“Ah Şark, sen esarete layıksın!”
Tarih: 24.06.2005 Saat: 23:07
Konu: Deneme


Selahattin Emin, 1934 yılında Irak’a gittiğinde gözlerine inanamamıştı.

O, Hamurabi’nin zümrüt kakmalı asasına boyun eğen Babil’i, büyük medeniyetlere beşik olmuş muhteşem tarihi ve istiklale kavuşarak ihya olmuş Bağdat’ı hayal ediyordu.

Oysa karşısında “bir ortaçağ dramı” vardı.

Suriye’den Irak’a geçip Fırat’ı sollarına aldılar; kum dalgalarında ine çıka Kerbela’ya araba sürdüler. Yolda otostop yapan kafilelerin kızgın kum üstündeki çıplak tabanlarında insan aczinin nara attığını gördüler.



Akşama Şii hacıların kabesi Kerbela’ya vardılar.

Kapalıçarşı önünde bir kalabalık aniden otomobillerinin etrafını sardı. Kınalı sakal ve yeşil abadan büyük bir alay, onları türbelere götürdü. Bu sefil manzara Selahattin Emin’e şu satırları yazdırdı:

“Her gün 24 saat, bir ziyaretçiden bir paralık sadaka almak için birbirine giren şu kara kalabalık, nasıl anlatılabilir? Dilencileriyle meşhur Şark, hiçbir yerde bu kadar düşmemiştir. İmam Hüseyin’in sandukası başında bize sokulmak için şu kadını iteleyen derviş, insan gururunu hiç tanımıyor. Yüzlerce sene analarımızı rikkatten ağlatan ‘yeşil’, burada kutsiyetinden soyunmuş, çamur içindedir. Halbuki biz, asırlarca bu renk için mabet ve minber yaptık. Kara çarşafının içinde hıçkıran frengili kadın… açlıktan yürüyemeyen çocuk… kefeni sarkan tabut… Sadakayı ziyaretçiden, şifa ve cenneti de Kerbela Şehidi’nden dileniyorlar. ‘Ah Şark, sen esarete layıksın’ diye haykıracağım geliyor”. (Ankara-Lübnan-Bağdat Seyahat Notları, İst. Ebüzziya matbaası, 1934)


* * *

Ne kadar benzer değil mi?

Enis Batur’un derlediği “Beş Kıtada Türk Seyyahları”nın (Turkcell, 2002) Bağdat sayfasına bakınca insan, 70 yılda bu coğrafyada bir dirhem yol gidilmediğine hükmediyor.

Şark aynı aczin, aynı esaretin, aynı çaresizliğin kıskacında hala…

Selahattin Emin’in o geziden aktardığı bir Necef tablosu okuru sarsıyor:

Şii dilinde “Cennet bahçesi” anlamına gelen Necef’e gömülmek, cennette tuba ağacı altına uzanmak kadar cazip. O yüzden İran’ın, Hind’in sayısız şehirlerinden her gün Necef’e, ya deve üstünde bir tahta parçasına sarılı halde ya da bir at eğerinin iki yanından sarkarak yüzlerce ölü getiriliyor. Seyyitlerce, gelenlere tapulu cennet arazisi satılıyor, beyaz kefenlerin uçkuruna ucuz cennet anahtarı asılıyor.

“Fakat” diyor Emin, “belinde cennet anahtarı ve koynunda arsa tapusuyla Necef’te gömülmek, ancak zenginlere nasip oluyor. Kesesi bu lükse müsait olmayan orta halliler, bir torba içinde kemiklerini göndermekle yetiniyorlar. Evkaf dairesinde, ölü ruhsatiyesi için makbuz kesen memur, ahretin kapısında bile aldatılmamak için, torbalardaki kemikleri sayıyor”.

Çünkü bazen kimi uyanıklar birkaç ölü kemiğini bir ölü diye gömdürüp evkaf vergisini az vermeye yelteniyor. Selahattin Emin, halimize şükrediyor:

“Şarkı bu kadar kara, bu kadar kirli hiçbir yerde görmedim. Süleymaniye’de secdeye kapanan beyaz sakalı, Necef’te öpeceğim geldi”.


* * *

Peki neden?

Sular üzerinde orta çağ teknelerinin, yırtık yelkenler ve kırık kayık direkleriyle dolandığı Feysaliyye’de sorguluyor bunu…

Vardığı netice, çoğu ilk kuşak Cumhuriyet aydınının amentüsü:

“İmparatorluğun her renge ve her milliyete müsavi insan hakkı veren büyük toleransı burada bir epope (destan) gibi yaşamaktadır. (..) Feysaliyye’de, bir avlu duvarının dibinde güneşlenen basit bir Iraklı bile, artık istismarın, ancak kuvvet önünde rükua geldiğini biliyor. Şarka bunu, tekerlek demirinden kılıç yapan, Sarıkamış’tan Sakarya’ya omzunda mermi taşıyan Anadolu ihtilali ve onun büyük ve aydın başı öğretti”.


* * *

Selahattin Emin, Irak notlarını acı bir teşhis ve keskin bir çözüm formülüyle noktalıyor:

“Fırat boyunda köylüyü, şeyh ve hükümet adlı iki taş, dişleri arasına almış, bir pirinç tanesi gibi öğütmektedir. Irak istiklalini ben, şehirlerde bol maaşlı hantal bürokrasinin ağzında, fellah köyünde şeyhin sahavet sofrasında kurban edilirken gördüm. Irak’ta kurtuluş bayrağı, bu sınıfların tasfiyesi bayramında dalgalanacaktır”.

70 yıl sonra bugün, Fırat boyundaki köylü için değişen şey, sadece kendisini öğüten değirmen taşlarının adından ibaret..

Kurtuluş bayrağı ise hala Selahattin Emin’in bahsettiği bayrak…

O bayrağa sarılıp, ‘Ah Şark, sen hürriyete layıksın’ diye haykırası geliyor insanın…


www.gazetem.net







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=953