Bunalıma girince 'Nutuk' oku açılırsın, dediler. Aynen öyle yaptım,
ferahladım.
Tabii, Nutuk'u değil, onun Türk Dil Kurumu
eliyle yapılmış çevirisini okudum,
'Söylev'... 1978 baskısı... Devletin resmi kurumunun baskısı, niçin
okumayacakmışım? Devlet herşeyden yüce değil mi? Ne yani, özel sektörün
yayınlarına mı güveneceğiz?
TDK, büyük
önder Atatürk'ün 1927 yılında CHP meclis grubu üyelerine seslenme
şekli olan ünlü 'efendiler' kelimesini 'sayın baylar' şeklinde tercüme etmiş. Bu
bile yüzümüzü güldürmek için yeterli. Büyüklerimiz haklıymış; Nutuk, daralana
bunalana iyi geliyor.
Bu baskı, eski TDK'nın, '12 Eylül öncesinin dil kurumunun' işi... Yenisi nasıl
yayınlardı acaba? Ulu önder milletvekillerine 'muhterem hazırun-u kiram' falan
mı diyecekti?
Şöyle rastgele
bir sayfa açayım da remil tutayım dedim, karşıma ikinci ciltte
sayfa 451 ve 452 çıktı.
Orada ulu önder, Sakarya Meydan Muharebesi öncesi aldığı olağanüstü önlemleri
anlatıyor.
Hani şu, 'ayın altında kağnılar
gidiyordu' meselesi.
Atatürk diyor ki:
'Beş sayılı buyruğumla, ordu için alınan taşıtlardan başka, halkın elinde
kalanlarının da ayda bir kez ve parasız olarak yüz kilometrelik bir uzaklığa dek
askeri ulaştırma
işlerinde çalıştırılmasını zorunlu kıldım.'
Bu arada daha başka hangi maddelerin yüzde kırkına parası sonra ödenmek üzere el
koyduğunu da anlatıyor: Çamaşırlık bez, kaput bezi, patiska, pamuk, yıkanmış ve
yıkanmamış
yün ve tiftik, kışlık ve yazlık kumaş, kalın bez, kösele, varela,
taban astarlığı, sarı ve siyah meşin, sahtiyan, dikilmiş ve dikilmemiş çarık,
potin, demir kundura çivisi, tel çivi, kundura ve saraç ipliği, nallık demir ve
yapılmış nal, mıh, yem
torbası, yular, belleme, kolan, kaşağı, gebre, semer ve
urgan... Buğday, saman, un, arpa, fasulya, bulgur, nohut, mercimek, kasaplık
hayvanlar, şeker, gaz, pirinç, sabun, yağ, tuz, zeytinyağı, çay, mum...
Benzin, vakum,
gres yağı, makine yağı, donyağı, saatçı ve taban yağları,
vazelin, otomobil ve kamyon lastiği, lastik yapıştırıcı, buji, soğuk tutkal,
Fransız tutkalı, telefon makinesi, kablo, pil, çıplak tel, yalıtkan, zaçyağı...
Büyük kurtarıcı
diyor ki:
'Dört sayılı buyruğumla, halkın elinde bulunan dört tekerlekli yaylı araba, dört
tekerlekli at ve öküz arabaları ile kağnı arabalarının bütün donatımı ve
hayvanları ile birlikte, binek hayvanları, top çeker hayvanlar, katırlar,
yük
hayvanları, deve ve eşeklerin yüzde yirmisine el koydum.'
Benim ilgimi en çok şurası çekti... Sonra ekliyor: 'Buyruklarımın ve
bildirimlerimin yerine getirilmesi için kurduğum İstiklal Mahkemeleri'ni
Kastamonu,
Samsun, Konya, Eskişehir bölgelerine gönderdim. Ankara'da da bir
mahkeme bulundurdum.'
Ve Elif, öküzün yerine kendi kendini koştu, kağnı oldu, teker oldu, mermi oldu,
umut oldu aktı cepheye gecedeeen incedeeen
incedeeen...
Değil mi Fazıl Hüsnü?
Akşam
25/05/2006