"Hüsn ü aşk"ta biz, iki asli unsur görmekteyiz:
1. Tasavvuf ve tasavvuftaki "seyr ü sülûk";
2. O zamana dek
yazılan mesnevi tarzındaki hikayelere üstünlük cehdi.
Tasavvufta, bilhassa Melamet yoluna gidenlerce aşk, insanı, sevilen kişiden,
bütün sevilenlerde cemalini, güzelliğini gösteren, bütün sevilenlerde görünen
tek sevgiliye,
kesretten vahdete, ferdden topluma ve nihayet şehvetten
istiğraka, kendinden geçişe götüren en kudretli bir vasıtadır; bu bakımdan
mecazi, yani tatmin sonucu geçen ve bir sevgiliye duyulan aşk da, gerçek aşka
bir köprüdür. Gerçe
aşksa, önce zuhura, yani güzellere, sıfat ve eserlere,
mazharlara taalluk ederken yavaş-yavaş, güzelliğe, zata taallukeder ve aşık,
kendisini, maşukta yok eder; aşıkın, maşukun bir tecellisi olduğu tahakkuk
edince de aşk yok olur ve
vahdet belirir.