Ey doktorlar, yaşlılık bir hastalık değildir. Tedavi için yırtınıp
durmanız boşuna! Görüntü kirliliğini estetize etmek için tüm
yaşlıları
katletmekten başka radikal çözüm yok!
Ey yaşlılar, ihtiyarlığa eski bilgeliğini ve saygınlığını kazandırın! 3-5 yıl
daha fazla yaşayabilmek için vazgeçilen nimetlerin, ölürken bir film şeridi gibi
gözlerinizin önünden
geçmeyeceğinin garantisi ne?
Çağdaş gönüllü köleler! Siz de sayılı nefesinizi yürüyüş bandında tüketmeyin!
30’lu yaşlarında kalpten gidenlerle dolu etraf.
Bu kadar korkulur mu yaşlılıktan? Bu
‘aman benden uzak dursun’lar neden? Zaten
yormadı mı bu koşturmaca, bu çelişkiler, ömür boyu yalanan tükürükler? Hak
etmediniz mi huzurla o SON’u beklemeyi?
“Her
yaşlı, rahatsız edilmeden, sakin bir şekilde ölmeyi bekleyecek kadar
saygıyı hak etmiştir” (Konfüçyus)
Modern tıp, teknoloji ve bilimsel araştırmalar ilerledikçe, popüler kültürün
gayrı insani ama reytingi yüksek
taleplerine mağlup oluyor. Cerrahinin, estetik
operasyonlardan başka bir boka yaramadığı gibi bir anlayış hakim artık. Asıl
sakatlık ise yaşlılığın bir hastalık gibi algılanıp, tedavi edilmeye
çalışılmasında yatıyor.
Yaşlılık,
varoluşun en doğal sürecidir, hastalık değil! İflas etmeye, bozulmaya
başlayan metabolizmayı nasıl geriye döndürebilirsiniz? Yaşlılık, Tanrı’nın
insanoğluna, çocukluk ve gençlik gibi verdiği nimetlerden. Doğarsın, yaşarsın,
ölürsün. Olay bu kadar basit!
İhtiyarlığın, hikmeti, erdemi, saygınlığı ve bilgeliği, modern zamanların
kutsanan çocukluk ve gençliğine yenildiğinden bu yana, eşşek kadar amcaların,
zırzop spor giyimler içinde kendini
genç gösterme gülünçlüğüne şahid oluyoruz.
Altı milyar insan farklı düşünce, psikoloji ve biçimde yaratılmıştır. Bu kadar
büyük farklılıklara sahip malzemeden, ölü balık gözlü, burnunun deliği
karşındakinin suratına bakan,
korseler içinde nefesi daralan aynılaştırılmış
sayborglar yürüyor caddelerde…
Aynılaştırma operasyonunun öznesi olan modern cerrahi, Botoks, meme dikleştirme,
kıç büyütme, yağ aldırma, kırışıklık giderme, burun kaldırma,
gıdı aldırma filan
gibi sakatat problemleri ile meşgul. Hepsi, yaşlılığın yitik değerlerden
sayılmasından.
Geçen yaz Paris Belediyesi, aşırı sıcaklar yüzünden hayatını kaybeden ve tek
başına yaşayan onbinlerce yaşlının,
çocuklarının tatillerini yarıda kesmemesi
nedeniyle morglara sığmadığını, bu yıl buz pateni salonlarının kiralandığını
açıkladı. Bazı ülkelerde ise belli saatlerde, belli mekanlara ve parklara
yaşlıların girmesi yasaklanıyor.
En iyisi
görüntüyü bozan bu timsahları öldürmek, daha steril ve daha estetik bir
dünya için en radikal çözüm bu mudur yoksa?
Ab-ı hayat iksirini, Kafkasya dağlarında, Hindistan mabedlerinde, sağlıklı yaşam
köylerinde, kişiye özel diyet
programlarında arama çabasına düşmüş zavallılar!
Keten tohumu, Omega 3, Fosfor, Potasyum, çinko, doymamış yağlar ve ot çayları
peşinde 3-5 yıl daha fazla yaşayacağım diye yırtınıp duruyor. Yetmedi, Mesir
Macunu, Padişah
dolması, kocakarı terkipleri ile akranlarına fark atma
derdindeler…
Ekranlar, gazeteler ‘Bakın hala ne kadar gencim”, “Yaşım 70 ama 60 gösteriyorum”
zevzekliği ile gebermeden dünyaya
mertek dikeceğini sananlarla dolu! “Cildim
parlak”
diye övünenlere, kösele gibi yüreğe sahip olduklarını kimseler söylemeyecek mi?
Otla, çimenle beslenerek kaç yıl daha bu tapındığın dünyada daha fazla ömür
sereceksin? 3-5 yıl daha fazla (belki) yaşayabilmek için vazgeçtiklerinin,
ölürken bile bir film şeridi gibi gözlerinin önünden geçmeyeceğinin, burnunda
tütmeyeceğinin garantisi ne? Sizi gidi çağdaş yaşamın, gönüllü köleleri
sizi…
Kendinden 20 yaş küçük kız-erkek tavlamak için, ölüme Don Kişot’ça karşı koymaya
kalkmanın, zibidilere madara olmanın ne alemi var!
Gıdın, göbeğin, kolların vesair azaların sarkarsa, baldır-bacak
yağlanırsa, yüz
kırışırsa, saçlar ağarırsa, benler çoğalırsa, siyatikler azarsa ölür müsün? Evet
ölürsün ve kurtulursun dertlerinden!
Neyi, ne kadar mutlu yaşadın? Ne sefa sürdün şu iki günlük dünyada! Çok mu matah
bir şeydi
harala gürele geçen sınav telaşı?
Hayatı boyunca, dengeli beslenmiş, bütün mineralleri düzenli almış, etten,
pirzoladan uzak durmuş, hergün kilometrelerce koşup, jimnastik salonlarında
Allah’ın verdiği sayılı nefesi tüketmiş,
ancak 36 yaşında kalpten gidenlere
bakın da ibret alın!
Doğu Anadolu’nun ücra bir ilçesinde görev yapan öğretmen bir arkadaş anlatmıştı.
Hayatı boyunca şehre inmemiş 97 yaşındaki bir amcanın oğlu, ömründe
doktor ve
ilaç yüzü görmemiş babasının ayağında aksama hissettiğini ve şehirde doktora
gitmesi için ikna etmesini istemiş bizimkinden. Zorla götürmüşler, doktor sigara
içtiğini öğrenince, elindeki reçeteyi bırakıp “eğer sigarayı
bırakmazsan 80’e
varmaz ölürsün” demiş. 97 yaşındaki amca doktora ters ters bakıp, “O yazdığın
reçeteyi g.tüne sok” demiş.
Zaten yormadı mı bu koşturmaca, bu çelişkiler, ömür boyu
tükürdüğünü
yalamalar, ölüm karşısındaki edilgenlikler, onurluca, şerefle ihtiyarlık
şerbetini içip, o enfes sonu beklemek fena mı olur sanki? Evet her yaşlı ölümü
gerçekten de hak etmiştir!
gayberia@yahoo.com