Hayat bir tiyatrodur!
Tarih: 06.06.2005 Saat: 07:27
Konu: Ahmet Zeki Gayberi


Hayat tiyatro sahnesidir. Yalnızken bile, seyircisiz yapılan provalar gibi, takınacağımız tavrı, edeceğimiz kelamı hesap ederiz.

Kendine bile katlanamayanların, kendi renklerinden yola çıkarak genel tanımlar üretmesi, fıtrata vurulmak istenen en büyük prangadır.

Evden çıkarken taktığımız maskelere tükürüp, şerefsize “şerefsiz!” diye haykırdığımızda, temizliğe mahallemizden başladığımızda, kalbimiz asude bir sükun bulacak, damarlarımıza ahlak yürüyecek!

Kaybedecek bir şeyi olmayanların cesareti, bir gün sınıf atlayacağı umudu ile hayata sarılan Mahzun’cu, Özcan Deniz’ci, Alişan’cı kitlenin kaygısıyla değil, dibe vurmuş Müslümcü’lerin, tedirgin edici suskunluğu ile açıklanabilir.




Varoluş kaygısına en güzel cevap Yunus’un ve Kafka’nınkidir bence. Yunus:
“İlim ilim bilmektir, ilim kendin bilmektir, sen kendini bilmezse, ya nice okumaktır” derken,
Karşı kıyıdan Kafka şöyle seslenir: “İnsan aynaya baktığında, kendi suretini değil de, aynaya bakan kendini gördüğünde meseleyi halletmiş demektir’…
Bizim derdimiz kendimizle. Kendimize, yani insana katlanabildiğimiz, istifrayı deşarj etme gücünü gösterdiğimiz an, sokağa çıkarken portmantomuzda asılı duran sürüyle maske arasından ‘resmi’yi değil, ‘asli’yi seçtiğimiz zaman ‘İşte olay budur!” deme şansını da yakalayabiliriz…
Arkasından kalaylı küfürler savurduğu muhatabını görünce, klişe cümlelerle saygı, -konumuna göre- işi yalakalığa vardıran kişinin, o esnada aklından geçen gerçek düşüncelerini bastırma sanatına siyaset veya toplumsallık içgüdüsü denir….
Muhasebe, sorgulama ve telkin için yalnızlık güzel bir nimettir. Ama çoğu kez bu yalnızlığı bile, hayat sahnesinde rol kesmek için seyircisiz provalara çevirmez miyiz?
Kendine bile rol kesen, artistlerin şahı! Senden korkulur! Soluğunun çıkmasına izin verilmeyen bir düzende, kendine bile yabancılaşıp, yine kendini kandırıyorsun!
Bu kendine katlanamamanın bir üst derecesinde yer alan zenginlerin korkusu ise, kaybedecek hiçbir şeyi olmayanlara göre daha bir hazindir. Yokluğun mağmasında dolaşanların cesareti, bir gün sınıf atlayacağı umudu ile hayata sarılan Muhzun’cu, Özcan Deniz’ci, Alişan’cı kitlenin kaygılarından ziyade, dibe vurmuş Müslümcülerin, tedirgin edici suskunluğu ile açıklanabilir belki.
Hiçbir NLP, bireysel başarı kitabı, nasihatlar külliyatı, yalnızlık sancısının cevabını barındırmaz. İnsanoğlu, yaratılışı, fizyonomisi, moraliteleri ve hatta metabolizması ile Tanrı’nın kainat kitabının müthiş bir muamması değil midir?
Tek renkten yola çıkarak genel tanımlar üretmek, bu fıtrata vurulmak istenen en büyük prangadır. Hangi izmden beslenirse beslensin, hangi kaygıyı taşırsa taşısın, bu müthiş ‘muamma’ hakkındaki her türlü kategorizasyon ve genelleme çabası, ontolojik bir inkara ve faşizme varır…
Kısacası insanoğlu tek başına kalsa da modern zamanların klasik patalojisi, “Yalnızlıklarda bile kalabalığım” sendromunu aşamaz… Bu yüzdendir ki başka birince düşünülmüyor olmak dahi, yalnızlığın ve umarsızlığın körükleyicisi olur… Birilerini düşününce, kaç kişiyi mutlu kıldığınızı, kaç hastalıklı ruha derman olduğunuzu, farkında olmazsanız bile unutmayın!
Varken ilginç, yokken aranılmayan biri olmak nasıl bir duygudur? Herkes yaşamıştır bilir bunun cevabını: İğrenç! Öleceğini bile bile yaşamını sürdüren yeryüzündeki tek canlıdır insan. Dağların, taşların kaldıramadığı bu yükü gönüllü sırtlanmıştır… Bu şüphe götürmez gerçeğe bile sırtını dönüp, kendi varoluşuna dahi katlanamayan, hayatı tiyatro sahnesi belleyip, artistliklerle tüketen insanoğluna veyl olsun!
Bazıları sinirlense de işte alakasız bir son kelam aforizması:
“Zayıf, daima adalet ve eşitlik ister, halbuki bunlar, kuvvetlinin umurunda değildir.” (Aristo)

 

gayberia@yahoo.com
 







Bu haberin geldigi yer: Karakutu.com-Kültür Sanat
http://www.karakutu.com

Bu haber icin adres:
http://www.karakutu.com/modules.php?name=News&file=article&sid=868