ödenmezse hattım kapanacak. İşyerim 100 YTL'sini ödeyeceğini
taahhüt etmişti her ay cep telefonu faturamın. Ama bunun da bürokrasisi
vazgeçiriyor insanı bu ayrıcalıktan yararlanmaktan.
Tek başına yemek yapmak, tek başına sofra kurmak bana sapkınca geliyor. Bir
kendini avutma
hali. Onun için sabah, öğlen, akşam yemek dışarıda. Siz
hesaplayın artık. Gurme falan değilim, ha.
Bakkala ayda 400 YTL. Süpermarkete gitmem, gitmiyorum. İhiyacım dahilinde
olmayan bir sürü şey almış buluyorum
poşetlerde eve dönünce çünkü. Dalgınlıkla
ya da başkalarına özendiğim için almışım.
Metro ve vapur dışında toplu taşıma araçlarına binmiyorum. Çünkü yol uzunsa ya
da trafik sıkışıksa okuduğum kitaba konsantre
olamıyorum toplu taşıma
araçlarında. Sonra ben Nişantaşı'ndayken aniden Çamlıca'yı ya da Kavaklar'ı
özleyebilirim. Böyle severim İstanbul'u. Taksi harcamalarımı tahmin edin artık.
Kitap masraflarım Euro üzerinden, CD'ler
birbiri ardına çıkıyor. Konser, gerçi
bir çoğuna davetiye geliyor artık, sinema, bar, kulüp derken yine bir dolu
masraf kapısı.
Şirket ve tanıtım davetlerine icabet etmediğim, bunu rüşvet almakla bir tuttuğum
için mobilite
ihtiyacımı da cepten karşılıyorum.
Yani önü sonu iflas etmiş durumdayım. Çalışmaya başladım başlayalı.
Ve daha da batmak istiyorum, daha da özgür, daha da cesur olmak için
işte.
Akşam
13/07/2005