— “Şefkate susuz, hayata susuz. Hapishane, dostların ihaneti, kopuşlar,
yuvarlanışlar. Tenin açlığı, ruhun açlığı ve anlaşılmayan bir kalp ve
anlaşılmayan bir kafa ve anlaşılmayan bir vücut. Bir pansiyon odasındadır. Koca
şehirde yapayalnız. Dehasıyla yalnız, kültürüyle yalnız, ıstıraplarıyla yalnız.”
Cemil Meriç'in İstanbul'a geldiği ilk yılları tasvir eden bu satırları, hiç
tereddüt etmeksizin, nefesini verdiği son anlarının da bir tefsiri olarak kabul
edebiliriz.