Sadece Müslüman'ın acısı mı acı? Sadece başörtülü annenin mi gözyaşı
temiz? Vicdan, sadece din kardeşleri arasında
mı?
Van'da, geçtiğimiz cuma günü namaz çıkışı Ulu Camii önünde bir gösteri yapıldı.
Ellerinde "Ya hilafet, ya şehadet", "Batı ile zillet, hilafet ile izzet",
"Devletsiz İslam, İslamsız devlet olmaz" yazılı dövizler taşıyan
kalabalık, bir
basın açıklaması yapmak istedi.
Özbekistan'da yaşananları protesto edeceklerdi.
Kalabalık tekbirler getirirken polis, izinsiz gösteriyi engellemeye çalıştı.
Çıkan arbedede göstericilerden biri yere düştü. Yerdeki gösterici
kendilerini
izleyen kalabalığa şöyle bağırdı:
"Kardeşlerimizi götürüyorlar! Müslümanları götürüyorlar! Siz Müslüman değil
misiniz?!"
Bu cümleler kalabalığı derhal harekete geçirdi. Yuhalamalar, tekbirler... Hatta
birkaç kişi
polise müdahale etmeye bile yeltendi. "Nereye götürüyorsunuz
onları?" diye bağırıyordu insanlar. "Siz Müslüman değil misiniz?!" cümlesi
otomatik olarak ayağa kaldırmıştı kalabalığı... Kalabalık, insanlar dövüldüğü
için değil "Müslüman
kardeşleri" götürüldüğü için ayaktaydı!
Bir damla temiz gözyaşı
Erzurum Atatürk Üniversitesi'ne çocuğunun mezuniyet törenini izlemeye giden
kapalı anne içeriye alınmadı. İzleyeni kendinden utandıracak
görüntülerden
biriydi. Bir ihtiyar anne, çocuğunun mutlu bir anını paylaşmak istemişti.
Fallarda denir ya "bir damla temiz gözyaşı" dökecekti hepi topu. Anneyi izlerken
içinizin acıması için dini inancınız olması gerekmiyordu. Bu görüntü
derhal
bütün medya organlarını harekete geçirdi. Annenin başına gelenlerle ilgili canlı
yayın bağlantıları, televizyon tartışmaları düzenlendi. Üniversiteden
açıklamalar yapıldı, siyasiler basın toplantıları düzenlendi. Türkiye, annenin
iç
kırıklığını paylaştı. Başörtülü bir kadından akan bir gözyaşı derhal
kalabalıkları ayağa kaldırdı. Kalabalıklar, bir anne ağladığı için değil
"başörtülü bir anne" ağladığı için ayaktaydı!
Hangi kardeş, hangi
anne?
Merak ediyorum; Van'da, Erzurum'da ya da memleketin başka bir şehrinde
kalabalıklar, polis başka insanları döverken harekete geçer miydi? Ya da
"Müslüman" götürülürken çok canlı olan vicdanlar "insan" götürülürken
hiç o
kadar canlı oldu mu? Elinde "Parasız eğitim" dövizi tuttuğu için dövülen,
yerlerde sürüklenen üniversiteli kızlar için bağırdı mı o kalabalıklar? O kız
"Siz insan değil misiniz?" diye sorduğunda bu dayağı izleyenlere, kalabalığın
umurunda olur muydu? "Müslüman" kardeşinin götürülüşüne derhal tepki veren
insanlar, "insan kardeşinin" götürülüşüne, yerlerde sürüklenişine polisi
yuhalayacak kadar hiç kızdı mı? Başörtülü anneye üzülen din kardeşleri,
yıllardır
gözaltına alınan, dövülen siyasi tutuklu annelerinin, kayıp çocuk
annelerinin ağlayışına niye hiç tepki vermedi? Onlar anne değil miydi? Yoksa
onların gözyaşı Müslüman kardeşlere yeterince "temiz" mi gelmiyordu?
Televizyonlar o
anneleri hiç "acısını paylaşacak" kadar meşru bulmadı çünkü,
gazeteler onları hiç örtülü kadınlar kadar çok sevmedi! Bütün o çocuklar ölürken
hiç kimse o anneleri göstermedi!
Aç kalmamak için gösteriler yapan işçiler dövülürken
izleyen kalabalık, acaba o
dövülen işçilerden biri "Açları götürüyorlar! Kardeşlerimizi götürüyorlar! Sen
de aç değil misin?" dese, kaç kişi polise "Nereye götürüyorsunuz onları?"
diyecek kadar cesur olur? Çocuklar dövülürken
çocuklardan biri bağırsa
"Çocukları götürüyorlar! Senin de çocuğun yok mu?" dese...
Soruyorum şimdi: Bu memleketin vicdanı sadece Müslümanlıkla mı sınırlı?
Milliyet
20/06/2005