Metruk ve heba olmaya hevesli küçük bir çocuğun serzenişleri imaparatorluğun
batı hudutlarından bu tarafa
yankılanmadı hiç.
Payitahtta vatanın derdine merhem olmaya çalışan padişah, sefalet ve barut
kokuları içinde yaşayan tarihin en fazla entrikalarına maruz kalan halk ve
Selanik'te fidan yaşında yaşamı tek başına
kucaklamak mecburiyetindeki bir anne
de bu yankıdan nasibini alamadı hiç.
Henüz sekiz yaşında bir daha elinden tutulup Tuna'ya götürülemeyecek, mahallenin
hayta çocuklarından yediği okkalı dayak sonrası akşam eve
dönen babasına
ballandıra ballandıra attığı yumruk sayısını anlatamayacak, bayram geldiğinde
şehrin lunaparklarına gidemeyecek, gitse de dönmek isteyecek, gece yatağa her
uzandığında uykularını kevgire çeviren baba rüyalarını
tekrar tekrar dile
getirecek bir girdabın içine düştü O.
Selanik'te doğan çocuk, koşan, düşen, kalkan çocuk, babasını gidenlerin bir daha
dönmediği, meçhul anıtların bir bir sıralandığı yere gönderince O da
kaybedenlerin
meş'um klübüne üye olacaktır istemeyerek. Elbette istemeyerek..
O'nu ilk, başında kalpağı,yüzünde savaşın yorgun izlerinin yer aldığı rötuşlu
bir fotoğrafla anımsıyorum. Fotoğraf gittiğimiz evin en müstesna yerine asılmış,
tüm merakımı celbetmişti. Adını ve kim olduğunu öğrenmemle şu ana kadar geçen
zaman Galiçya cephesinde kurşun acılarından yeşeren bir ağaç kadardır ancak.
Vermekten çok almaya, almaya, daha fazla almaya
alışmış yoz ilişkilerden biridir
O'nunla ilişkilerimiz. Babasını kaybedince annesinin bir süre sonra başka bir
adamı ''baban!'' diye kabul ettirmeye çalıştığı zavallı bir çocuğun
yaşadığı dramını hiç konuşmadık ve hiç düşünmedik.
Trablusgarp'ta yaşadığı
askeri başarısızlık, Çanakkale'de yedi düvele meydan okuyuştu bizim
ilgilendiğimiz. Olayların bir yüzüne bakmaktan, diğer tarafını
hatırlamadığımız içindir belki de bu geri kalışlar. Gittiği askeri
ortaokuldaki
başarısını dinlerken,harp okulunu bitirirken taktığı birincilik nişanını gurur
köşemize çivilerken hep askerliği sevdiğini düşünüp durduk.
Oysa o kadar aşikardır ki ve bilirsiniz ki evinde güneş doğmayan herkes
sokaklarda güneş bulma telaşındadır. Evinin güneşi babasını kaybedince hiç
doğmamacasına batan Mustafa Kemal, dayısının çiftliğinde karga kovalamak yerine
üniformayla evladı olduğu vatanın makus gidişatını engellemek isteyecek
kadar
zeki ve öngörü sahibidir.Yoksa kimse kolay kolay yatılı okulların soğuk
ranzalarında ana hasretiyle boy sürmek istemez. Belki de onunkisi bir
kaçıştı. Baba hasretinden, zamansız gelen ölümün yaralayan hislerinden bir
kaçış. Ağaçtan düşeni en iyi, düşen anlarmış.
Bir de dile getirilmeyen evliliği var O'nun. Misâk-ı Millî sınırlarına
kavuştuğumuz senelerde Fikriye ile olan evliliği de bir insanın en
yıpranacağı şekilde sonuçlanmış.
O'nun insani taraflarını göstermemeye
çalışanların (çünkü o dokunulmazdır onlar için) çocukken yaşadığı travmalardan
sonra cepheleri ezberleyip de devrimlerini tek tek gerçekleştirdiği sırada
yaşadığı dram da içimi hep burkmuştur.
Sevdiği kadınla yaşadığı sorunların
açtığı yarayı gözardı etmek umursamazlığı iliklerimize işlerken eşinin
intiharından duyduğu elem, üzüntü ve pişmanlıklar nasıl tarif edilebilir ki? Bir
yanda idealleri, öte tarafta sevdiği kadın arasında
bocalayıp kalmadı mı sanki?
Kadın kendine daha çok zaman isterken kendine, Mustafa Kemal hiç istemedi mi
acaba Salacak'ta tek başlarına bir bardak çay içmeyi? Elinden tuttuğu
sevgilisine, eşine Tarabya'da babasına duyduğu
özlemi hiç mi anlatmak istemedi
sanki? Peki eşinin intihar haberini aldığında neredeydi?
Musul'un peşindeydi, Hatay'ı Anavatan'a katmaya çalışıyordu...
O an hissettiği acıya; aldığı mareşallik
ünvanı, yaptığı reis-i cumhurluk,
kazandığı bir çok zafer merhem olabilmiş midir?
Bir yanda hedefleri, diğer yanda kendi hayatını hesaba çekenlerin yaşamadığı
kendi hayatlarına bir dipnot yazmak istediklerinde ne
yazacaklarını hep merak
eder dururum.Bu Atatürk de olsa...Gözümden ne babasını kaybettiği gün, ne de
eşinin intiharını duyduğu an gitmiyor. Çünkü benim gözümde koca hüzün tabloları
canlanıyor. İşte bu yüzden diyorum: Atatürk'e
acımak haddimdir, diye.
banazili@hotmail.com