 |
Karakutu
|
|
Reklam
|
|
Google Arama
|
|
Arama
|
|
Online üyeler
|
|
Şu an sitemizde, 179 Üye Adayı ve 10 Üye bulunuyor.
Henüz Sitemize üye olmamışsınız, buraya tıklayarak ücretsiz üyemiz olabilirsiniz.
|
Reklam
|
|
Forum Son Başlıklar
|
|
Giriş Sayfanız Yapın
|
|
Önemli Linkler
|
|
Karakutu - RSS - Alexa
|
|
|  |
|
...Ölümün tek iyiliği bir daha olmayacak olmasıdır.
Nietzsche
İnsanların başına gelen en belirleyici, en nihai, en eşitlikçi ve en kaçınılmaz
gerçek, ölüm. Çeşitli kültürlerde, hatta zaman içinde aynı topraklarda farklı
biçimlerde ifade edilen, yazın dünyasının önemli konusu; cinayet, idam,
intihar... ve hiç kuşkusuz tıp dünyasının başlıca uğraşısı.
Ölüm dendiğinde ilk akla gelen meslek grubu: Hekimler... Ancak,
“hasta/ölüm/hekim” üçgenini bireysel temelde irdelemeden, genel anlamda tıp
dünyası ve ölümle sonlanan bulaşıcı hastalıklar arasındaki ilişkiye daha
yakından bakalım.
|
(87)
I - Hsien 'utancın ne olduğunu' sordu. Üstat dedi ki: "Ülkede iyi bir hükümet iş
başında olduğu zaman, düşünülen şey, yalnızca 'aylık'sa, işte bu utançtır."
II - "Üstün olma isteği, övünmek, açgözlülük yok edildiğinde, 'erdemin' ortaya
çıktığı sanılıyor."
- Üstat dedi ki: "Bu, belki güç olan bir şeyin başarılması kabul edilebilir; ama
bunun üstün erdemle ilgili olabileceğini sanmıyorum."
III - Üstat dedi ki: "Bir ülkede iyi bir hükümet olduğunda, sözler ve
davranışlar, sonuna dek özgürdür. Kötü bir hükümet iş başındayken, davranışlar
belki sonuna dek özgürdür; ama konuşmalarda sakıngan olmak gerekir."
|
Modern düşünce tarihindeki tüm çiftler (Freud ve Lacan, Marx ve Lenin…)
içinde, belki de en problemlisi Kant ve Sade’dır: “Kant, Sade’dır”
ifadesi, iki radikal karşıt arasına bir eşitlik işareti koyduğu için, başka bir
deyişle arı, yansız etik tavrın, bir yönüyle, haz verici şiddete yönelik
dizginlenmemiş bir düşkünlükle özdeş olduğunu ya da bu düşkünlükle örtüştüğünü
öne sürdüğü için, modern etiğin “sonsuz yargı”sıdır.
Burada tehlikede olan pek çok şey vardır –belki de her şey tehlikededir– :
Kantçı formalist etikten, Auschwitz’in soğukkanlı cinayet mekanizmasına uzanan
bir kan bağı var mıdır? Toplama kamplarının sıradan mekanlar ve cinayetin
sıradan bir iş haline gelmesi, Aklın özerkliğine yönelik aydınlanmacı ısrarın
doğal bir sonucu mudur?
Saló’nun film versiyonunda, Mussolini’nin Salo Cumhuriyeti’ndeki karanlık
günleri işleyen Pasolini’nin ima ettiği gibi, Sade’dan faşistlerin işkencelerine
giden meşru bir kan bağı var mıdır? Lacan bu bağlantıyı ilk kez Psikanaliz Etiği
üzerine verdiği seminerde (1958–59)1 kurmuş ve 1963’te yayımlanan Écrits içinde
“Kant ile Sade”2 isimli makalesinde geliştirmişti.
|
Kapitalist uygarlığın egemen olduğu ulusların işçi sınıflarını garip bir
çılgınlık sarıp sarmalamıştır.
Bu çılgınlık, iki yüzyıldan beri, acılı insanlığı
inim inim inleten bireysel ve toplumsal yoksunluklara yol açmaktadır. Bu
çılgınlık, çalışma aşkı; bireyin, onunla birlikte çoluk çocuğunun yaşam gücünü
tüketecek denli aşırıya kaçan çalışma tutkusudur. Rahipler, iktisatçılar ve
ahlakçılar bu akıl sapıncına karış çıkacak yerde, çalışmayı
kutsallaştırmışlardır.
Bu gözü kapalı, bu dar kafalı adamlar, Tanrılarından daha bilge olmaya
kalkıştılar; bu güçsüz ve zavallı yaratıklar, Tanrılarının ilendiği şeyi yeniden
saygınlığa kavuşturmak istiyorlar.
Ben ki, ne Hıristiyan, ne iktisatçı,
ne de ahlakçıyım; onların yargılarını Tanrıların yargısına; din, ekonomi ve
özgün düşünce konusundaki vaazlarını da, kapitalist toplumdaki çalışmanın
korkunç sonuçlarına havale ediyorum.
İsa, Dağdaki Söylev'inde tembelliği öğütlemişti: "Tarlalardaki zambakların
gelişip serpilişine bakın. Onlar ne çalışıyor, ne de yün eğiriyorlar. Buna
karşın söyleyeyim size, Süleyman, o görkemi içinde daha göz alıcı giysilere
bürünmüş değildi"…
|
Demek ki Tanrı, Mutlak Olan, sonlu varlıklardan sakınır. Onu adlandırmayı
arzuladıklarında, çünkü bunu yapmak zorundadırlar,
ona ihanet ederler. Ama onun
hakkında suskun kalırlarsa, kendi iktidarsızlıklarına boyun eğmiş; öteki, daha
az bağlayıcı olmayan buyruğa –onu adlandırma– karşı günah işlemiş olurlar.1
Metafizik
eleştirisi artık Batı düşüncesinde saygın bir gelenektir ve on
sekizinci yüzyılın sonundan beri özgürleşme ilkesiyle bağlantılıdır. Dünyanın
büyüsünü bozma itkisi –rasyonel denetimi daha önceleri yalnızca denetlenemez
yazgı
olarak görülenden ayırma yönündeki süregiden eğilim– her zaman
aydınlanmanın vahye dayalı dine tanınmış kurumsal ayrıcalıklar ve entelektüel
konuma karşı güçlü saldırısıyla yakından bağlantılı görülmüştür.
|
Toplam Haber 75 - Toplam 15 Sayfa - Her Sayfada 5 Haber
Şu An Bulunduğunuz Sayfa
[<<] [<] [ 1 | 2 | 3 | 4 | 5 | ......... | 10 | 11 | 12 | 13 | 14 | 15 ] [>] [>>] |
|
|  |
Kategori ve Yazarlar
|
|
|