 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 143 Üye Adayı ve 18 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
Pazarlamacı Gregor Samsa'nın devcileyin, bir böceğe dönüşümü, Değişim
öyküsünün henüz ilk cümlesinde gerçekleşir. Daha yerinde bir söyleyişle,
ilgili cümleden önce olup biter bu dönüşüm. Antik bir tragedyadaki gibi,
öyküde olayın yalnızca son perdesinin sergilendiği görülür. Klasik
dramaturginin temel öğesinin, yani kahraman tarafından işlenen suçun ne
olduğu sorusunun ve bu soruya verilecek yanıtın öykünün akışı içinde yavaş
yavaş oluşturulması, Değişim'de kendinden emin bir tutumla bir yana
bırakılır. Okuyucu, cinayeti işleyen kişiyi kıskıvrak yakalanmış karşısında
gören, ama işlediği suç ve peşine düşülmesinin haklı nedenleri konusunda tam
bir kuşku içinde bulunan bir dedektifin rahatsızlığını yaşar. (Bu
rahatsızlık, Dava'da Josef K. ile ilgili olarak büyüyüp katlanılmazlığın
sınırına dek gelip dayanır.)
|
Rus asıllı varoluşçu psikiyatr Yalom, Tolstoy’un ‘Anna Karenina’sından yaptığı
bir alıntıyla ölüm korkusu karşısındaki uyanışımızın, gündelik hayatın sıradan
görünen olayları arasında bulunabileceğini belirtiyor
Irvin Yalom’un Güneşe Bakmak Ölümle Yüzleşmek kitabı için masa başında oturduğum
şu gün İlhan Berk ölüme kucak açtı. Uzun ömründe, beyninin kıvrımlarından geçip
kaleminin ucuna damlayan binlerce ses, Yalom’un ‘dalgalanma’ diye adlandırdığı,
nesillere ulaşma işini gerçekleştirmek için artık İlhan Berk’siz devam edecek
yola.
Üstelik bu kitabı elime ilk kez alıp, cümlelerin arasına daldığım zaman yine bir
başka şairin dizeleri hiç durmadan yankılanıyordu kulaklarımda:
Ölüm/ bir ipte sallanan bir ölü./ Bu ölüme bir türlü/ razı olmuyor gönlüm.
|
Borges’i eskiden beri döne döne okuyorum; elinden, son zamanlarında da dilinden
çıkanların hepsini okudum herhalde; hakkında yazılan biyografilere, eleştirel
kitaplara, incelemelere, söyleşi kitaplarına erişebildiğimce uzandım; Borges’in
verdiği sayısız referans kitabını buldum, karıştırdım, indirdim. Kimi
konferanslarını, kimi televizyon programlarını, kimi konuşma ve tartışmalarını
izledim, dinledim. Borges’i daha iyi okuyabilmek için İspanyolcayı söktüm.
Buenos Aires sokaklarında onu kendime hayali bir rehber olarak aldım, yaşadığı
iki adrese, gittiği confiterialara, kitapçılara uğradım; onun yazılarında bıçak
dalaşlarına sahne olan bölgelerin şık semtlere dönüştüğünü gördüm; Epifanía’nın,
ya da Borgeslerin taktıkları isimle Fanny’nin yaşadığı, turistler için tango ve
Maradona anlamına gelen yoksul La Boca mahallesinde dolaştım.
|
“Ailenin Budalası”; Sartre’ın 2136 sayfaya yayılan üç ciltlik anıt-kitabı,
yayımlanışının 30. yılında yeniden değerlendiriliyor. 1960’da, 55 yaşında
koyuluyor Flaubert üzerine yazmaya Sartre. Gerçi hazırlıkları çok daha eskilere
uzanıyor ama, asıl, 1960-71 arası, üç kez yazıyor kitabı, gene de bitiremiyor —
1973’te yarıyarıya kör oluşu, bu kopuşun en önemli nedeni.
Flaubert’e, önce “Baudelaire” ile (1946), “Ermiş Genet” ile (1949-51) ve
yarıda kalan “Mallarmé” ile (1952) hazırlanmış Sartre. Çarpıcı kesişme, kendi
yaşamöyküsel anlatısı “Sözcükler” (1963) okunduğunda göze çarpıyor: Kendi
içinden ötekini, ötekinin içinden kendini okumak. Yazı tarihinde bir benzeri
olmayan arkeoloji denemesi. “Bugün bir adam hakkında ne bilebiliriz?” sorusuyla
Flaubert’e olduğu kadar kendi çocukluğuna yönelmek istememiş mi Sartre,
gerçekte?
|
"Bir zamanlar bir Siyam kedisi vardı, kendisini aslan zannediyor ve yakışık
almayan bir tarzda Zebraca konuşuyordu. Bu dil Afrika'da yaşayan bir çizgili at
ırkı tarafından kişnenir. Şimdi: Masum bir zebra cengelde yürür ve başka bir
yönden de küçük kedi yaklaşır; karşılaşırlar. Siyam kedisi mükemmel Zebraca
telaffuzuyla, "Merhaba" der. "Çok güzel bir gün değil mi? Güneş parlıyor, kuşlar
şakıyor, bugün dünya yaşamaya değer bir yer, öyle değil mi?"
Zebra bir Siyam kedisinin zebra gibi konuşmasına o kadar şaşırır ki, kıskıvrak
yakalanmaya müsait hale gelir. Böylece küçük kedi onu hemen kıskıvrak bağlar,
öldürür ve gövdesinin en leziz parçalarını yuvasına taşır."
(Spencer Holst/Kedilerin Dili)
|
Toplam Haber 282 - Toplam 57 Sayfa - Her Sayfada 5 Haber
Şu An Bulunduğunuz Sayfa
[ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | ......... | 53 | 54 | 55 | 56 | 57 ] [>] [>>] |
|
|  |
Karakutu Galeri
|
|
Kategori ve Yazarlar
|
|
|