Mashafın cemali; cemalin mushafı
Tarih: 22.06.2005 Saat: 15:55
Konu: Divan Edebiyatı


Eski şairlerin ilgi alanları ve medeniyet birikimleri arasında din her zaman önemli bir yer tutagelmiştir.
Nitekim doğuda ve batıda, eski insanların ve bilhassa ortaçağ üstadlarının sanat anlayışları neredeyse tamamen Rahmanî idiler. Musıkî, mimari, şiir, tezyinî sanatlar, resim, tekstil ve maden sanatları vb. hep din merkezli eserler üretiyorlardı. Özellikle batıda İncil, hemen hemen sanatın her alanında belirleyici unsur gibiydi.



Resimlerde ve ikonlarda İncil’den sahneler, ilahilerde kilisenin hedeflerine uygun dinî besteler, mimarîde kilise merkezli hayatın gereklerine uygun yapılar vb. hep ön planda tutuluyordu. Doğu İslam edebiyatlarında da benzer yapılanmalar mevcuttu. İçinde yaşadığı toplumun kutsal değerlerine ve din anlayışına uygun sanat üreten bir sanatçı, böylece kendisini daha kolay ifade edebilmenin de yolunu bulmuş oluyordu. Belki de bu yüzden, klasik Türk şiirinde İslam’ın özünden kaynaklanan bir toplumsal anlayışın parametrelerini görmek mümkündür. Mesela şairlere göre sevgilinin yüzü bir Kur’an-ı Kerim kabul edilir ve onda bulunan tezyinat, harfler, harekeler, ayet ve sureler sevgilinin mübarek ve güzel yüzünde birer karşılık bulur. Sevgilinin yanağındaki ayva tüyleri, hat (yazı) olmak bakımından sure ve ayetlere; rengi yönünden Duhan’a (duman demek olup bir sûrenin adıdır) teşbih olunur. Yine sevgilinin kaşı sure başlıklarına, parlak yanakları nur ayetlerine, beni de ayetler arasına konulan duraklara benzetilir. Bu arada mukattaat harfleri de devreye girebilir. Mesela Fatih’in veziri olan şair Ahmet Paşa,

Mushaf’da kadd ü zülf ü dehânın mı gördü kim

Dil tıfli okuduğu elif-lâm-mîm’dir

derken sevgilisinin düzgün boyunu elif, çengel çengel olmuş zülfünü lam, bir gonca gibi küçük ve yumuk ağzını da mim’in yuvarlağına benzeterek gönlüne Elif-Lam-Mim okutmakta; Kur’an okurken sevgiliyi düşünerek ona ulviyet vermektedir.

Eski şairlerce Kur’an’ın fem-i muhsin tarafından yedi türlü okunduğu ve okuyanın temiz olma mecburiyeti, yüzünden takip edildiği ve gözün sayfalar üzerinde gezdirilerek okunması esnasında bakışların ondan ayrılamadığı, en güzel şekilde tezyin olunup süslendiği, arasına gül yaprakları konulduğu, üzerine el basmak yoluyla yemin, yahut fal bakar gibi tefe’ül edildiği, cadılarca üzerine oturularak büyü yapıldığı gibi özellikler de birer nükte çerçevesinde zikredilmeye değer bulunmuştur. Bu üslubun günümüze tercümesi, her sanatçının ister istemez içinde yaşadığı toplumun değerlerine uygun sanat ürettiği gerçeğidir.

Yakın zamanlara kadar anne babalar çocuklarına Kur’an-ı Kerim’in açık bırakılması halinde şeytan (rakip) tarafından okunacağını, dolayısıyla açık bırakılmaması gerektiğini telkin ederlerdi. Yine Fatih çağı şairlerinden Necatî Bey’e kulak verelim:

Bî-nikâb olma habîbüm görmesin yüzün rakîb

Mushaf açık olıcak derler anı şeytan okur

“Ey sevgili! Sakın peçeni açma da rakiplerim yüzünü görmesin. Zira denilir ki, Mushaf açık olunca onu şeytanlar okurmuş.” Şair rakibine şeytan diyerek onu hem aşağılıyor, hem de yaptığı şeytanlıklara sevgilinin kanmaması gerektiği tembih ediyor. Zarif bir nükte!..

Eski şairlerin pek çoğu okuma yazma bilmek dolayısıyla Kur’anî ilimlere de sahip idiler. Çoğu medrese eğitimi almış, dolayısıyla zahirî ve batınî ilimler konusunda söz söyleme konumuna yükselmiş olurlardı. Ayrıca içinde yaşadıkları toplumun temel İslamî değer yargıları ve anlayışlarına göre de belli birikimlere sahip idiler. İşte o birikimle olsa gerek biri şöyle diyor:

Mecnûn ile bir mekteb-i aşk içre okurduk

Ben Mushaf’ı hatm ettim o ve’l-Leyli’de kaldı

Mânâ murâd olundukta, “Aşk mektebinde Mecnun ile sıra arkadaşı olmuş birlikte okuyorduk. Eğitimin sonunda ben Mushaf’ı hatmettim, ama o Leyl suresinden öteye geçemedi; orada takılıp kaldı!..” demeye gelir. Zavallı Mecnun, belli ki ezber sırası Leyl (Gece) suresine gelince Leyla’yı hatırlamış ve bir daha aklını toparlayıp ezberini tamamlayamamış. Eh, hakiki aşk da böyle bir şey olsa gerektir!.. Hani Yunus der ya: “Cennet cennet dedikleri / Birkaç köşkle birkaç huri / İsteyene ver anları / Bana seni gerek seni.”


Zaman
16/06/2005







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=930