 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 237 Üye Adayı ve 8 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
Herkesin kendine göre bir nedeni var: şunun için sanat bir kaçıştır; öbürü
içinse bir fetih yolu. Ama insan keşişliğe, deliliğe, ölüme de sığınabilir;
fetih, silahla da yapılabilir. Neden ille de yazmak, kaçış ve fetihlerini 'yazı
aracılığıyla yapmak?
Çünkü, yazarların çeşitli amaçları ardında, hepsinde ortaklaşa bulunan, daha
derin ve daha anlık bir seçim var. Bu seçimi aydınlatmaya çalışacağız ve işte
sırf bu yazmayı seçişleri yüzünden yazarların bağlandığını ileri sürüp
süremeyeceğimizi göreceğiz.
|
Hayır, biz müziği, heykeli ve resmi «de bağlamak» istemiyoruz, ya da, hiç
olmazsa, aynı biçimde bağlamak istemiyoruz. Hem sonra neden isteyecekmişiz?
Geçmiş yüzyıllardaki bir yazar, uğraşıyla ilgili bir görüş ileri sürdüğünde,
hemencecik ondan bunu öteki sanatlara da uygulaması isteniyor muydu ki?
Ama, sanki aslında, tıpkı bütün yüklemlerinin eşdeğerli olarak yansıttığı
Spinoza felsefesindeki töz (cevher) gibi, bu dillerin birinde ya da ötekinde
aynı rahatlıkla dile gelebilecek tek bir sanat varmışçasına, bugün müzikçi ya da
edebiyatçı argosuyla «resimden konuşmak», ve ressam argosuyla da «edebiyattan
konuşmak» incelik sayılıyor.
|
Düzyazı sanatı söz üzerine kurulmuştur, kullandığı madde ister istemez
imlemlidir, bir şey anlatır: yani sözcükler öncelikle birer nesne değil,
nesnelerin belirtilmesidir. Burada sorun, sözcüklerin kendi başlarına hoşa
gidici ya da gitmeyici oluşları değil, dünyadaki nesnelerin belirtilmesidir ya
da bir kavramı doğrulukla belirtip belirtmedikleri, gösterip göstermedikleridir.
|
Eleştirmenler
Şunu unutmamak gerekir ki, eleştirmenlerin çoğu pek talihli olmayan ve, tam
umutsuzluğa düşecekleri anda küçük bir mezarlık bekçiliği bulmuş kimselerdir.
Mezarlıkların ne sakin yer olduğunu tanrı bilir: bunun en sevimli örneği de
kitaplıklardır. Ölüler oradadır: bu ölüler yazmaktan başka bir iş yapmamıştır,
uzun süredir yaşama günahından da kurtulmuşlardır ve zaten yaşamlarını ancak
başka ölülerin onlar üzerine yazdığı kitaplardan tanımaktayızdır.
|
Doğumunun yüzüncü yıldönümünü yaşadığımız bu yıl J.P. Sartre’ı kişiliği ve
yapıtlarıyla anmak, benim kuşağım için aynı zamanda yaşamlarımızın ve
yaşadıklarımızın önemli bir bölümünü yeniden düşünmek ve onu irdelemek anlamına
geliyor.
Geriye bakışla şunu görüyorum: Yaşamımın onun ömrüyle kesiştiği 1980 yılına
kadar en kritik noktalarda dönüp Sartre’ın yazdıklarına, yazar ve politikacı
olarak yaptıklarına bakmışım, onu kendime örnek almaya cesaret ettiğimde kendimi
eleştirmişim, eleştiremediğimde ise ondan uzaklaşmaya çalışmışım, ama daima
hayranlıkla, bir Fransız entellektüelinin yaşamdaki olanaklarına (eğitimi,
yaşama tarzı, dostları ve özgürlüğü) duyduğum, duyabileceğim gıptayla, Sartre’ı
okumak benim için kaçınılmaz bir lüks ve tutku olmuş.
|
Toplam Haber 12 - Toplam 3 Sayfa - Her Sayfada 5 Haber
Şu An Bulunduğunuz Sayfa
[ 1 | 2 | 3 ] [>] [>>] |
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|